Ana SayfaKürsüUkrayna ve Rejim Değişikliği

Ukrayna ve Rejim Değişikliği

Çeviri: Eyüp Eser

Sunuş

24 Ocak’ta yaşamını yitiren Parenti, kendisini okurlarımıza tanıtmak için sunduğumuz üçüncü yazısında, emperyalizm gerçekliğini İran ve Kuzey Kore’den sonra bu kez Ukrayna üzerinden anlatıyor. Sol hareketin büyük çoğunluğunun ABD güdümlü Batı dünyasının ideo-politik etkisiyle Ukrayna’da “vatan savunuculuğu” çağrısı yaptığı ya da “iki emperyalistin taraf olunmaması gereken kapışmasını” gördüğü Ukrayna krizinin Rusya’yı boğmak için ABD tarafından nasıl adım adım tasarlandığını 2014’te gösteriyor.

*

Temmuz 2014

2014’ün başında, Kırım seçmenlerinin yüzde 83’ünden fazlası, kendi iradeleriyle, Rusya’ya tekrar katılmak için düzenlenen referandumda oy kullandı. Bu yüzdenin neredeyse yüzde 97’si Ukrayna’dan ayrılarak tekrar Rusya’nın bir parçası olmaya ezici bir biçimde karar verdi. Rusya’ya geri dönmek daha iyi ücretler, emeklilik ve bir çeşit daha iyi bir yaşam anlamına geliyordu. Rusya’ya tekrar bağlanmak için gösterilen bu istek yalnızca etnik bir duygusallığa bağlı değildi; Kırımlı seçmenler, aynı zamanda, daha iyi bir yaşam standardı umudu taşımaktaydı.

Ukrayna, direksiyonu rejim değişikliğine kırmış yıkıcı güçlerin eline düşmemiş olsaydı eğer, Kırım ne böylesi bir tercih yapardı ne de Rusya bu tercihe bu kadar kabul edici bir tarzda yaklaşırdı.

Rejim değişikliği, mevcut hükümetin yönetme kabiliyetini imkânsız kılmayı amaçlayan bir eylem biçimidir. Söz konusu dikkatle hazırlanmış sonu gelmez kaosa birçok ülkede şahit olduk. Militan biçimde örgütlenmiş gruplar, yabancı Batı çıkarları tarafından finanse edilerek donatıldılar. Kuşatılmış hükümeti sarsmak amacı taşıyan isyankâr yayınları ve gösterileri ile önemli sayılarda STÖ türedi –Ukrayna’nın durumunda ise, görevdeki hükümet çok uzun olmayan bir zaman önce demokratik yollarla işbaşına gelmişti. STÖ’ler, protestoları mobilize etmek ve devamlılıklarını sağlamak için milyarlarca dolar tutarındaki gereçlere sahipti. Her ne kadar bağımsız (‘sivil’) olmaları gerekse de, bazı STÖ’ler bütün kaynaklarını ABD hükümetinden almaktaydı. Dışişleri Bakanlığı müsteşarlarından biri olan Victoria Nuland, ABD’nin rejim değişikliği mücadelesine 5 milyar dolar civarında bir miktar harcadığını gururla haykırmıştı.

Çok geçmeden aşırı-milliyetçiler ve paralı militanlar protestocu kitleye hâkim oldular ve kudretli Batı uluslarının kuvvetli kucaklayışının arkalarında olduğu bilgisinin verdiği garantiyle, eylemin hedefi ve hızını belirlediler. NATO’nun askeri kudreti ile global uzantılarıyla karşıt bakış açısını neredeyse susturan Batılı (holding ve kamu) anaakım medya da bunlara dahildi. Kiev’deki manipülatörlerin en gerici unsurları Yahudilere, Siyahlara, Çinlilere, Ruslara ve –elbette– Komünistlere iftira dolu saldırılarda bulundular.

Ukrayna’da bulunan Svoboda ve Sağ Sektör gibi kripto-faşist yapılarla diğer oluşumlar, titizlikle hazırlanmış bayraklar, semboller ve (İngilizce de dahil olmak üzere) birçok dildeki pankartlarla birlikte, binlerce insanı Kiev sokaklarında haftalarca doyuracak ve rahat ettirecek yeterli kaynakları edinmişlerdi. Svoboda yandaşları birileri tarafından fonlanmaktaydı. Bunlar, gamalı haçla çarpıcı benzerlik taşıyan bir sembol kullanıyordu. Svoboda’nın en tepesindeki liderler “Rus pisliği” ve “Moskovalı Yahudi mafyası”nı açıkça dile getiriyorlardı. Maske takmış ve demarke askeri kıyafetler giyen insanlar silahsız polislerle güvenlik görevlilerine saldırıyorlardı. Toplanan kalabalık arasında hareket eden bu insanlar, bağımsız kaynaklara göre, bazen kalabalığa keskin nişancı tüfekleriyle ateş ediyorlardı –ki bu durum o anda neredeyse nefessiz kalmış hükümetin üzerine atılabilirdi. Tüm bunlar yaşanırken, Batı medyası, örneğin kimliği belirsiz saldırganlardan istisnasız biçimde “protestocular” olarak bahsetmek gibi, her şeyi Beyaz Sarayın istediği şekilde sunuyordu.

Kiev’de üretilmiş bu ayaklanmaya daha önce birçok ülkede şahit olmuştuk: Aynı zaman diliminde benzer çerçevede eylemler Venezuela’dan Tayland’a kadar yaşanmıştı. Senaryonun aşağı yukarı aynı olmasının yanında Batının finanse ettiği saldırıların amacı, %1’lik global süper zenginler için dünyayı daha güvenlikli kılmaktı. Demokrasi için mücadele ettiklerini sanan Ukraynalılar, eninde sonunda gerçekte Batı plütokrasisine hizmet ettiklerini keşfedecekler. Onlara kalacak tek şey eski amaçlarla dolup taşan yeni bir hükümet olacak. Gösterdikleri çabanın karşılığında Ukraynalıların elinde daha fazla kriz dolu, durağan ve çok daha yozlaşmış bir ekonomi, muazzam bir IMF borcu, sosyal hizmetlerin kötüleşmesi ve yoz neo-Naziler ve aşırı-milliyetçiler tarafından yönetilen boş bir “demokrasi”den başka bir şey kalmayacaktır. 

Rusya olaya Rusya Kırım’ının yerine dahil olmuştur. Kaldı ki Rusya Doğu Ukrayna’yı rejim değişikliğini gerçekleştirenlerin insafına bırakmayacak gibi gözükmektedir. Rusya şimdi, Moskova’yı tecrit içerisinde bir geri çekilmeye mecbur edecek Batılı plütokratların iftiralarına uğramaktadır. Putin her dakika kınanmakta ve şeytanlaştırılmaktadır. Putin’in yaptığı bu şeytani hamleler tam olarak nedir? Detaylar ciddi biçimde eksiktir. Şahit olduğumuz, ABD’nin global kibrinin müzmin manevrasıdır. Kendi sorunlarını kendisi çözmek isteyen, toprağını, emek gücünü, doğal kaynaklarını ve sermayesini ABD imparatorluğunun doymak bilmez faydacılığına açmak istemeyen bir ülke ya da politik hareketle karşılaştığı anda ABD liderleri kahraman kurtarıcıları oynarlar. Bu ülkelerin ve hareketlerin liderleri şeytanlaştırılır: Castro, Musaddık, Allende, Aristide, Noriega, Miloseviç, Kaddafi, Hugo Chavez ve sayılamayacak kadar çok olan diğerleri.

ABD çıkarlarına ülkelerindeki demokrat reformcuları öldürerek ya da ezerek hizmet eden liderler dost ve kahraman olarak takdir edilirler; örneğin, daha fazla petrol kotası istemeye başlayana kadar Saddam Hüseyin Washington’un takdirlerine mazhar bir lider idi. Saddam’ın yaptığı gibi ekonomik milliyetçilik suçunu işleyen ve topraklarını, emek gücünü, sermayesini ve ülkelerinin kaynaklarını Batı yatırımcılarına açmayarak yoldan çıkan liderler, şeytanlaştırılarak hedef haline getirilirler ve kitlesel yıkıma ya da herhangi bir başka terörist tehdide zemin hazırlayan biri olarak sunulurlar. Bir lider tam anlamıyla şeytanlaştırıldığında, ABD imparatorluğunun ameleleri kendilerine farz olunan, o ülkenin insanlarını bombalama yetkisini kullanırlar.

Ukrayna’ya gelirsek. 2014’ün Ocak ve Şubatı boyunca Kiev’de, yangın bombaları atan ve camlardan keskin nişancı tüfekleriyle ateş eden, kaygı verici biçimde giyinmiş yüzleri maskeli mangalar, Batı anaakım medyasında, hiçbir eleştiriye maruz kalmaksızın ve her daim saygılı biçimde “protestocular” ve “göstericiler” olarak tanımlandılar. Bağımsız gazetecilerce internette faş edilmelerine rağmen işgal ettikleri Parlamento binasına Amerikan Konfederasyon bayrakları ve KKK [Ku Klux Klan] sembolleri asanlar, holding haberlerinde ne gösterildi ne de haklarında bir şeyler söylendi.

“Protestocular”, demokratik olarak seçilmiş –ve birkaç ay sonra yeni seçim yapma sözü vermiş– hükümeti zor kullanarak başarıyla devirdiler. Bu rejim değişikliği kampanyası ABD anaakım medyasında tek kelimelik bir eleştiri ifadesiyle karşılanmadı. Fakat 2014 Martında, doğu Ukrayna’da gösterilere başlayan ve belediye binalarını işgal eden Rusça konuşan yurttaşlar derhal Kiev “otoritelerine” sorun çıkartmaya meyilli, “teröristler” ve “militan ajitatörler” olarak damgalandı.

Peki şeytan Putin ne yaptı? Gerçekten ne kadar şeytan? ABD medyasındaki herhangi biri Putin’in konuşmalarından birini okumuş mudur acaba? Okuyan varsa bile gizliyor. Putin’in sözleri, Obama tarafından dillendirilen çarpık asılsız iddialardan çok daha aklıselim ve net. Obama’nın Mart 2014’te Brüksel Palais de Beaux-Arts’taki konuşmasını ele alalım; Obama orada ifadesiz bir suratla ABD’nin Irak’ı kurtardığını ve demokratikleştirdiğini iddia edecek cüreti kendinde bulmuştu! Irak’ta yönetimi ne başkan ne de onun yardakçıları ele geçirmişti, AB’li dinleyicilerine güvence verircesine; “Irak’ı tam egemen bir ülke olarak halkına bıraktık” diyordu. Hayır, biz Irak’ı geride bir milyon can kaybı, yoksulluk içinde yüzbinlerce insan, paramparça bir altyapı, olmayan bir kamu güvenliği ve berbat bir mezhepçi şiddetle boğulan, ümidini kaybetmiş bir halk ile bıraktık. 

Obama aynı konuşmasında Washington’un çıkar gözetmeksizin Ukrayna’ya yardım etmekle kendisini yükümlü saydığını da iddia etti. Ukrayna’daki sorunların ABD çıkarlarını ihlal etmediğini de not etti. ABD hâlâ, uluslararası hukuka ve özellikle fakir ülkeler dahil ulusların insani haklarına saygılı idi. “Küçük uluslara sırtımızı dönemeyiz” (fakat Rusya Kırım’a sırtını dönmekle yükümlü). Obama, ABD’nin kendisini “kabadayı” ile mücadeleye adadığı iddiasında sarsılmaz bir profil çiziyordu. Bu sefer kabadayılık yapan bir kabadayı olan Putin’in yönettiği Rusya idi. Rusya öğrenmek zorunda diye sürdürüyordu konuşmasını Obama, “komşularına karşı sorumsuzca hareket edemez” ve “kaba kuvvetle” hiçbir şey kazanamaz (aynı tavsiye Kiev’de rejimi değiştirenlere sunulmadı). Daha da ileri giden Obama, biz Amerikalılara “demokrasiyi korumak zorunda olduğumuzu” da hatırlatıyordu (Ukrayna’nın demokratik biçimde seçilmiş hükümetine bir rejim değişikliği dayatmak haricinde). Moskova’nın “Ukrayna işgali” uluslararası hukukun ihlali idi ve Rusya’ya uygulanan –ve dahası da gelecek olan– bütün yaptırımlar meşruydu. Tam da bu sırada Ukrayna’yı temsil eden değiştirilmiş rejim IMF’den gelen 17,1 milyar dolarlık kredi ve komşu Polonya’da artırılan ABD askeri varlığı ile destekleniyordu. IMF’nin 3,2 milyar doları derhal serbest bırakması Ukrayna’nın potansiyel iflasını önlemeyi sağlayacaktı. Başka bir ifade ile bu ödeme Ukraynalı vergi mükelleflerini değil, zengin alacaklıları koruyacaktır. Ukrayna’nın, vadesi gelen borçlarını, daha fazla borca girerek, ödemesi sağlanacaktır.

Haftalar geçtikçe Obama, tüm dürüst ulusların Moskova’nın karşısına dikilmesi ve Rusya’nın davranışına karşı çıkması konusunda daha da açık oluyordu. Bir gün belki de sinirli okul müdürü rolü oynamak için diplomasiyi kullanmayan, davranışlarından şikâyet ettiği şu ya da bu ülkeye patronluk taslamayan ya da şirretlik yapmayan bir ABD başkanına sahip olabiliriz. Varsayıma göre ABD liderlerinin şüpheli saikleri ya da gizli amaçları yoktur. Kendini sorgulamak söz konusu değildir.

Fakat diğerleri bazı şeyleri sorguladı. 29 Nisan 2014’te Putin, her ne kadar geri planda da kalsa, başından beri Ukrayna’da olanların arkasında Washington’un olduğunu belirtti. “Düşünceme göre şu an olanlar bizlere süreci başından beri kimin yürüttüğünü gösteriyor.”

ABD imparatorluğunun nihai hedefi Rusya’yı, korkmuş ve kafası allak bullak hale gelmiş bir uydu oluncaya kadar çevrelemektir. Fakat bunu söylemek yapmaktan çok daha zordur. Bu satırları yazdığım sırada Moskova’nın artık Washington’un telefonlarını çıkmadığı haberleri geçti. Yine bu arada, NATO-destekli Ukrayna rejimine karşı protestolar yükselişe geçti. Anti-Kiev eylemcileri yönetim binalarını ele geçirmekte ve federalizm için bir referandum düzenlenmesini talep etmekteler. Ukrayna Cumhurbaşkanı vekili Aleksander Turniçov “Rusya istilası tehdidi nedeniyle” Ukrayna ordusunu alarma geçirdi. Turniçov, hükümetin doğu Ukrayna’daki durumu kontrol altına alamadığını itiraf etti. Hükümet Kiev’deki durumu bile kontrol edemiyor gibi gözükmekte.

Obama’nın hâlâ birkaç kartı ya da numarası kalmış olabilir. Fakat bulanık suda balık tutmaya çalışıyor ve kendisinin –ya da bizlerin– başa çıkamayacağı daha büyük tehlikelere ve sarsıntılara kapı aralıyor. Putin’in söylediği gibi: “Durum ciddi” ve “çözüm için ciddi yaklaşımlar geliştirmek” zorundayız.

Kaynak

https://www.michael-parenti.org/article-ukraine-and-regime-change
Yazarın Diğer Yazıları

Aynı kategoriden yazılar