1891: Seçme Parça
G.V. Plekhanov
Çeviri: Eyüp Eser
Sosyalist hareket nedir?[1]
Bu soruyu ‘30’lardaki bir sosyaliste, örneğin meşhur Fourier’in takipçilerine yönelttiğinizde verecekleri cevap aşağı yukarı şu biçimde olacaktır: ‘Parlak öğretmenimiz yaptığı çalışmalarda insanoğlunun daha önce varlığından haberdar olmadığı bir dizi gerçeği keşfetmiş ve açıklamıştır. Bu keşifler temelinde, insanlığı sayısız ahlaki ve maddi talihsizliklerinden sadece onun kurtarabileceği yeni bir toplumsal düzenin ayrıntılı planını çıkartmıştır. İsmine layık güncel, gerçek sosyalist hareket öğretmenimizin fikirlerini yaymak ve bunları pratikte gerçekleştirmek kararlılığındadır; hocamızın planladığı toplum saraylarını biçimlendirme azmindedir.’[2]
Böylesi bir cevap 30’larda gayet doğruydu. Sosyalist hareket o günlerde çeşitli sosyalizm okullarının fikirlerini yaymak ve bunları pratikte gerçekleştirmekle ilgilenmekteydi. Bu koşullar altındaki her okul açıkça, kurucularının öğretilerinin gerçek sosyalizm olduğunu düşünmekteydi.
Fakat artık durumlar değişmiştir. Çağdaş bir sosyalist için sosyalist hareketle, 30’ların sosyalistinin gördüğü sosyalist hareket arasında herhangi bir benzerlik bulunmamaktadır. 1848 devrimci senesinden kısa süre önce bile sosyalistler arasından sosyalizme yeni bir perspektiften bakan insanlar çıkmış durumdaydı. Bu perspektiften bakıldığında önceki sosyalistlerin başlıca hataları, ‘Bunların gözlerinde geleceğin tarihi propaganda ve toplumsal planlarının pratik uygulanmasına tabi’ olmasıdır.[3] Yeni bakış açısına sahip sosyalistler medeni dünyanın gelecek tarihinde farklı bir şey, kıyas kabul etmez biçimde çok daha ümit verici bir şey görmektedirler.
Yeni bakış açısına sahip sosyalistler burada tam olarak ne görmektedirler? Her şeyden öte, sınıf mücadelesi, sömürülenlerin sömürücülere karşı ve proletaryanın burjuvaziye karşı mücadelesini görürler. Ek olarak proletaryanın eli kulağındaki kaçınılmaz zaferini, mevcut burjuva toplumsal düzenin düşüşünü, üretimin sosyalist örgütlenmesi ile insanlar arasındaki ilişkilerdeki denk değişimleri; hatta diğer şeylerin yanında sınıfların ortadan kaldırılmasını görürler. Sosyalist devrimin tüm toplumsal ilişkilerde bütünsel bir değişimi içerdiğini (haleflerinden çok daha iyi) bilseler bile, yeni eğilime sahip sosyalistler toplumun gelecek örgütlenmesi planıyla kendilerini meşgul etmezler. Gelecek düzenin detaylarıyla uğraşmanın, hem bunların öngörülmesi imkânsız koşullar içerisinde öz-dinamikleriyle belirleneceğinden hem de geleceğin genel prensiplerinin reformcuların sempatileri ve antipatilerinden ziyade mevcut toplumsal düzenin tarihsel gelişmesinin incelenmesine dayanan bir eleştiri vasıtasıyla ortaya çıkacağını bildiklerinden dolayı, vakit kaybı olduğunu bilirler. Yeni bakış açısına sahip Sosyalistler ütopyalardan sonsuza kadar kopmuşlar ve bilimi duruşlarının temeli yapmışlardır. Yeni sosyalizmi bilimsel sosyalizm olarak adlandırmaya başladıklarından beri düşmanları bile bu Sosyalistlere haklarını teslim etmektedirler. Bugünlerde gerçek anlamıyla sosyalist olanlar, bilimsel sosyalizmin takipçileridir.
Proletaryanın burjuvazi karşısındaki mücadelesi içerisinde burjuva toplumun bütün geleceğinin kendi kendisini tasarlayacağını bilen bir bilimsel sosyalizm takipçisinin tüm pratik görevleri tamı tamına bu sınıf mücadelesi tarafından harekete geçirilecektir. Kararlı bir biçimde proletaryanın yanında duran yeni Sosyalistler, bu zaferin çabuklaşması ve kolaylaşması için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Böylesi bir durumda yapabilecekleri tam olarak nedir o zaman? Proletaryanın zaferi için gerekli koşullardan birisi kendi konumunun, sömürücülerle ilişkisinin, tarihsel rolünün ve sosyo-politik görevlerinin farkına varmasıdır. Böylelikle yeni Sosyalistler kısaca sınıf bilinci adını verdikleri bilincin proletarya arasındaki gelişimini desteklemeyi birincil, muhtemelen yegâne, görevleri olarak görürler. Sosyalist hareketin başarısı yine onlar için bütünüyle proletaryanın sınıf bilincinin gelişmesi temelinde ölçülmektedir. Bu gelişmeye yardımcı olan her şeyi amaçları için kullanılabilir kabul ederler; bunu yavaşlatan şeyler ise zararlıdır. Bir şekilde bu gelişme üzerinde etki doğurmayan herhangi bir öğe onlar için ne bir sonuç doğurur ne de politik temelde ilgilenilmeye değerdir…
Kapitalizmin gelişmesi sonuçta toplumsal devrimi şüphesiz hızlandırır. Fakat bunun sonucunda burjuva aktivistlerinin Sosyalistler olarak temayüz etmesi oldukça tuhaf olacaktır. Bütün eylemlerini sosyalizmle savaşa hasreden insanlar bile toplumsal devrimi hızlandırabilirler. Bazı Alman Sosyal Demokratları için meşhur Anti-Sosyalist Yasası partilerine bir ölçüde yardımcı bile olmuştur. Eğer bu görüş doğru ise, yasayı yürürlüğe koyan Bismarck bu olgu sonucunda Almanya’daki toplumsal devrimi hızlandırmıştır.[4] Fakat Sosyal Demokrat Parti’ye öldürücü darbeyi vurmakla uğraşmış bu adamı kim Sosyalist olarak kabul edebilir?
Şunu tekrar ifade ediyorum; politik eyleyişinizin sonuçlarını ne kadar tartışmış olursanız olun; ancak eyleyişinizin dolaysızca proletaryanın sınıf bilincinin gelişmesini kolaylaştırmış olması temelinde bir Sosyalist olarak kabul edilebilirsiniz. Sosyalist-olmayan eyleyişlerinizin az ya da çok dolaylı sonuçları sosyalizm davasına bir dereceye kadar avantajlar bahşetse de, söz konusu dolaysız etkiyi ortaya koymadığı sürece bir Sosyalist olamazsınız.
Yoldaşlar; iş sosyalist eyleyişin en önemli ve dolaysız işaretlerini tanımlamaya geldiğinde Kızıl Bayrak’a ihanet etmek istemeyenin sosyalist kitaplar yazmayı, bunları dağıtmayı ya da proletarya ve onun örgütleri arasında genel bir propaganda yapmayı eksiksiz biçimde yerine getirmesi gerektiğini söylemeye çalışmıyorum. Sosyalist Parti üyesi kişiler, Sosyalist olmayı bir an bile terk etmeden de, başka konularla ilgilenebilirler. Belirli bir ülkenin sosyalist partisinin, hükümet zulmünün nesneleri olan üyeleri için gizli saklanma yerleri ayarlamaya karar verdiğini varsayalım. Bu konuda ben ve birkaç diğer yoldaş görevlendirilmiş olsun. Söz konusu görevi de isteyerek ve partizanca yerine getirmiş olalım. Söz konusu tekil eyleyişimiz proletaryanın sınıf bilincinin gelişmesini dolaysızca hedeflememiştir. Fakat bunu yapmak artık Sosyalist olmayı bıraktığımız anlamına gelecek midir? Kimse bunu söyleyemez. Çünkü bu eyleyişle birlikte sadece proletaryanın sınıf bilincini dolaysızca arttıran partinin üyesi olarak kalmaya devam etmedik, aynı zamanda eyleyişi onun talimatları altında gerçekleştirdik. Başka bir örnek. Yine belirli bir ülkenin sosyalist partisi yakın gelecekte hükümete karşı açık mücadele kararı alır. Bu mücadelenin başarısı, elbette büyük ölçüde, karar anında ordunun nasıl davranacağına bağlıdır. Ve bu nedenle de parti, ordu içinde devrimci propaganda yapacak belli sayıda üyeyi görevlendirir. Askerler, askeri üniforma giymiş proleterler olarak görülebilir elbette. Sonuçta, sosyalizm fikirlerini askerlere açıklayan üyeler şahsında, bizi ilgilendiren soru görünürlük kazanamaz bile. Fakat sadece subaylarla ilgilenen insanlar için bu tamamıyla yerindedir. Bu kişiler artık Sosyalist olmaktan çıkmışlar mıdır? Hiç de bile. Peki neden? Bir kez daha söz konusu üyelerin eyleyişleri proletaryanın sınıf bilincinin gelişmesini dolaysızca destekleyen partinin ihtiyaçları tarafından belirlenmiştir. Partiye bağlı olmasalardı? Böyle bir durumda artık Sosyalist olarak kabul edilemezlerdi çünkü eyleyişleri, dolaysız ve hâlihazırdaki sosyalist amaçla olan bağını anında kaybederdi. Böylesi örnekler ardı ardına sıralanabilir. Umarım görüşüm yeterince açıktır. Bu mektubun epigrafında bu düşüncem bütünsel biçimde ifade edilmiştir: sınıfsal çıkarlarının bilincine sahip işçiler olmaksızın sosyalizm de olamaz…
Proletarya ile burjuvazi arasındaki çatışma belli bir okulun Sosyalistlerinin icadı olmamasının yanı sıra, devrimci bir fanatik tarafından hayal edilmiş taktik bir araç hiç değildir; burjuvazi ile feodal aristokrasinin kendi zamanlarındaki çatışmalarıyla aynı tarihsel kaçınılmaz alınyazısına sahiptir. Şimdilerde ise Almanya’daki ‘sermayedar sınıf’ örneğinin 40’lardaki Alman Ütopik Sosyalistlerinin kanıtlamaya çalıştıklarının tam tersini kanıtladığını söylemek lüzumsuzdur. Bu sınıf ‘toplumsal sorun’un çözümünde hiçbir şey yapmamıştır fakat o zamanlar bu sınıfın gençlerinin kendi bakış açılarından sosyalizme sempati beslemeleri gayet güzel olsa da, bu durum Almanya’nın o zamanlar içerisinde bulunduğu politik koşullarla da gayet kolay açıklanabilir. 1848’in ertesinde sosyalizm Alman ‘entelijensiya’nın ilgisini yalnızca, yurttaşların ‘devredilemez’ haklarından vazgeçilmesi söz konusu da olsa, her ne pahasına olursa olsun üstesinden gelinmesi gereken korkunç bir canavar olarak çekmişti. Fransa’da olduğu gibi bugün Almanya’da da sadece işçi, ‘sermayesiz’ sınıf sosyalizm bayrağı altında ilerlemektedir ve bu nedenden dolayı da, Anti-Sosyalist Yasalar onlara karşı tasarlanmıştır. Böylesi hükümler şimdilerde sadece Rusya’da, ‘Batı’ gibi olmadığı devrimciler tarafından bile sıklıkla söylenen ülkede duyulabilir. (Ayrıca, bizim şimdi Batı ülkesi olarak gördüğümüz Almanya’yı, Alman Ütopikleri Batı’yla çatışkılı biçimde değerlendirmekteydi.) 1840’lardan itibaren Batı Avrupai yaşam büyük ilerlemeler kaydetti ve bu ilerleme ne kadar fazla olursa, sınıf mücadelesinin devrimci ve kaçınılmaz önemi hem Sosyalistler hem de mevcut toplumsal düzenin savunucuları olan düşmanları için o kadar açık olacaktır.
İlerlemeden önce bir kayıt daha koymalıyım. Proletaryanın sınıf bilincinin gelişmesini ve arttırılmasını Sosyalistlerin yegâne amaçları ve kutsal görevleri olarak ortaya koyduğumda, bu, günümüz Sosyalistlerinin sadece ama sadece propagandaya dayandıkları anlamına gelmez. Muhtemelen kelimenin geniş anlamıyla doğrudur bu; fakat sadece kelimenin en geniş anlamıyla. 1889 Paris Enternasyonal Kongresinde sekiz saatlik işgünü kararı için çabalayan Sosyalistlerin aklında bu karar için işçilerin yapacakları gösterilerin fikirlerinin propagandası için muhteşem bir yöntem vardı. Fakat gösteri aynı zamanda bir ajitasyon yöntemidir. Genel olarak ajitasyon ile sık sık propaganda olarak adlandırılan arasında çizgi çekmek kolay bir iş değildir. Belli bir ülkenin gündelik yaşam döngüsünde yapılan propaganda ajitasyondur. Tamamen sıradan olmayan ve kamusal ruh halinde belli bir dalgalanmaya yol açan olaylarca tetiklenen ajitasyon ise propagandadır. Böylesi belgin olayları kendi amaçları için kullanmasalardı Sosyalistler çok kötü politikacılar olurlardı.
Sekiz saatlik işgünü için yapılan ajitasyonun çok başarılı olduğunu farz edelim. İşçi hareketinin sürekli büyüyen baskısından korkan burjuvazi boyun eğer. Tüm medeni ülkelerdeki yasalar işgününü sekiz saate indirmiştir. Bu sosyalizm için muazzam bir zafer olsa da, bir soru kendisini gösterir: zaferde katkısı olan bütün işçiler Sosyalist miydiler? Muhtemelen hayır. Bunların arasında Sosyalistler vardır. Öncü rol oynayan, öne atılan ve kararsızlar ile duraksayanları ardından sürükleyen Sosyalistler vardır. Fakat o vakitlerde gerçekten kararsız ve tereddütlü insanlar var mıydı? Peki, neden tereddütlü ve kararsızlardı? Genel olarak kararsız ve tereddüt içerisinde olduklarından mı? Kısmen, bu nedenden dolayı muhtemelen kısmen böyledir ve hatta mümkündür ki hem sekiz saatlik işgününün kazandırdıklarını tam anlamıyla takdir etmediklerinden hem de sosyalist fikirleri genel olarak sindirmediklerinden düzenli ve tutarlı bir devrimci perspektiften kaynaklanan daha iyi bir gelecek için mücadele açlığıyla dolmamışlardır henüz. Tek sözle bunlar henüz Sosyalist değillerdir. Fakat şimdi ne olduğuna bakın. Sosyalistler, henüz Sosyalist olmamışları sosyalizm için oldukça faydalı bir amaç etrafında mücadeleye çektiler. Bir diğer ifadeyle, henüz Sosyalist olmamış insanlar hâlihazırda sosyalizm için çalışmaktadırlar. Ve ajitasyondur bunu yapan! Bu nedenle de Sosyalistler amaç uğruna sadece onlara verili anda ait olan güçleri değil, peşi sıra onlara bağlanacak güçleri de kullanırlar. Olan geri ödemesini tarihin yapacağı sosyalist hesabı kullanmaktır. Ve bu geri ödeme de sosyalizmin zaferini önemli oranda yakınlaştıracaktır.
Ajitasyonun eşlik etmediği, kelimenin en dar anlamıyla, propaganda bütün tarihsel önemini kaybedecektir. Propaganda doğru görüşleri onlara, yüzlere, binlere iletir. Fakat doğru görüşlere sahip insanlar ancak kamusal yaşam üzerinde dolaysız etkiler gösterdiklerinde tarihsel eylemciler olurlar. Kitleler üzerinde etki doğurmadan, yani ajitasyon yapmadan, günümüz medeni ülkelerindeki kamusal yaşam üzerinde etki söz konusu dahi olamaz. (Barbar despotizmlerde ise durum farklıdır: buralarda kitlenin bir önemi yoktur. Fakat şu anda onlardan bahsetmiyoruz.) Sonuç olarak ajitasyon, tarihsel bir anlama sahip olmak isteyen her parti için başattır. Dar bir hizip dar anlamıyla propagandayla yetinebilse de, politik bir parti hiçbir zaman bunu yeterli göremez.
Ajitasyon ile propaganda arasındaki ilişkiyi daha fazla aydınlatmam gerekirse, propagandacının birçok fikri tek ya da az sayıda insana iletirken ajitatörün tek ya da birkaç fikri, aksine, kitlelere, bazen ise belli bir yerelin bütün nüfusuna ilettiğini eklemeliyim. Fakat tarih kitlelerce yapılmıştır. Sonuç olarak ajitasyon propagandanın amacıdır: Propagandayı ajitasyona geçme fırsatını elde etmek için yaparım.
Bununla birlikte örneğimize geri dönelim. Sosyalistlerin sekiz saatlik işgününü yasalaştırmayı başardıklarını varsayalım. Böylesi bir yasa işçi sınıfı için muazzam bir kazançtır. Gelişmesi sınırlı, kavrayışı azami ve en geri işçiler dahi böylesi bir yasanın gerçek olmasıyla ikna olurlar. Ve tüm bu işçiler sekiz saatlik işgününün Sosyalistlerin girişimiyle yasalaştığını bilirler. Bu nedenle tüm işçiler, en gerileri bile, sosyalist taleplerden bazılarının gerçekleşmesinin dahi işçi sınıfına yarayacağı konusunda tamamen ikna olacaklardır. Ve bunun bilinmesi ise, sosyalist öğretiler karşısındaki umursamazlıkla kıyaslandığında, sosyalizme bütünsel bir sempatiye tartışmasızca çok daha yakınlaştırır. Fakat biraz daha ilerleyelim. İşçilerin dinlenme zamanlarının arttırılmasıyla sekiz saatlik işgünü işçiye daha geniş entelektüel gelişme olanağı sağladığı gibi sosyalist fikirlerin daha kolay edinilmesini de sağlar. Böylece sekiz saatlik işgünü başka bir yolla kaçınılmaz hesaplaşmayı yakınlaştırır: o, ‘toplumsal devrimi hızlandırır’.
İşçiler arasında sosyalist propaganda yaptığımızda Rusya hâlâ ayakta ise, ülkemizdeki toplumsal güçler arasındaki karşılıklı ilişkiler de değişmemiş demektir. Propagandamızın başlamasından sonra da otokrasi on, yirmi ya da otuz yıl boyunca kuvvetli ve sağlam kalabilir: otokrasiden nefret eden birkaç bin ‘propaganda yapılmış’ işçi onun sağlamlığını herhangi pratik önemi bulunmayan birkaç dakikayla azaltır. Fakat Rusya’daki toplumsal ilişkiler değişmeden kalacak mıdır? İlişkilerin oldukça hızlı değiştiklerini görmekteyiz. Fakat bunlarla birlikte açıkça toplumsal güçler arasındaki karşılıklı ilişkiler de değişmektedir. Onu besleyen tarihsel toprak ufalandıkça ve çürüdükçe otokrasi de zayıflamaktadır. Çarpışmasıyla otokrasiyi mahvedecek güçler, aynı anda, giderek daha fazla güçlenmektedir. Propagandamız devrimcileri eğitirken, tarih de devrimcilerin eylemleri için başat ortamı yaratır anlamı çıkar buradan; devrimci kitlenin liderlerini, devrimci ordunun subay ve erlerini hazırlarken toplumsal gelişmenin geri döndürülemez rotası da bu orduyu yaratmaktadır. Fakat böylesi bir durumda eyleyişimizi sonuçsuz ve kısır olarak tanımlayabilir miyiz? Tam tersine, devrimci bir bakış açısından, mutlak bir gereklilik ve özgül bir üretkenlik değiller midir?
Diğer taraftan açık olan şudur: ‘Propaganda yaptığımız’ kişiler kitleler üzerinde dolaysız bir devrimci etki yaratmadığı sürece bunlar sadece teoride önder olabilirler. Bu kişilerin ancak gerçekte önder olmalarıyla kitleler üzerinde devrimci anlamda bir etkileri olabilir.
Ajitasyonun ortaya çıktığı yerdir burası. Ajitasyon sayesinde ‘kahramanlar’ ile ‘kalabalıklar’, kitle ile önderleri arasındaki gerekli bağ kurulmuş ve tahkim edilmiştir. Olaylar ne kadar gerilimli bir hal alırsa hem eski toplumsal yapı bir o kadar sallanacak hem devrimin varışı hızlanacak hem de ajitasyon önemli hale gelecektir. Adına toplumsal devrim denilen dramdaki başrolü ajitasyon oynar.
Bu çizgi takip edildiğinde, Rusyalı Sosyalistler gelmekte olan Rusya devriminde eylemli bir rol oynamak istiyorlarsa ajitatör olmayı öğrenmek zorundadırlar.
Bu temeldir. Fakat kolay değildir. Ajitatörün görevi her azami sayıda devrimci fikri kitlelere iletecek biçimde her özgül durumda dolaşıma sokmayı içerir. Öyle ya da böyle ajitatörün her hatasını sert bir ceza takip eder. Eğer kitlelerdeki devrimci havayı abartırsa en iyi ihtimalle muğlakta kalsa bile ya alaya alınır ya da hatta saldırıya bile uğrayabilir. Eğer diğer taraftan aşırı tedbir nedeniyle hızlı devrimci gelişimi içerisinde halihazırda aşılmış talepleri kitlelerin önüne getirirse, kalabalığa ‘itidal ve hassas bilinç’ veren bir tür tuhaf ajitatör-freni durumuna düşer. Ajitatörün bütün becerisi böylesi aşırılıklardan kaçınabilme yetisinde yatar. Bu yetisi olduğu sürece başarısızlıktan korkmasına sebep yoktur. Görevini kendi mecrasında yerine getirecektir. Kitlelere hiçbir şey vermediğini söyleyebilirsiniz: Kitlenin farkında olmasa da hâlihazırda sahip olduğu tavra bütünsel bilinçte bir ifade verir yalnızca. Etkisinin sırrı ve gelecekteki başarısının garantisi işte burada yatar. Taleplerinin basit ifadelerini ağzından çıkan sözcüklerde gördüğü vakit kitleler ajitatörü bilerek ve isteyerek takip edecektir. Devrimci tavrının sebeplerine yabancılaşmadığı sürece kitle ajitatörün önüne bile geçebilir. Daha dün ajitatörün cesaret ve özgünlüğünden korkan kitleler, daha gözüpek taleplere yaslanarak hızlıca ileri atılırlar. Böylece, bizzat kendi hareketlerinin içerdiği deneyimlerinden öğrenerek ve başarılarından cesaret alarak, tikel bir dönüm noktasında mevcut düzene öldürücü darbeyi indirene kadar, tedrici ama emin adımlarla giderek daha fazla devrimci olacaklardır. Sallantılı, zayıf ve tarih tarafından eskitilmiş bu düzen parçalandığında yeni görevler ortaya çıkacaktır; politik sömürücülerin, dalkavukların ve dalaverecilerin tuzaklarına düşmeden yeni evde şeyleri yeni baştan inşa edeceklerdir. O vakit adanmış ajitatör-dostlarının hizmet ve direktifleri, eski düzenle mücadelenin kalbindeki erken dönemlerde olduğu kadar önemli olacaktır.
İyi bilinen tabire göre, hatip doğulur. Aynı şekilde ajitatörler de ‘doğmuş’tur ve hiçbir bilim kalıtsal-çalkantılı yeteneklerin yerine geçemez. Ajitasyon, özgül bir kalıba uygun olarak yapılamaz. Fakat bu bizi onun önemi üzerine kafa yormaktan ve yakın gelecekte ajitatif eyleyiş için geniş bir faaliyet alanının ortaya çıkacağını görebildiğimiz anda elimizdeki bütün imkânlarla onun için hazırlanmaktan alıkoymaz.
Hâlihazırda teşekkül etmiş devrimci güçlerin birleşmesi bu eyleyiş için gerekli bir koşuldur. Propaganda çevrimi dolayımıyla hem birbirleriyle iletişimleri bulunmayan hem de birbirlerinin varlıklarından haberdar bile olmayan insanları içerebiliriz. Örgütsel yokluk propagandayı her zaman etkilerse de onu imkânsızlaştırmaz. Politik atmosferin elektriklendiği ve en öngörülemez, farklı nedenlerle devrimci fırtınanın yaklaştığına şahitlik eden, orada-burada giderek daha sık patlamaların yaşandığı, yani ajitasyon veya bayrak etrafında birlik olmanın gerekli olduğu büyük toplumsal altüst oluş çağlarında olaylar dizisi üzerinde ciddi bir etkiyi sadece örgütlü devrimci güçler yaratabilir.
Örgüt, birinci ve temel adımdır. Günümüz Rusya’sının hazırlıklarını tamamlamış devrimci güçleri ne kadar önemsiz olurlarsa olsunlar, örgütlenme onları on katı kadar çoğaltacaktır. Güçlerinin hesabını yapan ve onları uygun pozisyonlara yerleştiren devrimciler işe koyulurlar. Sözlü ve yazılı propaganda yoluyla mevcut kıtlığın sebeplerine dair doğru görüşleri nüfusun bütün katmanlarına yayarlar. Kitlenin öğretilerini anlayacak ölçüde ilerlemediği durumlarda, bunları birer örnek ders gibi verirler. Protesto yaptığında onlarla protesto yapar, ona hareketinin anlamını izah eder ve böylece onun devrimci hazırlıklarını yükseltir. Böylelikle kitlenin çekirdek hareketleri tedricen bilinçli devrimci hareketle birleşir ve Zemskii Sobor’un[5] çağırılması fikri giderek daha popüler hale gelir: Rusya halkı kaderini Çar memurlarının ellerinden koparmak konusunda giderek daha fazla ikna olur.
Durumun bir yönüdür bu. Diğer taraftan ise, mevcut düzene başkaldıran insanların sömürücülerine politik imtiyazlar kazandırmak yerine kendileri için politik haklar kazanmalarını garantilemek zorundayız. Zemskii Sobor’un işçi sınıfının kendi temsilcilerini gönderebileceği, tüm Rusya vatandaşlarının seçmen ve temsilci olabileceği bütün halkın kongresi olmasını sağlamalıyız. Rusya Sosyalistlerinin başat ve en önemli talebi dolaysız genel oydur. Bu elde edilemezse bile yakın ilintili diğer taleplerin elde edilebileceği bir pozisyonda bulunulmaya devam edilir: ifade, toplanma, sendika kurma ve grev özgürlüğü.
Ajitatörler bu taleplerin her biri için kitleyi kazanmalıdırlar. Fakat halk kongresine seçilecek temsilciler hangi katmanlardan olacaktır? Dolaysız genel oy işçilerin patronlarını, fakir köylülerin kulakları ya da toprak sahiplerini ve genel olarak sömürülenlerin sömürücülerini seçmelerini kayıt altına almamaktadır şüphesiz. Dolaysız genel oy hükümet ya da burjuvazinin kolaylıkla bizlere çevirebileceği iki tarafı keskin bir kılıçtır. Kılıcı nasıl savuşturacağız? İşçi, kendi ekonomik çıkarlarıyla patronun çıkarları arasındaki uzlaşmaz çelişkinin farkına vardığında patronuna oy vermeyi bırakacaktır. Bunun farkına varır varmaz işçi sömürücünün politik aleti olmak istemeyecek ve hem kendi ekonomik ihtiyaçlarına politik bir ifade vermeye çalışacak hem de oyunu Sosyalist’e verecektir.
Kendi çıkarlarıyla devrimci proletaryanın çıkarları arasındaki yakın bağıntı sosyalist işçi partisi tarafından –örneğin yukarıda belirtilmiş iyi bilinen ekonomik talepler gibi– ortaya konulduğunda, fakir köylü kulak, toprak sahibi ya da hükümet yetkilisi için oy kullanmayı bırakacaktır.
Sonuç olarak bir kez daha politik ajitasyonumuzun sadece proletaryanın sınıf bilincinin gelişimiyle çakıştığında meyve vereceğine dair bilindik neticeye ulaşıyoruz.
Proletaryanın sınıf bilinci, ördeğin sırtından akan su gibi, karşıt partilerin bütün saldırılarını saptıran koruyucu bir tabaka gibidir.
Sona yaklaşıyorum. Rusya’daki kıtlığın sebepleriyle mücadelede Rusya Sosyalistlerinin görevlerine dair görüşlerimizi açıkça sundum ve bu konuda artık bir yanlış anlaşılmanın olmadığını ümit ediyorum. Yoldaşça aynı fikirde olanları selamlıyorum ve bunları ‘aşırı’ bulanlara da Sosyalistler olduğumuzu ve Sosyalistler için ılımlılığın gurur duyulacak bir şey olmadığını hatırlatırım.
İnsanlar muhtemelen, liberalleri korkutma ihtimalinden dolayı, görüşlerimizin açıkça ilan edilmesi için zamanın olgunlaşmadığını söyleyeceklerdir. Cevabım şudur: Onlardan bilerek, isteyerek çekinmek bizler için saçmadır; fakat olur da liberaller isteğimiz dışında bizden korkarlarsa, yapabileceğimiz tek şey onların tamamen ‘uygunsuz’ yüreksizliklerine acımak olacaktır. Bizim için her koşulda en sinsi ürküntü, ürkek liberal hayaleti karşısında Sosyalistlerin gösterecekleri kaçamaktır. Söz konusu ürkekliğin vereceği zarar, liberal beyefendiyi ılımlılığımız ve hassas bilincimiz konusunda ikna ettiğimizde elde edeceğimiz avantajdan sonsuz derece daha büyük olacaktır.
Kaynak:
The Tasks of the Social Democrats in the Struggle Against the Famine in Russia: extracts. Marxism in Russia: Key Documents 1879-1906, Neil Harding (ed), Richard Taylor (trs), 1983, Cambridge University Press, Cambridge içinde. ss. 100-107.
[1] 1981-2 yıllarında Güney Rusya bölgelerinin tahıl üretimini etkileyen sert bir kıtlık yaşandı.
[2] Charles Fourier (1772-1837) işbölümünün, insanın doğal hisleri ile dürtülerinin bastırılmasının aşılmasına dair ustaca planını titizce detaylandırılmış toplum modeli ya da phalanstére’de serimleyen Ütopik Sosyalizmin en çok merak uyandıran teorisyenlerinden biri.
[3] Plekhanov muhtemelen Engels’in Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm’deki sözlerini yorumlamaktadır (MESW, 2, s. 212): “Henüz gelişmemiş ekonomik ilişkilerde gizli yatan toplumsal görevlerin çözümü kafandan üretilmeliydi. Toplum, yalnızca bozukluklar sunuyor; bunları ortadan kaldırmak, düşünen aklın görevidir. Bundan dolayı, söz konusu olan, toplumsal düzenin yeni, yetkin bir sistemini bulmak ve bunu topluma dışarıdan propaganda yoluyla, belki de örnek deneyimler örneğiyle dayatmaktı.” (F. Engels, Sosyalizmin Ütopyadan Bilime Gelişmesi, çev. İsmail Yarkın, M.A. İnci, İnter Yayınları, İstanbul, 1999)
[4] ‘Tecrit Yasası’, ‘İstisna Yasası’ ya da ‘Anti-Sosyalist Yasa’ olarak adlandırılan yasa 1878 Ekim’inde üç yıllık bir acil durum önlemi olarak yasalaşsa da, Ekim 1890’a kadar birbirini takip eden parlamentolar tarafından uzatılmıştır. Yasaya göre ‘Devlet ya da toplumun mevcut düzenini yok etme amaçlı Sosyal Demokrat, Sosyalistik ya da Komünistik çalışmalar yasaklanmıştır’. Yasa yasak sosyalistik çalışmaları detaylandırmıştır: Toplantılar, geçit törenleri ve kutlamalar, yazılı materyaller, yardım toplanması ya da yayınların dağıtımı. (Hükümlerle ilgili daha bütünsel bir açıklama için bkz. B. Russell, German Social Democracy (London, 1965), ss. 100-102).
[5] Zemskii Sobor: 1550’de Korkunç İvan tarafından tüm sınıfların sıkıntılarını ve tazmin dilekçelerini dinlemek için toplanmış meclis yürütmesi. Ulusal temsilciler meclisi toplanması talebi ondokuzuncu yüzyıl Rusya radikal düşüncesinde daimi bir konu idi.