Ana SayfaKürsüZhou Enlai: Bağımsız Politik Özne mi Yoksa Mao’nun Adamı mı?

Zhou Enlai: Bağımsız Politik Özne mi Yoksa Mao’nun Adamı mı?

Çeviri: İ. Meriç Velioğlu

Çevirenin Sunuşu

Hem sosyalist deneyimlerin hem de Marksizmin tarihinin Marksist değerlendirmesi için biyografiler somut olgusal bilgiler taşıdığından önemli ve değerlidir. Bu bağlamda, Walden Bello’nun aşağıda çevirisini sunduğumuz ve Chen Jian’ın Zhou Enlai: A Life adlı biyografi çalışmasını değerlendirdiği yazı da Çin Devrimi ve Çin Sosyalist Deneyimi konusunda bir şeyler öğrenebileceğimiz mütevazı bir katkı niteliğinde.

Çin Devrimi ve Sosyalist Deneyimi hem geçmişinde hem de günümüzdeki sorunlarıyla hakkında görece az bilgi sahibi olunan bir alan. Eldeki bilgi de, yaygın olarak, “okullu Marksizmler”in herhangi birinin dogmatik bakış açısıyla kuşatıldığından gerçek sorunların incelenmesini ve onlarla yüzleşilmesini engelleyici bir tarzda işlevlenmiş bulunuyor. Dogmatik saflaşmaların hem temelini hem de politik önemini nesnel olarak yitirdiği günümüzde, tarihi ve günümüzü serinkanlılıkla değerlendirmenin önünde engel bulunmuyor.

Çin Devrimi ve Sosyalist Deneyimi, özgüllüğü yanında, diğer deneyimlerle ortak sorunlar ve dersler de taşıyor. Sosyalist deneyimlerin karşılaştığı temel güçlük, üretici güçlerin yeterince gelişmediği ve kapitalist üretim ilişkilerinin hâkim olmadığı ülkelerde sosyalizmi inşa etmek ve üretici güçleri geliştirmekti. Çin Komünist Partisi özgül olarak feodalizme karşı, kapitalizme karşı ve emperyalizme karşı devrimlerin birbiriyle ve üretici güçlerin geliştirilmesi hedefiyle çelişebilen görevlerini üstlendi. “Kitle çizgisi”ni gözeterek uygulamalarının hataları ve olumsuz etkileriyle başarılı olarak mücadele etti. Aslında bu çelişik görevleri üstlenmenin başarısı Mao’nun “halk içindeki çelişkilerin ve düşmanla çelişkilerin doğru tespit edilmesi” yaklaşımında ifadesini buluyor.

Zaman zaman kanlı da olabilen politik çelişkiler yaşanmakla birlikte Mao’dan Xi Jinping’e ÇKP’nin tarihsel figürlerinin, üretici güçlerin geliştirilmesi ve sosyalizmin kurulması ortak hedeflerini kesintisiz olarak izlemek mümkün. Ya da tersinden tutarlı bir bakış açısıyla “kapitalist yolcu” olarak Deng Xiaoping’i eleştirdiğimizde Zhou Enlai’nin (Çu Enlay), Zhou Enlai’yi eleştirdiğimizde Mao’nun eleştirilmesinin önünde engel yok. Nitekim Deng Xiaoping’in uyguladığı modernizasyon programının temelleri “Dört Modernizasyon” adıyla 21 Aralık 1964’de Üçüncü Halk Kongresi’nde Mao’nun sağlığında atıldı.[1] Bu programda, “modern tarım, modern endüstri, modern ulusal savunma ve modern bilim ve teknolojiyle Çin’i çok uzak olmayan bir dönemde güçlü sosyalist bir ülke haline dönüştürmek, bu alanlarda en ilerlemiş ülkelere yetişmek ve onları geçmek” hedefinden, bunun için “tarım, hafif sanayi ve ağır sanayi arasındaki ilişkileri doğru bir biçimde koordine etmek”ten, “tarımın temel, endüstrinin öncü faktör” olduğundan bahsediliyor ama sınıf mücadelesinden bahsedilmiyor. O zamanki adıyla Rusya Komünist Partisi (Bolşevik)’in Mart 1921’deki 10. Kongresinde karar altına alınan ve piyasa ekonomisine izin veren Yeni Ekonomi Politikası (NEP) da düşünüldüğünde eleştiriyi Lenin’e uzatmak mümkün.

Her halükârda, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın 1972’deki Çin ziyareti sırasında Fransız Devrimi’nin etkisi hakkındaki düşüncesini sorması üzerine Zhou’nun, “Bunu söylemek için henüz çok erken”[2] diye yanıtlamasına nazire yaparak, Çin devrimi konusunda nihai bir hüküm vermek için henüz erken olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzdeki gelişmesi ve dünyadaki çelişkiler karşısındaki konumuyla Çin Devrimi ve Sosyalist Deneyimi hem Marksistlere hem de emperyalizm karşısında kalkınma hedefindeki ülkelere güven ve umut vermektedir.

***

Asya’nın dikkate değer şahsiyetlerinden Zhou Enlai’nin ölümünün 50. yıl dönümünde, onun hakkında yön gösterici bir kitap yayımlandı.

Destansı bir yaşam, destansı bir biyografiyi hak eder. Chen Jian’ın kitabı, yirminci yüzyılın muhtemelen en yetenekli diplomatı olan Zhou Enlai için bu ihtiyacı karşılıyor.

Chen, Çin hükümeti ve ÇKP arşivlerindeki birincil kaynaklar dahil Çin devrimi üzerine geniş literatürü tarayarak, Çin’in yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde ekonomik bir süper güç olarak ortaya çıkışının zeminini hazırlayan yirminci yüzyıldaki emperyal tahakküm ve feodalizmden kurtulma mücadelesinin ikinci adamının halden anlayan ama eleştiriden de kaçınmayan bir portresini sunuyor.

Dünya, Zhou’nun diploması performansını en çok onun 1972’de ABD Başkanı Richard Nixon’ın Pekin’e yaptığı tarihi ziyaretin gerçekleşmesini sağlamasıyla hatırlar. Ancak muhtemelen aynı derecede önemli olan, 1954-55’te ilk kez dünya sahnesine çıkışıydı. 1954 Cenevre Konferansı’nda, Kore Savaşı’nın diplomatik bir çözümünü sağlamak amacıyla, baş anti-komünist John Foster Dulles liderliğindeki düşman bir Amerikan heyetine kılıcını çekti. Bu cephede pat durumunu aşamasa da tarihi toplantıda ikinci konuda başarı elde etti. Viet Minh Ordusuna (Vietnam Bağımsızlık Birliği) yenilgisinin ardından Güneydoğu Asya’daki Fransız imparatorluğunun siyasi olarak da sökülüp atılmasını sağlayan Birinci Çinhindi Savaşı’nın resmen sona erdirilmesinde önemli katkıları oldu.

Cenevre’den sonra Zhou’nun en önemli durağı Endonezya oldu; burada, Nisan 1955’teki tarihi Bandung Konferansı sırasında Küresel Güney ülkelerinin Bağlantısızlar Hareketi’nin tohumlarının atılmasında kilit rol oynadı. Zhou, kişisel sıcaklığı ve esnekliği ile, ince ruhlu Hindistan Başbakanı Nehru, ‘kurnaz tilki’ Endonezya lideri Sukarno ve Amerikan yanlısı Filipinli diplomat Carlos P. Romulo gibi birbirinden farklı kişilikleri ikna ederek desteklerini sağladı. Chen, ortaokul öğrencisiyken tiyatro oyunlarında oynamayı çok seven Zhou Enlai için “Eğer Zhou gerçekten ‘dünyanın en büyük oyuncularından biri’ ödülünü hak ediyorsa, piyeslerdeki performansı, siyasi ve diplomatik kariyerinde kendisine son derece fayda sağlayacak olan bu sahne sanatlarını uygulamasına olanak sağlamış olmalı” diye tahmin yürütüyor.

Fransız Bağlantısı

Zhou, kendi kuşağındaki birçok kişi gibi, yirminci yüzyılın ilk on yıllarında Batılı güçlerin ve Japonya’nın Çin’i nüfuz ve hakimiyet bölgelerine bölme çabalarıyla radikalleşti. Özellikle Japonya, Batı’ya yetişme çabalarındaki başarısı nedeniyle hayranlık uyandırırken, Çin’i sömürgeleştirme yönündeki küstahça girişimleri nedeniyle de nefret uyandırıyordu. Zhou, bir üniversiteye girmek için Japonya’da bir buçuk yıl geçirdi. Ancak, sürgün siyaseti ve Japonca öğrenme zorlukları akademik yükümlülüklerinin önüne geçti.

Fransa daha elverişli bir yerdi ve Zhou’nun milliyetçiliği orada sola yöneldi. Gerçekten de Fransa, Asyalı devrimcilerin yetiştiği bir sera gibiydi. Zhou orada, Zhu De [Çu De] ve Deng Xiaoping gibi ilerleyen yıllarda merkezi bir rol oynayacak isimlerin yanı sıra Vietnamlı devrimci Ho Chi Minh [Ho Şi Minh] ile tanıştı ve kalıcı ilişkiler kurdu. Avrupa’da geçirdiği dört yılın ardından 1924’te Çin’e döndüğünde, Zhou ülkesinin küllerinden doğmasına olan arzusuyla, kesin ve geri dönülmez bir şekilde Çin ve diğer ülkelerdeki devrimlere rehberlik etmek için 1921’de Moskova’da kurulan Üçüncü Enternasyonal’in (Komintern) yolunu izlemeye bağlı bir Komünist olmuştu.

Şanghay’dan Pekin’e

Çin’e döndüğünde, 1921’de kurulan ‘toy’ Çin Komünist Partisi’ndeki Zhou’nun ilk önemli görevi, Şanghay’da kilit bir örgütleyici olarak görev yapmaktı. Aynı zamanda Komintern’in teşviki ile kurulan birleşik bir cephe için ÇKP ile Kuomintang [Çin Milliyetçi Partisi] arasında bağlantı kurmakla da görevliydi. Çok yönlü yeteneklerinin bir kanıtı olarak, Zhou ayrıca Kuomintang’a casuslar yerleştiren istihbarat ağının da başındaydı. Chiang Kaishek’in [Çan Kay Şek] 1927’de Komünistlere düşman olmasıyla ağ büyük ölçüde zarar görse de, Kuomintang hiyerarşisinde üst düzey isimler de dahil olmak üzere Zhou’nun ajanlarından birçoğu hayatta kaldı ve iç savaş dönemi boyunca paha biçilmez bilgiler sağladı.

Çin’in kıyı şeridindeki büyük şehirlerden çekilmek zorunda kalan Çin Komünist Partisi (ÇKP), iç kesimlerde “kızıl bölgeler” veya üs alanları kurdu. Bu dönemde Zhou, önde gelen bir siyasi ve askeri karar alma rolüne sahipti. Zhou, bu geri çekilme döneminde Mao Zedong ile tanıştı ve birlikte çalışmaya başladı. Bu, Zhou için eşit ölçüde hem şan hem de büyük tehlikeye sebebiyet veren ömür boyu sürecek bir ortaklığın başlangıcıydı. Jiangxi kırsalında Kuomintang tarafından tuzağa düşürülmekten kaçarlarken ve efsanevi Uzun Yürüyüş sırasında Zhou, Mao ile çatışmalar yaşadı. Fakat Mao’nun sadece “askeri bir deha” olmadığını, aynı zamanda krizlerle başa çıkmada da başarılı olduğunu takdir etti. Chen’in yazdığı gibi, “Zhou, Mao’nun her bir krizi ele alış biçimindeki olağanüstü kapasitesine ve becerisine tanık oldu. Bu, Zhou’nun yapamayacağı ve yapmayacağı bir şeydi. Mao ise, karşılaştığı ikilemlerle nasıl başa çıkacağını düşünmekle kalmayıp, onları çözmek için çabaladı ve eninde sonunda başarılı oldu. Bu da kaçınılmaz olarak Zhou’nun Mao’ya olan içselleştirilmiş bağlılığını daha da derinleştirdi.”

Çin Komünist Partisi’nin ücra Yan’an’daki efsaneleşmiş geçici ikameti sırasında Zhou, Komintern ajanı Wang Ming’e karşı düzeltme kampanyası ile partinin Moskova’ya olan bağlılığının sonlandırılmasında Mao’yu takip etti. Ayrıca, Mao’nun elçisi olarak, Yan’an ile komünistlerin Japonya’ya karşı savaş zamanında “birleşik cephe” kurduğu Kuomintang’in milliyetçi hükümetinin başkenti Chongqing arasında mekik dokudu. Oradayken, ziyaretçi Amerikan heyetlerinde Komünistler hakkında, Chiang Kaishek’in inatçı, etkisiz ve yozlaşmış olduğu izlenimiyle tezat oluşturacak olumlu bir imaj yarattı. Zhou’nun diplomasisi, Japonya’nın 1945’teki yenilgisinin ardından iç savaşın son aşamasına girmesi ve 1 Ekim 1949’da Mao’nun Pekin’de Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilan etmesiyle sona ermiş olmakla birlikte, Washington’un Chiang Kaishek’in yanında taraf olmak konusundaki tereddüdüne şüphesiz katkıda bulundu.

Zorlu Bir Ortaklık

Bu biyografinin, iki adamın yakın siyasi ilişkisi göz önüne alındığında, Mao hakkında da olması kaçınılmazdır. Chen, Mao’nun kişiliğinin gücünü mükemmel bir şekilde tasvir ediyor. Ancak, Yaban Kuğuları’nın yazarı Jung Chang veya Büyük İleri Atılım’ın trajik sonuçlarını belgeleyen Frank Dikötter gibi, Mao’yu megaloman veya tiran olarak çarpıtılmış bir şekilde resmetme parodisine düşmüyor. Mao’nun zorladığı sosyal ve ekonomik politikaların milyonlarca kurbanını kabul ediyor, ancak onları kasten kurban edilen piyonlar olarak değil, Çin’in sosyalizme geçişini hızlandırma sabırsızlığının talihsiz yan etkileri olarak görüyor.

Uzun Yürüyüş öncesinde Jiangxi’deki “karşı devrimciler”in kökünü kazımaya yönelik felaketle sonuçlanan bir kampanyanın ardından Mao, Stalin’in aksine rakiplerini fiziksel olarak ortadan kaldırma fikrinden vazgeçti. Kişisel sadakat kritik olsa da, daha önemlisi, muhaliflerinin kapsamlı bir öz eleştiri yoluyla Çin’in nereye gitmesi gerektiği konusundaki vizyonunu onunla uyumlu hale getirmeleriydi. Peki bu vizyon neydi? Ülkede ve nihayetinde dünyada “sürekli devrim” yaşanmasıydı. Mao’nun sorunu, devrimci sabırsızlığına nasıl fren koyacağını bilmemesiydi. Partinin sorunu, Mao’ya karşı çıkacak meşruiyete sahip kimsenin olmamasıydı. Ve Çin’in sorunu, sonunda halkın da onunla birlikte, “Biz Çinliler ayağa kalktık” diyebileceği neredeyse 30 yıl süren ulusal kurtuluş mücadelesinin yüce lideri olarak muazzam bir prestije sahip olmasıydı.

Zhou’nun Mao’ya bakan gözleri kamaşmış ama kör olmamıştı. Erken fark ettiği şeylerden biri, devrimin yapımında yer almaya devam etmek için, Çin’in geleceğine dair vizyonunu Mao’nunkiyle uyumlu hale getirmesi gerektiğiydi; bu, Mao’yu samimi olduğuna ikna etmek için periyodik öz eleştiri yoluyla kendini alçaltmayı gerektirse bile. Fark ettiği bir diğer şey ise, Mao tarafından halefi olarak vaftiz edilmiş konuma asla düşmemesi gerektiğiydi; çünkü bu, Başkanın, kendisi sahneden ayrıldıktan sonra “sürekli devrim”ini sürdürme isteğine ve kapasitesine özel önem vereceği anlamına gelirdi. İdeolojik sadakatin belirtilerini canı gönülden sergilememek, Mao’nun belirlediği iki halefi Liu Shaoqi ve Lin Biao’nun düşüşüne yol açmıştı.

Hem Zhou’nun hem de Mao’nun anladığı üçüncü bir şey ise, Büyük İleri Atılım (1958-60) ve Kültür Devrimi (1966-76) sırasında kaotik sürekli devrimin peşinde koşarken bile devletin temel hizmetlerinin devam ettirilmesi gerektiğiydi. Bu çelişkili hedefleri yalnızca Zhou’nun uzlaştırabileceğini fark etmesi, Mao’nun, ondan rahatsız olmasına rağmen onu başbakan olarak tutmasına ve karısı Jiang Qing ve “Dörtlü Çete”sinin onu itibarsızlaştırma girişimlerini savuşturmasına neden oldu. Kızıl Muhafızların karşıt fraksiyonları birbirini ezerken bile kamu hizmetlerini ve gıda dağıtımını sürdürme yeteneği ve kararlılığı, ona sıradan vatandaşların saygı ve sevgisini kazandırdı.

Zhou’nun İkilemleri

Zhou, sosyalizme olan bağlılıklarına ve yönetim becerilerine değer verdiği için Liu Shaoqi, Lin Biao ve Deng Xiaoping’i korumaya çalıştı, ancak görünüşe göre onları Mao’yu etkileyecek “samimi” ve içten öz eleştiri yapmaya ikna edemedi; ya da bu kimseler belki de onun öğrencilik yıllarından getirdiği teatral yeteneğe sahip değillerdi. Chen’e göre, Zhou yakın arkadaşlarının eleştirilmesine katıldı, ancak bunu Mao’yu onlara çok sert davranmamaya ikna etmek için kendisine güvenilirlik kazandırmak amacıyla yaptı. Ona göre, arkadaşlar hata yaptıkları için eleştirilmeli, ancak bu hataları düzeltmeleri için de onlara alan tanınmalıydı. Liu Shaoqi’yi siyasi olarak kurtarmaya çalıştı, ancak sonunda Kültür Devrimi’ni ve Mao’nun liderliğini haklı çıkarma baskısı ağır bastı. Chen, Zhou’nun ikilemini açıkça dile getiriyor, ancak Zhou’yu temize çıkarma konusunda onunla aynı fikirde olmayabilirsiniz:

“Kendi vicdanına tamamen aykırı olmasına rağmen, sonunda Liu’yu feda etti. Yıllar sonra, Liu’nun dul eşi Wang Guangmei hapisten çıktıktan sonra Zhou’yu affetmeyi reddetti. Bunu yapmaya tamamen hakkı vardı. Ancak, bu Zhou‘nun hayatında ve siyasi kariyerinde karanlık bir moment olsa da, tarihin Zhou‘yu kuşatılmış bir politikacı ve tuzağa düşmüş bir kişi olarak affetmesi için nedenler vardır. Sonuçta, bu, Zhou‘nun fırtınalı havaya yakalanmış, her an alabora olabilecek küçük bir tekneye çok benzediği bir zamandı. Dahası Zhou olmasaydı, yüz milyonlarca yolcu taşıyan Çin adlı büyük gemi batabilirdi.”

Zhou, nihayetinde yoldaşlarını koruyamamakla kalmadı, aynı zamanda üvey kızı Sun Weishi (hem kendisi hem de karısı ona çok düşkündü) ve kardeşi Zhou Enshou gibi kendisine çok yakın olan insanları da kurtaramadı. Sun hapishanede öldü ve Enshou önleyici gözaltına alındı; ikisi de Zhou’nun ölümü ve Kültür Devrimi sonrasına kadar rehabilite edilemedi. Chen, aynı şekilde etkileyici bir şekilde şöyle yazıyor: “Bu iki durumda da, Çin’in başbakanı olan Zhou Enlai, sevdiklerini hapse atmayı kabul etmek zorunda kaldı. Bu, Zhou Enlai’nin trajedisiydi. Geniş anlamda bu, Mao’nun Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin trajedisi ve Çin’in tüm devrimci döneminin trajedisiydi.”

Mao’nun hafızası fil hafızası gibiydi. Zhou hakkındaki 1930’ların başlarında Jiangxi Kızıl Bölgesi’ndeki ilk çatışmalarından kaynaklanan endişelerini hiçbir zaman tamamen atlatamadı. Zhou da Mao’nun onaylamamasından duyduğu kaygıyı hiçbir zaman tamamen üzerinden atamadı. Ölümünden kısa bir süre önce, Dörtlü Çete’nin kendisine yönelik, üstü kapalı bir şekilde yöneltilen “burjuva teslimiyetçisi” suçlamasından rahatsız olduğu söylenir.

Mirası

Ancak halkın kendisine duyduğu sevgi, eğer tanık olsaydı muhtemelen onu çok sevindirirdi. 11 Ocak 1976’da vefat ettiği haberi hızla yayılınca, Çin halkı Pekin’de ve ülke genelinde kendiliğinden kitlesel mitingler düzenleyerek “Sevgili Başbakanımız”a olan sevgilerini dile getirdiler.

Dörtlü Çete, bu olaylardan rahatsız olmuş ve merhum başbakanı “bir kapitalist yolcu” olarak itibarsızlaştırmaya çalışmıştı. Ancak muhtemelen çok da endişeli değillerdi ve Mao’nun kendisi sahneden çekildikten sonra iktidardaki yerlerini sağlamlaştırmayı dört gözle bekliyorlardı. Ancak hiç beklemedikleri başlarına geldi ve Zhou’nun ölümünden birkaç ay sonra Mao’nun ölümünü izleyen gelişmeler sonucu yaşanan dramatik hesaplaşmada, iki kez tasfiye edilmiş Deng Xiaoping tarafından düzenlenen bir tasfiye sonucunda, ölüm cezaları daha sonra 20 yıl hapis cezasına çevrilerek hapse atıldılar.

Dörtlü Çete’nin bertaraf edilmesiyle birlikte Deng, Çin’in Kültür Devrimi’nin sancıları içinde olduğu dönemde Zhou tarafından hazırlanan “Dört Modernizasyon Programı”nı uygulamaya koydu. Bu program günümüzde genel olarak, Çin’in 40 yıl gibi rekor bir sürede dünyanın ikinci (veya kullanılan ölçüte bağlı olarak bir numaralı) ekonomik gücü haline gelmesinin temelini oluşturan plan olarak kabul ediliyor.

800 sayfalık ve Harvard kalitesinde kalın kâğıda basılmış bu kitap, göz korkutucu görünebilir. Ama aldanmayın. Yazar, Zhou’nun hayatındaki iniş çıkışları, bugün bile devam eden büyük tarihi dram olan Çin Devrimi’nin iniş çıkışlarıyla iç içe geçirerek sürükleyici bir öykü şeklinde anlatmayı biliyor. Bu kitaptan ayrılamadım, otobüste, metroda ve hatta kitabın ağır yükü nedeniyle ufak bir kaymanın sizi davetkâr, berrak sulara sürükleyebileceği Bangkok kanallarında seyreden teknelerde bile yanımda taşıdım.

Kaynak


[1] Çu En Lay, “Ulusal ekonomiyi geliştirmek için başlıca görevlerimiz”, Çev.: Kuntay Gücüm. https://teoridergisi.com/ulusal-ekonomiyi-gelistirmek-icin-baslica-gorevlerimiz

[2] Walden Bello, “Zhou En Lai: The Consummate Diplomat in Bandung” 70th Anniversary of the Bandung Conference A Dossier by Focus on the Global South May 2025 içinde, s. 45 erişim: https://focusweb.org/publications/70th-anniversary-of-the-bandung-conference/

Yazarın Diğer Yazıları

Aynı kategoriden yazılar