
Sunuş
Metin Kayaoğlu
Büyük Marksist önderimiz Mao’nun liderliğindeki Çin komünist devrimcilerinin, kanlı ve gaddar bir iç savaş içindeyken, Japonya’nın Çin’i işgal etmesi sonucu kan düşmanlarıyla neden ısrarla bağlaşım kurmaya çalıştığı ve bunun özellikle Marksist politik gerekçeleri günümüzde −başta kendilerini Maoist adlandıran çevreler olmak üzere− sosyalist kesimlerde yaygın olarak unutulmaya terk edilmiş bulunuyor.
Mao’nun politik yaşamının ve Çin devrim tarihinin tayin edici bir evresi olan emperyalist işgale karşı “birleşik ulusal cephe” politikası dönemi, aynı yatay solculuğun ya da her düşmana eşit olarak düşmanlık güden süper solculuğun Mao’yu içine hiçbir zaman sindiremeyen fıtratı bakımından değerlendirme konusu bile edilmiyor.
Lenin’in “vatan savunması” ve “haklı savaş” anlayışı, gerçeğin tamamen başka bir boyutu olan, her iki tarafı haksız olan savaşta ya da emperyalistler arasındaki savaşta “devrimci bozgunculuk” yaklaşımı içinde eritilerek, bu büyük kurucu Marksistin devrimci politika anlayışının çapraz katmanlılığını hiçbir şekilde anlamayan ve devletler gerçeğini es geçen bir yatay sosyalizm anlayışına kurban ediliyor.
Oysa, vatan ve vatan savunması, Marksizmin özgülleştirmeyle geçen engin ve güçlü tarihinin başlıca başlıklardan biri olmuştur.
Sosyalist akımlar, yurt ve yurtseverlik anlayışından uzak durmayı, yanlış anlaşılmış enternasyonalizm ilkesi uyarınca savunuyor. Bu aslında tipik olarak liberal kozmopolitizmin ta kendisidir. Vatan savunmasının bir somut gerçek ve gerek olmadığı koşullarda vatan savunması uydurmak ve iç düşmanla mücadeleyi savsaklamak, bağımsız bir Marksist devrimcinin değil, egemenin ardına takılmış −Marx’ın ifadesiyle− “devlet sosyalisti”nin varlık belirtisidir. Ancak, yurdun işgal koşullarında bulunduğu zamanlarda hâlâ iç düşmana yöneltilecek namlulardan söz etmek, bu kez, küçük ve saldırıya uğramış devletin değil “büyük devletin sosyalisti” olmak anlamına gelecektir.
Çin komünist devrimcileri bu iki tarz sosyalizmden de uzak ve başarılı bir politikanın yürütücüleri olarak, dünya Marksizmine deneyim aktarmıştır. Bizlere bu deneyimin derslerini özgülleyerek edinmek düşecektir.
Bu bakımdan, Çin devrim tarihinin oldukça öğretici bu tarihsel evresinin, Türkçede epeyi önce yayınlanmış olan ama dikkate alınmadığını gözlediğimiz yazılı belgelerini sunmanın, çeşitli gelişmeler karşısında Marksist devrimci tutumun tarihimizin edinilmiş kazanımlarıyla gündeme getirilmesinin önemli olduğu görüşündeyiz.
Aşağıda ilginize sunduğumuz yazı, Mao Zedong’un Çin Komünist Partisinin Mayıs 1937’de Yenan’da toplanan ulusal kongresine sunduğu raporun ilk bölümünden oluşmaktadır.
Yazı, Seçme Eserler’inde yer verilirken, Mao’nun andığı olay ve belgelerin eklendiği çok sayıda dipnotuyla zenginleştirilmişken, biz, yalın ve sağlam bir mantığa sahip anlatımın −içinde bulunduğumuz konjonktürdeki önceliğimiz bakımından− yeterli olacağı kanısıyla, bu yayında, hiçbir dipnota yer vermedik. Ancak, bugün ortaya konulacak Marksist tutum bakımından yol gösterici olduğundan, dipnotlarda yer verilen bilgi ve belgelerin bir kısmına sonraki yayınlarda yer vereceğiz.
Yazıyı özgün başlığıyla değil, İran vatan savunması koşullarına ilişkin günümüz sol hareketine uyarı olmasını gözetmeyi amaçladığımız başlıkla yayınlıyoruz. Bütün vurgular bize ait.
Kaynak: Mao Zedung, Seçme Eserler, Cilt 1, İstanbul 2000, Dördüncü basım, Kaynak Yay., ss. 358-369.
***

JAPONYA’YA KARŞI DİRENME DÖNEMİNDE ÇİN KOMÜNİST PARTİSİ’NİN GÖREVLERİ
3 Mayıs·1937
Çin’in Dış ve İç Çelişmelerinin Bugünkü Gelişme Aşaması
1.
Çin ile Japonya arasındaki çelişmenin baş çelişme haline gelmesiyle ve Çin’in iç çelişmelerinin ikincil ve bağımlı duruma düşmesiyle, Çin’in uluslararası ilişkilerinde ve ülke içindeki sınıf ilişkilerinde değişiklikler meydana geldi; bu, bugünkü durumda yeni bir gelişme aşamasının başlamasına yol açtı.
2.
Çin, uzun zamandır iki şiddetli ve temel çelişmenin pençesi altındaydı: Çin ile emperyalizm arasındaki çelişme ve feodalizm ile halk kitleleri arasındaki çelişme. 1927’de, Guomindang’ın temsil ettiği burjuvazi, devrime ihanet etti ve Çin’in milli çıkarlarını emperyalizme sattı. Böylece, işçilerin ve köylülerin iktidarının, Guomindang’ın iktidarı ile uzlaşmaz bir şekilde karşı karşıya olduğu bir durum yarattı ve milli ve demokratik devrim görevini Çin Komünist Partisi tek başına üstlenmek zorunda kaldı.
3.
18 Eylül 1931 Olayı’ndan ve özellikle 1935’teki Kuzey Çin Olayı’ndan bu yana bu çelişmelerde şu değişiklikler meydana geldi:
(1) Çin ile genel olarak emperyalizm arasındaki çelişme, yerini, özellikle belirgin ve keskin olan Çin ile Japon emperyalizmi arasındaki çelişmeye bıraktı. Japon emperyalizmi, Çin’i tamamen işgal etme siyasetini uygulamaktadır. Bu yüzden, Çin ile diğer bazı emperyalist ülkeler arasındaki çelişmeler ikincil bir duruma düşmüş, öte yandan bu ülkeler ile Japonya arasındaki ayrılık daha da artmış durumdadır. Gene bu yüzden, Çin Komünist Partisi ve Çin halkı, Çin’in Japonya’ya karşı milli birleşik cephesini dünya barış cephesiyle birleştirmek göreviyle karşı karşıyadır. Bu nedenle Çin, sadece Çin halkının daima iyi bir dostu olan Sovyetler Birliği ile birleşmekle kalmamalı, mümkün olduğu kadar, bugün için barışı korumak isteyen ve yeni saldırı savaşlarına karşı olan emperyalist ülkelerle birleşerek Japon emperyalizmine birlikte karşı koymak için çalışmalıdır. Birleşik cephemizin amacı, bütün emperyalist ülkelere aynı zamanda karşı koymak değil, Japonya’ya karşı direnmek olmalıdır.
(2) Çin ile Japonya arasındaki çelişme, Çin içindeki sınıf ilişkilerini değiştirdi ve burjuvaziyi ve hatta savaş ağalarını, varlıklarını sürdürüp sürdürememe sorunuyla karşı karşıya bıraktı. Bu yüzden, onlar ve onların siyasi partileri, siyasi tavırları bakımından yavaş yavaş bir değişiklik geçirmektedirler. Bu, Çin Komünist Partisi’nin ve Çin halkının önüne, Japonya’ya karşı bir milli birleşik cephe kurma görevini getiriyor. Birleşik cephemiz, burjuvaziyi ve anavatanın savunulmasını kabul eden herkesi kapsamalıdır; bu cephe, yabancı düşmana karşı milli dayanışmayı temsil etmelidir. Bu görev sadece yerine getirilmesi gereken bir görev değil, aynı zamanda, yerine getirilmesi mümkün olan bir görevdir.
(3) Çin ile Japonya arasındaki çelişme, bütün ülkedeki kitlelerin (proletarya, köylülük ve şehir küçük burjuvazisi) ve Komünist Partisi’nin önündeki sorunları ve partinin siyasetini değiştirmiştir. Gittikçe daha fazla kimse, milli kurtuluş için savaşmak üzere ayağa kalkmış durumdadır. Komünist Partisi’nin, 18 Eylül Olayı’ndan sonra açıkladığı siyaset, Guomindang’ın direnmede bizimle işbirliği yapmak isteyen kesimleriyle, ileri sürdüğümüz üç koşula bağlı olarak (devrimci üs bölgelerine saldırıyı durdurmak, halkın özgürlüklerini ve haklarını tanımak ve halkı silahlandırmak) anlaşmalar yapmak şeklindeydi. Ve bu siyaset bütün milletin Japonya’ya karşı birleşik cephesini kurmak siyasetine dönüştü. Bu nedenle Partimiz şu önlemleri almıştır: 1935’te, Ağustos Bildirisi ve Aralık Kararı, 1936’nın Mayıs ayında “Çan Kayşek aleyhtarı” sloganın terk edilmesi, Ağustos ayında Guomindang’a yazılan mektup, Eylül’de demokratik cumhuriyet hakkındaki karar, Aralık’ta Sian Olayı’nın barışçı bir şekilde çözülmesinde ısrar etmemiz ve l937’de Guomindang’ın Merkez Yürütme Komitesi 3. Genel Toplantısı’na çekilen Şubat telgrafı.
(4) Çin ile Japonya arasındaki çelişmeden dolayı emperyalist etki alanları siyasetinin ve Çin’in yarı-sömürge nitelikteki ekonomisinin ürünü olan Çin’deki savaş ağası rejimlerinde ve bunlar arasında hüküm süren iç savaşlarda da bir değişiklik olmuştur. Japon emperyalizmi, Çin’e tek başına Japonya’nın hâkim olmasını kolaylaştırmak amacıyla böyle ayrı rejimleri ve iç savaşları besler. Diğer bazı emperyalist ülkeler kendi çıkarları açısından, geçici olarak, Çin’de birlik ve barıştan yanadırlar. Çin Komünist Partisi ve Çin halkı ise iç savaşlara ve bölünmelere karşıdır ve barış ve birlik için elinden geleni yapmaktadır.
(5) Çin ile Japonya arasındaki milli çelişmenin gelişmesi, sınıflar arasındaki ve siyasi gruplaşmalar arasındaki iç çelişmeleri, göreli siyasi önemleri bakımından ikincil ve bağımlı bir duruma düşürmüştür. Fakat, bu çelişmeler de hâlâ varlıklarını korumaktadırlar ve hiçbir şekilde zayıflamamış ya da ortadan kalkmamışlardır. Aynı şey, Japonya dışındaki diğer emperyalist ülkeler ile Çin arasındaki çelişmeler için de geçerlidir. Bu yüzden, Çin Komünist Partisi ve Çin halkı, şu görevle karşı karşıyadır: Japonya’ya karşı birlik genel görevine uygun olarak iç ve dış çelişmelerle ilgili gerekli ayarlamaları yapmak. Çin Komünist Partisi’nin barış ve birlik, demokrasi, halkın yaşama koşullarını iyileştirmek ve Japonya’ya karşı olan yabancı ülkelerle görüşmelerde bulunmak siyasetlerinin nedeni budur.
4.
Çin Devrimi’nin yeni döneminin birinci aşaması, 9 Aralık l935’te başladı ve Guomindang Merkez Yürütme Komitesi’nin 3. Genel Toplantısı’nın yapıldığı Şubat l937’de sona erdi. Bu aşamadaki belli başlı olaylar, öğrenciler arasında ve kültür ve basın çevrelerinde milli kurtuluş için yürütülen hareketler; Kızıl Ordu’nun kuzeybatıya girişi; Komünist Partisi’nin, Japonya’ya karşı milli birleşik cephe siyaseti için yürüttüğü propaganda ve örgütlenme çalışmaları; Şanghay ve Çingdao’daki Japon aleyhtarı grevler; Japonya’ya karşı İngiltere’nin siyasetinin görece sertleşmesi; Guangdung-Guangsi Olayı; Suyguan’daki direniş ve bu direnişe destek olarak yapılan hareket; Çin-Japon görüşmelerine karşı Nancing’in biraz daha kararlı bir tavır takınması; Sian Olayı ve son olarak Nancing’de toplanan Guomindang Merkez Yürütme Komitesi 3. Genel Toplantısı. Bu olayların hepsi, temel çelişme olan Çin ile Japonya arasındaki uzlaşmaz karşıtlık etrafında odaklaşıyordu; olayların hepsi doğrudan doğruya Japonya’ya karşı milli birleşik cephe tarihi ihtiyacı etrafında toplanıyordu.
Bu aşamada devrimin temel görevi, Japonya’ya karşı birlik kurulabilmesi için iç barış uğruna mücadele ve ülke içindeki silahlı çatışmalara son vermekti. Bu aşamada Komünist Partisi “İç savaşa son verelim ve Japonya’ya karşı birleşelim” çağrısını yaptı. Bu çağrı esas olarak uygulamaya kondu ve böylece Japonya’ya karşı milli birleşik cephenin fiilen kurulmasında en başta gerekli olan önkoşulları yarattı.
5.
Guomindang, içindeki Japon yanlısı grubun varlığı yüzünden, Merkez Yürütme Komitesi’nin 3. Genel Toplantısı’nda siyasetinde hiçbir belirgin ya da temel değişiklik yapmadı ve hiçbir sorunu somut olarak çözmedi. Gene de, Guomindang, halkın baskısı ve kendi saflarındaki gelişmeler sonucunda, geçmiş 1O yıl boyunca izlediği yanlış siyaseti değiştirmeye başlamak, yani iç savaşı, diktatörlük ve Japonya’ya karşı direnmeme siyasetini bırakıp, barış, demokrasi ve Japonya’ya karşı direnme yönünde ilerlemek ve Japonya’ya karşı bir milli birleşik cephe siyasetini kabul etmeye başlamak zorunda kaldı. Bu ilk değişiklik, Merkez Yürütme Komitesi’nin 3. Genel Toplantısı’nda da kendini gösterdi. Bundan sonra Guomindang’ın siyasetinde köklü bir değişiklik talep edilmelidir. Bu amaca varmak için, Partimiz ve bütün ülke halkı, Japonya’ya karşı direnme ve demokrasi hareketini daha da geliştirmeli, Guomindang’ı eleştirmede bir adım daha ileri gitmeli, onu harekete geçmeye teşvik etmeli ve bu baskıyı sürdürerek Guomindang içinde barıştan, demokrasiden ve Japonya’ya karşı direnmeden yana olan herkesle birleşmeli, kararsızlık içinde bocalayanların ilerlemesine ve Japon yanlısı unsurların temizlenmesine yardımcı olmalıdır.
6.
İçinde bulunduğumuz aşama, yeni dönemin ikinci aşamasıdır. Hem geçtiğimiz hem de içinde bulunduğumuz dönem, Japonya’ya karşı ülke çapında silahlı direnişe geçiş dönemleridir. Geçtiğimiz dönemde esas görev barış için mücadele idiyse, bugünkü aşamadaki esas görev de demokrasi için mücadeledir. Japonya’ya karşı gerçek ve sağlam bir milli birleşik cephenin, iç barış olmadan kurulamayacağı gibi, iç demokrasi olmadan da kurulamayacağı mutlaka kavranmalıdır. Dolayısıyla, şimdiki gelişme aşamasında, demokrasi için mücadele, devrimci görevler zincirinin merkezi halkasıdır.
Eğer demokrasinin önemini açıkça göremez ve bu yoldaki mücadeleyi gevşetirsek Japonya’ya karşı gerçek ve sağlam bir milli birleşik cephe kuramayız.