Çin Gençliği Neden Mao’yu Yeniden Keşfediyor?

Sunuş
Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti, birçok yönüyle büyük ve eşsiz bir deneyimin derslerini sunuyor. Marx ile Engels, ezilenlere iktidar olmanın olanağını göstermişti. Ezilenlerin devrim yapmasıyla yetinmiyordu Marksizm; Marx-Engels’in ortaya koyduğu teori ve politika, devrimden sonra sınıfsız topluma giden tarihi de ezilenlerin üstlenebileceğini vurgulamakla ayırt ediciliğini buluyordu. Bunu başarıyla gerçekleştirme cüreti Lenin’e aittir. Lenin’in Ekim Devrimiyle açtığı yol ezilenlerin birikimi bakımından tamamen “yeni”ydi. İktidar yolu, ezilenlerin binlerce yıllık tarihinde çok kez açılmış olsa da her seferinde tarihin buldozerleri tarafından kapatılmış olduğundan, deneyim ve dersleriyle sonraki kuşaklara, kategorik bir nitelik olarak aktarılmamıştı.
Öngörülenden uzun olduğu her geçen pratikle ortaya çıkan bu yolun sorunsuz kat edileceği duyu-düşüncesi ancak çocuksu komünizme özgü olabilir; Marksistler, yapacakları ve üstesinden gelmek için uğraşacakları yanlışları göze alarak ve güvenle omuzladılar bu tarihi.
Sosyalizm deneyimlerinin “birinci dönem”i, Sovyetler Birliğinin çöküşüyle kapandı. Sosyalizm deneyimleri, bir “ikinci dönem”le komünizme yürüyüşünü sürdürebilecek miydi?
“İkinci dönem” ÇKP tarafından, büyük tartışmalar ve risklerle, başlatıldı. Çin’deki Marksistler, onyıllardır tarihte hiçbir Marksistin ve dolayısıyla toplumun yürümediği bir yolu bizzat yaparak kat ediyorlar. Çin Komünist Partisinin son onyıllar boyu yürüdüğü yolun tarihsel biricikliği kesindir. Bu parti, insan toplumlarının tarihinde daha önce adım atılmamış bir alanın varlığını, “nehri taşlara dokunarak geçme” anlayışıyla ve büyük bir kudretle ortaya koyuyor.
ÇKP’nin yarattığı tarih, Marksizmin ezilenlere çıkmaz bir yol gösterdiğini, Marksizmin ezilenlerin “devletçi bir sapması” olduğunu söyleyen ve kendilerini Batının büyük liberal anlatısından kurtaramamış sosyalistler ve liberterleri tarihin kudretsizlere ayrılmış bölmesinde kurgusal zihinleriyle baş başa bırakıyor.
Çin, sorunlarıyla yüzleşme, sorunlarını açık bir tarzda ele alma tarzı bakımından da bir örnek teşkil ediyor.
Daha önce kat edilmemiş bir yolu kendi başına yürüyen Çinli Marksistlerin hata yapmaması, çubuğu tersine bükmenin kaçınılmaz denebilecek olumsuz sonuçlarıyla karşılaşmaması, bir dönemin baş çelişkisiyle uğraşmaya yoğunlaştıklarında başka çelişkileri ihmal etmeyebileceği düşünülemez.
Çinli bir akademisyen tarafından kaleme alınmış olan aşağıdaki yazı, ÇKP’li olsun ya da olmasın, Çin’in yaşayarak, deneyimleyerek ilerlediği, adeta arşınlayarak yaptığı yol üzerine bir iç eleştiri ve değerlendirme niteliği taşıyor.
Yazar, Çin’in deneyiminin sorumlu öznesinin “kitleler” mi, yoksa −kitlelerden kitlelere anlayışını benimsese ve kitle çizgisini izlese de− ÇKP mi olduğuna ilişkin temel yaklaşımda birinciye öncelik verdiği izlenimi doğuruyor. Mao’nun “politikanın kumanda mevkisinde olması” düsturu sadece orduya değil gerçekte öznenin ilişkilendiği her şeye yöneliktir ve “politika”yı da −vurgulamalı; kitleleri gözetmeyi duyarlıkla koruyarak− ÇKP’nin kendisi temsil etmektedir. Yani Çin’de, bizatihi ÇKP’nin, dışına çıkılarak parçalanması gereken bir kurum olduğu anlayışında olunmadığı sürece, mücadele ve eleştiri Parti içine dönük olmalı ve Parti içinde yürütülmelidir.
Metin Kayaoğlu
***
Bir Heyulanın Dönüşü
Çin’i bir heyula sarmış durumda: Mao Zedong. Bu, resmi parti tarihlerinde bulunan ulusal kurucunun donmuş imajı değil, ülkenin gençliği tarafından yeniden keşfedilen canlı, nefes alan bir fikir. Bu yeniden dirilişin kanıtı hem beklenmedik hem de açıkça ortada ve en çarpıcı sahnesi, ülkenin siyasi, akademik ve iş dünyası liderliğinin yetiştirildiği Çin’in seçkin üniversiteleridir.
Bu değişimin önemini kavramak için öncelikle yerini aldığı entelektüel iklimi anlamak gerekir. 1978’de piyasa reformları başladıktan sonraki on yıllar boyunca, birçok işçi ve köylü arasında Mao ve Kültür Devrimi’ne yönelik sürekli olumlu görüşe rağmen, eğitimli sınıf arasında Mao’ya karşı hâkim tutum derin bir şüphecilikti.[1] Parti ve devlet araştırma kuruluşlarının ortaklaşa yürüttüğü 1993 tarihli resmi bir anket, bu duyguyu açıkça ortaya koymaktadır. Katılımcılardan Mao’yu değerlendirmeleri istendiğinde, üst düzey entelektüellerin yalnızca yüzde 8’i erdemlerinin kusurlarından daha ağır bastığına inanırken, yüzde 67’si tam tersi görüşü savunmuştur. Üniversite personeli ve öğrenciler arasında ise yüzde 40’ı kusurlarının daha fazla olduğuna inanırken, resmi “iyi yüzde 70, kötü yüzde 30” değerlendirmesine katılanların oranı yüzde 34’ten daha yüksektir. Dahası, bu seçkinlere o dönemde zaten ortaya çıkmaya başlayan tabandan gelen “Mao ateşi” sorulduğunda, ankete katılanların ezici çoğunluğu (yüzde 63 ila 72 arası) bunu “anormal” bir olgu olarak reddederek, halkın cehaletinin bir ürünü olarak gördü.[2] Bu görüş, 1978’den sonra eğitimli seçkinler arasında da yaygınlaştı. Mao, mirası modernleşmenin önünde bir engel olarak görülen geçmişin bir figürüydü.
2006 yılına gelindiğinde durum değişmeye başlamıştı. Üst düzey bir kurum olan Sun Yat-sen Üniversitesi’nde yapılan bir anket, kuşaklar arası bir değişimi ortaya koydu. Ekonomik patlama döneminde doğan öğrenciler arasında, 1993’teki fikir birliği önemli ölçüde zayıflamıştı. Artık yüzde 47’si Mao’nun erdemlerinin kusurlarından daha ağır bastığına inanırken, sadece yüzde 6’sı karşıt görüşü savunuyordu. Ancak bu, sessiz bir yeniden değerlendirmeydi, tüm siyasi projesinin tam anlamıyla onaylanması değildi. Aynı öğrenciler, Kültür Devrimi’ne karşı ezici bir çoğunlukla eleştirel kalmaya devam ettiler ve neredeyse yüzde 90’ı onu olumsuz olarak değerlendirdi.[3] Ulus kurucusu Mao’yu radikal Mao’dan ayırmaya başlıyorlardı.
Bir zamanlar kademeli bir değişim olan bu durum, 2016’dan beri dramatik bir şekilde hızlandı. Kütüphane ödünç verme verileri açık ve sezgisel bir gösterge sunuyor. Çin’in en prestijli kurumu olan Tsinghua Üniversitesi’nde, Mao Zedong’un Seçme Eserleri, 2016’da en çok ödünç alınan elli eser arasında bile yer almazken, 2019’da bir numaraya yükseldi ve 2024’e kadar her yıl bu konumunu korudu.[4] Bu, münferit bir durum değil. MyCOS tarafından 2020 yılında yapılan bir anket, bu eğilimin, incelenen seksen üniversiteden on üçünün en çok ödünç alınan on eser listesinde de mevcut olduğunu ortaya koydu; bunların çoğu üst düzey kurumlardır.[5] Bizzat doğruladığım verilerle, 2024 yılında Seçme Eserler, Çin’in en iyi dört üniversitesinin (Tsinghua, Pekin, Fudan ve Şanghay Jiao Tong) yıllık kütüphane ödünç verme listesinin zirvesinde yer aldı.
Özellikle belirtilmesi gereken bir örnek, Çin’in önde gelen bilim ve mühendislik kurumlarından biri olan Beihang Üniversitesi’dir. 2020 yılında, üniversitenin Douyin’deki (TikTok’un Çin versiyonu) resmi hesabı, yıllık kütüphane ödünç verme listesini yayınladı ve bu da yüzlerce yorum ve paylaşım aldı. Liste, en çok ödünç alınan kitabın standart Mao Zedong’un Seçme Eserleri olduğunu ve ikinci en çok ödünç alınan kitabın ise V. Cilt olduğunu ortaya koydu.[6] Bu ayrıntı çok önemlidir. Seçme Eserler‘in 1978 sonrası resmi versiyonu, yalnızca Mao’nun 1949 öncesi yazılarından oluşan birinci ila dördüncü ciltleri içerir. Kültür Devrimi sırasında derlenen ve 1977’de yayınlanan beşinci cilt, 1949-1957 dönemini kapsar. Ancak, radikal içeriği ve Deng Xiaoping’e yönelik doğrudan eleştirisi nedeniyle 1978’den sonra fiilen yasaklanmış bir kitap haline gelmiştir. Bu cilt nadirdir ve çoğu üniversite kütüphanesinde bile bulunmamaktadır. Öğrencilerin bu kitabı aktif olarak takip etmeleri, Mao’nun en radikal düşünce dönemini bilinçli olarak araştırdıklarını göstermektedir.
Nitekim bu eğilime dair haberler Batı medyasında yer almaya başladı, ancak Batı medyası eğilimin kökenini genellikle yanlış teşhis ediyor. Yaygın açıklama, bunu devlet tarafından yukarıdan aşağıya doğru yürütülen ideolojik bir kampanyaya bağlama eğilimindedir. New York Times‘da yer alan daha ayrıntılı bir makale, bu eğilimi artan servet eşitsizliğine bağlıyor, ancak Mao’ya yönelişi öncelikle olumsuz terimlerle ele alıyor. Makale, Mao’nun sözlerini ekonomik durgunluk dönemlerinde zenginlere karşı irrasyonel kızgınlığın yükselişine bir gerekçe olarak sunuyor.[7] Bu açıklamaların gözden kaçırdığı en önemli unsur şudur: Bu “Mao ateşi”nin öncüleri, Çin’in en iyi üniversitelerinden öğrenciler ve yeni mezunlardan oluşmaktadır.
Bu öğrenciler genellikle resmi propagandaya şüpheyle yaklaşıyorlar. Hem Çin içinden hem de dışından geniş bir bilgi yelpazesine erişimleri var ve birçoğu eleştirel düşünme konusunda eğitilmiş durumda. Mao’ya yönelişleri, beyin yıkama veya mantıksız bir kızgınlığın sonucu değil; bilinçli bir entelektüel ve siyasi tercihtir. Söz konusu iyi eğitimli grubun içinde ortaya çıkan bu eğilimin kendiliğindenliği, Çin’in liberal eğilimli dijital platformlarıyla çatışmasında en iyi şekilde gösterilebilir.
Bu demografik grubun popüler olduğu bir forum olan Zhihu’da, 2017’de sorulan “Tarihteki en büyük Çinli kimdir?” sorusu, Mao’yu savunan cevaplarla hızla doldu. Ancak bu popüler patlama, doğrudan platformun sahipleriyle çatıştı. Kurucuları, 1980’lerden beri ülkenin entelektüel ortamına hâkim olan piyasa yanlısı, Batı yanlısı ve Mao karşıtı inançlarıyla bilinen Çin’in liberal medya çevrelerinden kişilerdi. Bu eğilimi onlar teşvik etmedi. Tam tersine, aktif olarak bastırdılar, çok sayıda yüksek oy alan cevabı sildiler ve sonunda tüm soru başlığını kapattılar. Bu popüler patlamanın ardından platform baskısının gelmesi, “Mao ateşi”nin yukarıdan aşağıya bir kontrolün ürünü olmadığını, devlet yönlendirmesinden bağımsız olarak ortaya çıkan ve varlığını sürdüren bir hareket olduğunu göstermektedir.
1990’lardaki yaygın eleştirilerden 2000’lerdeki sessiz yeniden değerlendirmelere ve şimdi de 2020’lerdeki ateşli çalışmalara uzanan süreç, derin bir ideolojik değişimi işaret ediyor.
Heyulanın Dijital Ayak İzi: “Öğretmen” Çevrimiçi Ortamda Nasıl Ortaya Çıktı?
“Mao ateşi” üniversite kampüsleriyle sınırlı kalmadı; en canlı ve tartışmalı cephesi Çin’in dijital kamusal alanında yaşanıyor. Çevrimiçi platformlardan elde edilen veriler, bu ideolojik değişimin gerçek zamanlı olarak nasıl geliştiğini, sadece ölçeğini değil, aynı zamanda yaratıcı ve çoğu zaman çatışmacı yayılma biçimlerini de ortaya koyuyor.
Arama motoru verileri net bir hikâye anlatıyor. Çin’in en büyük arama motoru olan Baidu’da, “Mao Zedong” veya “Başkan Mao” gibi terimler, kamuya açık arama trendi verilerini göstermeyecek kadar siyasi açıdan hassas kabul ediliyor. Ancak “Mao Xuan” (Mao’nun Seçme Eserleri) terimi mevcut ve bu terime olan ilgide belirgin bir değişim gözlemleniyor. 2016 öncesinde arama endeksi düşük ve istikrarlı bir seviyede seyrediyordu. 2016’dan sonra istikrarlı bir yükselişe geçti ve 2019’dan beri patlama yaşayarak 2016 öncesi seviyesinin yaklaşık dört katı bir seviyede istikrar kazandı.
Bu değişim sürecinin en çarpıcı sonuçlarından biri de dilsel bir yenilik oldu. Birçok kişi geleneksel olarak hâlâ “Başkan” unvanını kullanırken, internetteki yeni nesil artık Mao’nun yerine sevgi dolu ve saygılı bir şekilde “Öğretmen” anlamına gelen Jiaoyuan (教员) terimini yaygın olarak kullanıyor. Bu terim onunla o kadar özdeşleşti ki, bugün üniversite öğrencilerine “Öğretmen” dediğinizde, çoğu içgüdüsel olarak Mao’dan bahsettiğinizi anlayacaktır. Bu terimin hem saygı hem de direnişe dayanan bir geçmişi var. Mao’nun kendisi, Kültür Devrimi sırasında kendisine verilen “dört büyük” unvanını reddederken, sadece birini tercih ettiğini söylemişti: “Öğretmen”. Günümüz gençliği için bu terim mükemmel, Mao’yu mücadelelerinde bir rehber rolüne yerleştiriyor.
WeChat’te popüler bir kamu hesabının yöneticisi olarak, bu terimi çevrimiçi ortamda sıkça kullanan ilk kişilerden biri olabilirim. 2017 civarında, Mao hakkında bir dizi makale yazarken, platformun sansür algoritmalarıyla mücadele ettim. Çin’in dijital ekosisteminde, “Mao Zedong” gibi terimler siyasi olarak hassastır; bir makalede aşırı kullanımı otomatik bir incelemeyi tetikleyebilir ve yayınlanmasını engelleyebilir. Tüm okuyucuları tatmin etmeyen birkaç alternatif isim denedikten sonra, “Öğretmen” ideal çözüm olarak ortaya çıktı. Bu, Mao’nun kendisinin de onayladığı ve sansürden kaçınırken potansiyel eleştirileri etkisiz hale getiren bir unvandı. Terim derinden yankı buldu ve kısa süre sonra diğer, çok daha büyük hesapların da bunu benimsediğini gördüm. Bu, bu neslin Mao ile nasıl ilişki kurduğuna uyuyordu: uzak bir ikon olarak değil, dünyayı anlamak için araçlar sağlayan bir öğretmen olarak. WeChat arama endeksinde “Jiaoyuan” kelimesinin astronomik yükselişi −2021’deki doğum gününde 35 milyona ulaşması ve ardından 8 Nisan 2024’te tarihi bir zirve olan 139 milyona fırlaması− bu terimin aşağıdan yukarıya doğru ne kadar yaygın bir şekilde benimsendiğini gösteriyor.
Bu dijital kitlesel hareket, 2017 yılında Zhihu platformunda tartışıldığı gibi, platform yetkilileriyle çatışmaya yol açtı. Orada bir kullanıcı şu soruyu sordu: “Çin tarihinin en büyük kişisi kimdir?” Başlangıçta, yaygın cevaplar arasında Konfüçyüs, Qin Şi Huang (Çin’in ilk imparatoru), Yuan Longping (“melez pirincin babası”) ve Mao gibi isimler yer alıyordu ve her birine ayrıntılı gerekçeler eşlik ediyordu. Ancak kısa süre sonra, Mao yanlısı cevaplar baskın hale geldi: En çok oy alan gönderiler ve en çok yeni gönderi Mao’yu işaret ediyordu. İstatistikler, kullanıcıların yarısından fazlasının onu desteklediğini gösterdi.[8] Bu durum, platform yöneticilerini memnun etmedi ve “derinlikten yoksun bir oylama sorusu” bahanesiyle konuyu hızla kapattılar. 2020’de, “Mao ateşi” yoğunlaştıkça, benzer bir soru beş binden fazla yanıt aldı ve en çok oy alan cevapların neredeyse tamamı (binlerce veya on binlerce oy alanlar) Mao’yu işaret ediyordu.[9] Bu yanıtların çoğunda kullanıcılar onun muazzam katkılarını detaylandırdılar: egemen bir ulus kurmak, sanayileşmeyi yönlendirmek, emperyalizm ve sömürgecilikle mücadele etmek, kadınların özgürleşmesini ve kitlesel okuryazarlığı ilerletmek, bürokrasiyle mücadele etmek ve sosyal adaleti sağlamak. Buna karşılık, platformun yöneticileri, Çin medya elitinin Batı yanlısı ve Mao karşıtı eğilimlerine uygun olarak, bu popüler yanıtların çoğunu sildi. Bugün, ağır sansür altında olsa da, konu başlığı hâlâ duruyor ve en çok oy alan yanıt sadece şu şekilde: “Halk onun olduğunu söylüyor; o da halkın olduğunu söylüyor.” Her kullanıcı “o”nun kim olduğunu biliyor.
Bu olaylar dizisi, “Mao ateşi”nin devlet tarafından yönetilen bir olgu olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Aslında, hareket iki yönden baskı altındadır. Devlet, özellikle Mao’nun daha radikal, 1949 sonrası fikirleri ve Kültür Devrimi ile ilgili kontrolsüz tartışmalardan çekinmektedir. Eş zamanlı olarak, bu özel platformların sahibi ve işletmecisi olan Batı yanlısı liberal medya elitleri, ideolojik olarak Mao’ya karşıdır ve Mao yanlısı duyguları susturmak için uygun bir bahane olarak “siyasi hassasiyeti” kullanmaktadırlar. Bu, durumun daha karmaşık olduğunu göstermektedir: Aşağıdan gelen, kendiliğinden gelişen ve güçlü bir ideolojik akım, devrimci siyaseti reddeden ve Batı tarzı piyasa reformlarını ve değerlerini benimseyen reform sonrası liberal uzlaşmayla aktif olarak çatışıyor. İyi eğitimli gençler Mao’ya yöneliyorlar, çünkü onlara öyle söylendiği için değil, onun fikirleri, bu düzenin temsil ettiği sisteme duydukları hoşnutsuzluğu dile getirebilecekleri bir dil sunuyor.
Maddenin Dönüşü: Neden Mao, Neden Şimdi?
Neden Mao ve neden şimdi? Cevap, kültürel zevkte ani bir değişimde değil, Çin’in maddi gerçekliğindeki temel bir değişimde yatıyor. Otuz yılı aşkın bir süre boyunca ülke, basit bir vaade dayalı bir toplumsal sözleşmeyle ilerledi: hızlı ekonomik büyüme herkesi yukarıya taşıyacaktı. Ekonomik pasta büyümeye devam ettiği sürece, eşitsizlik ve sömürü gibi köklü sorunlar göz ardı edilebilirdi. Ancak o dönem sona erdi. “Mao ateşi”, bu vaadin çözülmesinin doğrudan bir sonucudur.
2015 yılı, kritik bir dönüm noktası oldu. 1990’dan bu yana ilk kez Çin’in yıllık GSYİH büyüme oranı, kritik yüzde 7 eşiğinin altına düştü ve yüksek hızlı büyüme döneminin sonunu işaret etti.[10] Bu ekonomik yavaşlama sadece bir istatistik değildi; müziğin durduğu an oldu. Durmaksızın devam eden büyüme ile gizlenmiş olan sosyal gerilimler, şaşırtıcı bir netlikle yüzeye çıkmaya başladı.
Bugün Çin’deki gençler için bu soyut ekonomik yavaşlama, somut bir kişisel krize dönüşüyor. Eğitim ve sıkı çalışma yoluyla sosyal hareketlilik vaadi –reform dönemi hayalinin temel taşı– şimdi acımasız bir şaka gibi geliyor. Çin tarihinin en eğitimli nesli olmalarına rağmen, acımasız bir iş piyasasıyla karşı karşıyalar. “Gerileme” (neijuan) terimi, durgun ödüller için sürekli yoğunlaşan bir rekabetin sıfır toplamlı oyununda sıkışıp kalma hissini tanımlamak için yaygın bir kelime haline geldi. “Yere yatma” (tangping) hareketi, koşuşturmacadan uzak durmayı amaçlayan pasif bir protesto biçimi olarak, yaygın bir hayal kırıklığı duygusunu ortaya koydu.[11]
Bu duygu anekdotların ötesine geçerek, kasvetli istatistiklerle de destek buluyor. Haziran 2023’te, 16-24 yaş arası gençler için resmi kentsel işsizlik oranı yüzde 21,3 ile rekor seviyeye ulaştı.[12] Bu endişe verici rakamın bile, çeşitli istatistiksel yöntemlerle yapay olarak düşürülmüş, gerçek değerin altında bir tahmin olduğu yaygın olarak kabul ediliyor. Seçkin üniversitelerden mezun olanların işsiz kalması veya düşük ücretli hizmet sektöründe çalışmaya zorlanmasıyla ilgili haberler sıradan hale geldi. Durum o kadar ciddileşti ki, hükümet bu verilerin yayınlanmasını geçici olarak askıya aldı.[13] Çin’in piyasa ekonomisinin başlıca faydalanıcısı olması beklenen bir nesil, bunun yerine ilk büyük kurbanı oldu. Kendilerini muazzam bir yedek işgücü ordusu olarak buluyorlar; büyük bir baskı, güvencesiz istihdam ve yaygın bir yabancılaşma duygusuyla karşı karşıyalar.
Verilen sözlerin tutulmaması ve sistemik kriz ortamında Mao’ya yöneldiler. Sadece bir kahraman aramıyorlar; bir açıklama arıyorlar. Mao’nun sınıf, sömürü ve toplumsal çelişki analizi, onlara kendi yaşadıkları gerçekliği anlamlandırmak için güçlü bir çerçeve sunuyor; bu gerçeklik, uyumlu kalkınmanın resmi anlatısıyla artık açıklanamıyor.
Ekonomik kriz, sosyal bir krizle daha da şiddetlendi. Sıradan gençlerin umutları azalırken, Çin’in yeni elitinin sergilediği pervasız ayrıcalık gösterileri görmezden gelinemez hale geldi. Sosyal medyada hızla yayılan bir dizi yüksek profilli skandal, sınıf ayrımının acımasız gerçekliğini ortaya koydu. Kamuoyu bunları münferit olaylar olarak görmek yerine, yeni bir yönetici sınıfın cezasız bir şekilde hareket ettiğinin kanıtı olarak görüyor.
2020 yılında, bir kadının lüks Mercedes-Benz’iyle koruma altındaki ulusal bir sembol olan Yasak Şehir’e girip fotoğraflarını internette paylaşması ulusal çapta büyük bir öfkeye neden oldu. Daha sonra, “kızıl aristokrat” bir ailenin gelini olduğu ortaya çıktı. 2023 yılında, “Beiji Nianyu” (“Arktik Yayın Balığı”) takma adıyla bilinen, emekli bir ulaştırma yetkilisinin torunu, ailesinin “dokuz haneli” banka mevduatını sosyal medyada küstahça sergileyerek, Avustralya’ya göç ettiğini ve paranın dedesinin yerli “pırasalardan” elde ettiği yolsuzluk kazancı olduğunu iddia etti. Çin’de kalanlara Japon faşistleri tarafından kullanılan son derece aşağılayıcı bir terim olan “zhina ” hakaretini kullanarak öfkeyi daha da artırdı. 2024 yılında Pekin’deki üst düzey bir hastanede cerrahi bir hatadan kaynaklanan bir skandal, elit ayrıcalığının daha derin bir çürümesini ortaya çıkardı. Olay, 1997 doğumlu genç bir doktorun, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ekonomi lisans eğitimini tamamladıktan sonra doğrudan Çin’in önde gelen tıp doktora programına girmesi etrafında dönüyordu. Kabulü, pratikte nüfuzlu kişiler için özel bir kanal olan “4+4” programı aracılığıyla gerçekleşmişti ve daha sonraki hastane ataması, doktora çalışma alanıyla bile uyuşmuyordu. Devrimci bir mareşalin torununun İmparatorluk Atalar Tapınağı’ndaki abartılı düğününden, bitmek bilmeyen kayırmacılık öykülerine kadar her yeni skandal, kuralların küçük insanlar için olduğu bir toplumu resmediyor.
Bugün Mao’yu okuyan herkes için, ayrıcalıklıların utanmaz kibri, onun teorilerinin hayata geçirilmiş hali gibi geliyor. İşsizlik ve gerilemeyle boğuşan bir nesil için bu hikâyeler dedikodudan çok, Mao’nun “bürokratik kapitalistler” ve “revizyonistler” olarak adlandırdığı şeyin gerçek dünyadaki örnekleri gibi okunuyor. On yıllar önce parti ve devlet içinde yeni bir sömürücü sınıfın ortaya çıkmasına karşı uyarmak için kullandığı dil, şimdi şaşırtıcı bir şekilde güncel bir öneme sahip. Ayrıcalık, yolsuzluk ve elitlerin kitlelerden kopukluğuna dair eleştirileri, birdenbire geçmiş bir döneme ait bir şey gibi değil, şu anda olanların bir açıklaması gibi görünüyor.
Bu durum, tarihin ve özellikle de Kültür Devrimi’nin derin ve karmaşık bir şekilde yeniden düşünülmesine yol açtı. On yıllarca, resmi ve entelektüel görüş, Kültür Devrimi’ni kaos ve felaket dönemi olarak kınamak yönündeydi ve bu görüşü gençler büyük ölçüde benimsedi. Ancak mevcut gerçeklik, çok önemli bir soruyu gündeme getirdi: Eğer günümüzün elitleri bu kadar yozlaşmış ve gerçeklerden kopuksa, selefleri -Kültür Devrimi sırasında tasfiye edilen ve daha sonra suçsuz kurbanlar olarak itibarları iade edilen üst düzey yetkililer ve entelektüeller− nasıl olur da masum azizler olarak görülebilirdi?
Bu soru, Mao sonrası tarihsel anlatıdan kritik bir kopuşu işaret ediyor. Gençler resmi yargıyı sorgulamaya başlıyorlar. Dönemin şiddetini veya kaosunu mutlaka onaylamasalar da, belirtilen amacını yeniden keşfediyorlar: yerleşik güce meydan okumak, bürokrasiyle mücadele etmek ve çevrelerinde gördükleri sınıf katılaşmasını önlemek. Kültür Devrimi’ni, Mao’nun uyardığı yeni egemen sınıfa karşı gerekli bir mücadele olarak, niyetleri doğrultusunda görmeye başlıyorlar. Onlar için Kültür Devrimi, şimdi gördükleri mücadeleleri yankılayan geçmiş bir olay haline geliyor.
Burada ilginç bir paradoks yatıyor. Piyasa sisteminin başarısızlıklarını en şiddetli şekilde deneyimleyen, yeni yerli elitlere en çok eleştiri yönelten aynı genç Çinli kuşak, reform dönemi başladığından beri en vatansever ve Parti yanlısı kuşak olarak da kabul ediliyor. Çin’in Batı yanlısı liberal elitleri tarafından, irrasyonel milliyetçilik olarak görülen davranışları nedeniyle sık sık alaycı bir şekilde “Küçük Pembeler” (xiao fenhong) olarak etiketleniyorlar.[14] Ancak bu etiket, karmaşıklığı gözden kaçırıyor. Ülkelerinin içsel kusurlarının derinden farkındalar, ancak küresel istikrarsızlık ve Batı’nın gerilemesi çağında, Çin sistemini dirençli ve birçok yönden üstün olarak da görüyorlar. Devletin yüz milyonlarca insanı yoksulluktan kurtarma, devasa çevre iyileştirme projeleri üstlenme ve çarpıcı teknolojik atılımlar gerçekleştirme kapasitesine bizzat tanık oldular. Bu da bizi “Mao ateşi”ni yönlendiren ikinci, eşit derecede güçlü bir motora getiriyor: milliyetçilik ve anti-emperyalizmin güçlü bir karışımı.
Günümüz gençliği için, kişisel mücadelelerinden piyasa çağı elitlerini sorumlu tutarken, ulusun gücünü sosyalist mirasa atfetmekte bir çelişki yok. Doğrudan bir bağlantı görüyorlar. Çin’in havacılık, yüksek hızlı tren ve telekomünikasyon alanlarındaki son teknolojik başarılarını Mao’nun temel ilkelerine, yani özgüven ve bağımsız inovasyona bağlıyorlar. 1980’ler ve 90’larla keskin bir tezat oluşturuyorlar; o dönemde baskın strateji, “zao buru mai, mai buru zu” (yani, ileri teknolojiler ve gelişmiş ürünler söz konusu olduğunda, yerli geliştirme genellikle ithalattan daha az etkili, ithalat ise kiralamadan daha az avantajlıdır) ifadesiyle özetleniyordu ve bu da yerli araştırma ve geliştirmenin zayıflamasına ve Batı’ya tehlikeli bir bağımlılığa yol açmıştı. Bu bağımlılıktan mustarip olan ve daha sonra ABD yaptırımlarına hedef olan yarı iletkenler ve ticari uçaklar gibi sektörlerin mücadeleleri, ibretlik öyküler olarak görülüyor. Gençler arasında yaygınlaşan algıya göre, son dönemdeki her başarı Mao’nun özerklik konusundaki ısrarının bir doğrulaması, her gerileme ise bu yoldan sapmanın bir sonucudur.
Bu inanç, Mao’yu iç siyasetin sınıf savaşçısı olmaktan çıkarıp, ezici zorluklara rağmen Çin’in egemenliğini güvence altına alan ulusal bir kahramana dönüştürüyor. Yeni kurulmuş ve yoksul bir ulusun Amerika Birleşik Devletleri ile başa baş mücadele ettiği Kore Savaşı veya Sovyetler Birliği’nin desteğini çekmesine rağmen atom bombasının geliştirilmesi gibi örnekler artık sadece uzak hikâyeler değil. Bunlar, kendisini Amerika Birleşik Devletleri ile yeni bir “uzun süreli savaş” içinde gören bir nesil için merkezi mitler haline geldi. Bu, soyut bir duygu olmaktan ziyade, gerçek zamanlı, tepkisel bir güçtür.
Çarpıcı bir örnek 8 Nisan 2024’te yaşandı. Resmi bir Mao yıldönümü olmamasına rağmen, WeChat’te “Jiaoyuan” (Öğretmen) kullanıcı endeksi benzeri görülmemiş bir şekilde 139 milyona ulaştı. Tetikleyici, Washington ve Pekin arasında gümrük vergileri konusunda yaşanan kamuoyu önündeki çatışmaydı. ABD’nin Çin mallarına yüzde 104 oranında gümrük vergisi uygulayacağı haberi yayılınca, Çin sosyal medyası adeta patladı. Tepki panik değil, Mao’ya yönelik meydan okuyucu bir kolektif dönüş oldu. Mao’nun 1953’te Kore Savaşı hakkında yaptığı ve ABD’nin savaşın ne kadar süreceğine karar verebileceğini söylediği konuşmasının (“Onlar savaşmak istedikleri sürece, tam zafer anına kadar savaşacağız”) viral videoları milyonlarca kez yeniden düzenlendi ve paylaşıldı. Kullanıcılar, ABD emperyalizmini “kâğıttan kaplan” olarak tanımlayan ünlü sözünü hatırlattılar. “Uzun Süreli Savaş Üzerine” adlı denemesinin temalarını ele alan makaleler ve videolar sosyal medya akışlarını doldurdu. Birkaç gün boyunca, sosyal medya adeta Maoist strateji üzerine yoğun bir eğitim alanı gibiydi; gençler ticaret savaşını geçmişteki anti-emperyalist mücadelelerle doğrudan paralellikler kurarak ele aldılar.
Bu vatansever coşku şovenizm değildir. Bu, ABD’nin Çin’e karşı yürüttüğü Yeni Soğuk Savaş bağlamında şekillenen anti-emperyalist bilincin kitlesel bir ifadesidir.[15] Washington, Çin’in Batı liderliğindeki emperyalist düzene dahil olmak yerine kendi egemen projesini takip edeceği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalınca, Çin’in gelişimini kısıtlamak için giderek artan bir kampanya başlattı. Mao, bu mücadelede emperyalist baskıya başarıyla direnen bir Küresel Güney ulusunun nihai sembolü haline geldi. Mirası, Batı merkezli küreselleşme öyküsüne güçlü bir karşı anlatı sunuyor. Washington’un ekonomik ve siyasi dayatmalarına boyun eğmeyi gerektirmeyen, modernliğe alternatif bir yol olasılığını temsil ediyor.
Yoğunlaşan stratejik rekabetle tanımlanan böyle bir çağda, Mao’nun meydan okuması, yeni neslin ulusal onur ve küresel adalet arzusuna karşılık geliyor. “Mao ateşi”nin iki itici gücü –sınıf eşitsizliğine yönelik içsel eleştiri ve emperyalizme karşı dışsal direniş– ayrı akımlar değil. Bunlar aynı madalyonun iki yüzü. Birçok genç Çinli için, yeni yerel elit sadece sömürücü bir sınıf olarak değil, ideolojik olarak ve bazen de ekonomik olarak Batı çıkarlarıyla aynı çizgide olan bir komprador sınıfı olarak görülüyor. Bu nedenle, yurt içindeki sosyal adalet mücadelesi ve yurt dışındaki ulusal egemenlik mücadelesi aynı mücadele olarak algılanıyor. Hem iç eşitsizliğe meydan okuyan devrimci lider hem de yabancı güçlere karşı duran ulusal lider olarak Mao, bu ikili mücadele için mükemmel, birleşik bir sembol sağlıyor.
Mao’nun Çok Yönlü Yüzü: Devrimci Akıl Hocası ve Kişisel Gelişim Gurusu
Çin gençliği arasında Maoizmin yeniden canlanması hiç de tek biçimli değil. Birçoğu Mao’yu devrimci bir akıl hocası olarak benimserken −sınıf mücadelesi ve anti-emperyalizm teorilerini toplumsal adaletsizliği ve eşitsiz dünya sistemini anlamak için kullanırken−diğerleri ise daha kişisel ve belki de daha çelişkili nedenlerle ona yöneliyor. Bu ikinci grup için Mao, öncelikle dünyayı değiştirmek için bir rehber değil, dünyada yol almak için bir akıl hocasıdır. Bu durum, tuhaf ve yaygın bir eğilime yol açmıştır: Mao’nun Seçme Eserler’inin kişisel başarı ve psikolojik dayanıklılık için bir kılavuz olarak okunması.
Bu yaklaşım, Mao’nun düşüncesini kolektif, devrimci amacından arındırıp, aşırı rekabetçi piyasada bireysel ilerleme için bir araç seti olarak yeniden paketliyor. Bilibili ve Douyin gibi sosyal medya platformlarında, popüler bir içerik türü, Mao’nun stratejik ilkelerini (“Uzun Süreli Savaş Üzerine”den “Çin Toplumundaki Sınıfların Analizi”ne kadar) ofis politikalarına, kariyer planlamasına, iş görüşmelerine ve hatta romantik ilişkilere nasıl uygulayacaklarını açıkladıkları popüler bir içerik türü bulunmaktadır. Amaç artık sömürücü sınıfı tespit edip devirmek değil, zor bir patronu alt etmeyi, bir müşteriyi kazanmayı veya terfi almayı öğrenmek. Bu bir yabancılaşma ifadesidir: Sömürü sistemini ortadan kaldırmak için tasarlanmış devrimci teori, bireylerin o sistem içinde daha yükseğe tırmanmasına yardımcı olmak için araçsallaştırılıyor. Mao’nun bu paradoksal benimsenmesi, gençlerin karşı karşıya kaldığı muazzam baskıyı ortaya koyuyor; toplumu değiştirmek imkânsız göründüğünde, geriye kalan tek seçenek hayatta kalma şansını optimize etmektir.
Bireysel mücadeleye odaklanma, pratik tavsiyelerin ötesine geçerek Mao’nun kişisel öyküsüne duyulan derin bir hayranlığı da kapsıyor. Seçme Eserler‘in yanı sıra, Mao’nun çeşitli biyografileri üniversite kütüphanelerinin ödünç verme kayıtlarında ve e-ticaret en çok satanlar listelerinde sürekli olarak üst sıralarda yer alıyor. Gençler, Mao’nun “yalnız kahraman” öyküsüne ilgi duyuyor; bu figür, defalarca ezici zorluklarla karşı karşıya kalmış, ancak saf irade gücü ve iyimserliğiyle yılmadan yoluna devam etmiştir. Özellikle kendi mücadele ve yoksulluk öykülerinde, onun ilk yıllarından büyük ilham alıyorlar. Edgar Snow’un Çin Üzerindeki Kızıl Yıldız adlı eserinden bir pasaj, büyük şehirde başarılı olmaya çalışmanın kendi deneyimlerine doğrudan hitap ettiği için kentli gençler arasında sık sık alıntılanıyor ve paylaşılıyor:
Pekin’deki yaşam koşullarım oldukça sefildi… San Yen-ching [“Üç Gözlü Kuyu”] denilen bir yerde, yedi kişinin kaldığı küçük bir odada kaldım. Hepimiz k’ang’da (küçük bir dağ evi) sıkışıp kaldığımızda, nefes alacak yer bile zor bulunuyordu… Ama parklarda ve eski saray bahçelerinde kuzeyin erken baharını gördüm, Pei Hai [“Kuzey Denizi”] üzerinde buzlar hâlâ sağlam dururken beyaz erik çiçeklerinin açtığını gördüm… Pekin’in sayısız ağacı hayret ve hayranlık uyandırdı bende.[16]
Pekin veya Şanghay’da küçük bir paylaşımlı daireye sıkışmış genç bir mezun için, genç Mao’nun zorluklar arasında güzelliği ve azmi bulmasını gösteren bu imge, güçlü bir kişisel teselli kaynağıdır. Onlara kendi acılarının benzersiz olmadığını, en büyük şahsiyetlerin bile benzer zorluklardan geçtiğini söyler. Mao’nun yoksul bir kütüphane asistanından bir ulusun liderine uzanan yolculuğu, kendini geliştirmenin nihai öyküsü haline gelir. Güçlü bir umut mesajı sunar, ancak bu umut içe dönüktür, kolektif eylemden ziyade bireysel dayanıklılığa odaklanmıştır.
Dolayısıyla, “Mao ateşi” merkezi, çözülmemiş bir gerilim içerir. Aynı anda hem siyasi bir uyanış hem de bir tür kişisel gelişim, kolektif bir eleştiri ve bireysel bir başa çıkma mekanizmasıdır. Bu ikilik, çağdaş Çin gençliğinin durumunun en doğru yansımasıdır. Kişisel mücadelelerinin –bitmek bilmeyen rekabet, güvencesiz işler, boğucu yaşam maliyeti– bireysel başarısızlıklar değil, kusurlu bir toplumsal yapının belirtileri olduğunu anlayacak kadar siyasi olarak bilinçlidirler. Yine de, bu engin ve katı yapıyı değiştirme olasılığı göz korkutucu, uzak ve risklerle dolu görünmektedir. Sadece hayatta kalma ihtiyacıyla karşı karşıya kalan birçok kişi, toplumsal dönüşümün büyük projesinden kişisel ilerlemenin daha yönetilebilir görevine geri çekilir. Kolektif özgürleşmenin en güçlü araçlarına yönelir ve bunları bireysel dayanıklılık araçlarına dönüştürürler. Devrimci siyasi mesajı unutulduğu için değil, birçok kişi için acımasız bir sistemde sadece geçinme ihtiyacının daha büyük siyasi hedeflerin önüne geçtiği için bir yaşam koçu olarak yeniden şekillendirilmiştir.
Sonuç: Bir Heyulanın Geleceği, Tamamlanmamış Bir Gündem
Çin’i kasıp kavuran Mao heyulası, sadece geçmişten gelen bir ruh değil, aynı zamanda ülkenin bugününü yansıtan bir ayna. Ulusun gençleri arasında onun hayatına ve eserlerine olan ilginin yeniden canlanması, geçici bir trendden çok daha fazlası. Bu, Çin’in reform sonrası toplumsal düzeninin derin ve giderek artan çelişkilerinden doğrudan doğan, derin bir siyasi belirti. Aşırı büyüme dönemi sona ererken, neoliberal piyasa ekonomisi maliyetlerini ortaya koydu: keskin eşitsizlik, kökleşmiş sınıf ayrıcalığı ve refah dolu bir gelecek vaat edilen bir nesil için yaygın bir güvencesizlik duygusu. “Mao ateşi”, bu maddi gerçekliğe verilen ideolojik bir yanıttır.
Bu hareket, çelişkili olsa da, muazzam bir potansiyel taşıyor. En büyük gücü, sınıf analizini yeniden merkeze almasında yatıyor. Son kırk yıldır hâkim olan ve piyasa odaklı pragmatizm ve ABD liderliğindeki dünya düzenine entegrasyon lehine “devrime veda etmeyi” amaçlayan liberal uzlaşmaya doğrudan bir meydan okumayı temsil ediyor. Yeni nesil, yabancılaşma ve hoşnutsuzluklarının kaynaklarını adlandırmalarına olanak tanıyan bir siyasi dili yeniden öğreniyor. Bu, sansür ve resmi onaylamama karşısında bile organik olarak büyüme yeteneğini zaten göstermiş, yeni ortaya çıkan ve potansiyel olarak yıkıcı bir siyasi güç oluşturuyor.
Ancak hareket, devrimci vaadini törpüleyen sınırlamalarla da dolu. Güçlü anti-emperyalist ve milliyetçi duyguları, egemenlik arzusunun otantik ifadeleri olsa da, hükümet tarafından kendini meşrulaştırmak için kolayca kullanılabilir ve bu da iç sınıf eleştirisinin keskinliğini köreltebilir. Dahası, Mao’nun öğretilerini bireysel başarı için bir tür “kişisel gelişim” kılavuzuna dönüştürme eğilimi, devrimci teorisini etkisiz hale getirme tehdidinde bulunarak, kolektif eylem çağrısını baskıcı bir sistemde hayatta kalmak için basit bir başa çıkma mekanizmasına dönüştürebilir. Resmi örgütlenmeden yoksun ve çoğunlukla dijital alana hapsolmuş olan bu hareket, örgütlü olmaktan çok, gevşek, bazen karışık bir duygu karışımıdır.
Peki, bu heyulanın geleceği ne olacak? Onu ortaya çıkaran temel sosyal ve ekonomik çelişkiler –ayrıcalıklı azınlık ile mücadele eden çoğunluk arasındaki uçurum, ulusal özlemler ile emperyalist baskı arasındaki çatışma ve sistemik kaygılarla yüklenmiş bir neslin hissettiği yabancılaşma– devam ettiği sürece Mao ortadan kaybolmayacak. Onun dönüşü, Çin’in yolu hakkında ortaya koyduğu temel soruların geçmiş bir dönemin kalıntıları olmadığını gösteriyor. On yıllarca süren piyasa reformları, sınıf, sosyal adalet ve toplumda gerçek gücü kimin elinde tuttuğu sorularını çözüme kavuşturamadı. Sadece yeni bir biçimde yeniden ortaya çıktılar ve Mao’nun sözleriyle donanmış yeni nesil bir cevap talep ediyor. Devrimci gündem, görünüşe göre, henüz tamamlanmamış durumda.
Yinhao Zhang: Nanjing Normal Üniversitesi Gazetecilik ve İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi, ve Marksist teori ve Çin devrimci tarihi üzerine popüler bir sosyal medya hesabının da yöneticisidir.
Kaynak: https://monthlyreview.org/article-category/vol-77-no-11-april-2026/
Otomatik çeviriyle sunduğumuz yazıya dikkatimizi çeken Mehmet Yücel’e teşekkür ederiz.
[1] Bu sınıfsal tutum farklılaşmasının ayrıntılı bir incelemesi için bkz. Mobo CF Gao, Çin’in Geçmişi İçin Savaş: Mao ve Kültür Devrimi (Londra: Pluto Press, 2008). Bu ayrım, Henan’da bir kasabada 2000 yılında yapılan sosyolojik bir anketle çarpıcı bir şekilde gösterilmiştir. Anket, katılımcıların yüzde 85’inin “bazılarının önce zenginleşmesine izin vermenin” ortak refaha yol açacağı yönündeki temel reform vaadine inanmadığını, bunun yerine politikanın yalnızca zengin ve fakir arasındaki uçurumu genişleteceğini savunduğunu ortaya koymuştur. Aynı zamanda, Kültür Devrimi’ne karşı çıkanların oranı sıfır gibi çarpıcı bir seviyededir. Bkz. Sun Liping, Dengesizlik: Parçalanmış Bir Toplumun Mantığı (Beijing: Social Sciences Academic Press,, 2004), 66
[2] Wei Bing, “Mao Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?”, China Focus 2, no. 1 (1994): 3, Mobo Gao’nun “Mao’nun Heyulası Hâlâ Anakara Çin’i Rahatsız Ediyor: Mao’nun Ölümünden Sonra Çin’in Ekonomik Reformları ve Çinlilerin Tutumları” başlıklı makalesinde alıntılanmıştır, Hong Kong Journal of Social Sciences , no. 7 (Bahar 1996): 140–58.
[3] Li Yexing, “Üniversite Öğrencilerinin ‘Kültür Devrimi’ne İlişkin Anlayış ve Değerlendirmelerine Dair Bir Araştırma”, China News Digest Supplement, no. 475 (22 Nisan 2008).
[4] Tsinghua Üniversitesi, yıllık kütüphane ödünç verme listesini resmi WeChat hesabında yayınlamaktadır. 2019 verileri için bkz. Tsinghua Üniversitesi, “Tsinghua Üniversitesi Kütüphanesinin 2019 Ödünç Verme Sıralaması İşte Burada!”, WeChat, 10 Ocak 2020.
[5] MyCOS Enstitüsü, “80 Üniversite Kütüphanesinden Büyük Verileri Analiz Ettik ve Bu Kitabın En Popüler Kitap Olduğunu Bulduk”, Sohu, 19 Şubat 2021.
[6] Beihang Üniversitesi’nin resmi hesabından yayınlanan orijinal video hâlâ erişilebilir durumda: Beihang Üniversitesi, “Beihang Kütüphanesi’nin 2020 Yıllık Ödünç Verme Sıralaması”, Douyin, 15 Mayıs 2021. En son 2024 raporunda, hem Seçme Eserler hem de beşinci cilt ilk beşte yer almaya devam etti. Bkz. Beihang Üniversitesi Kütüphanesi, “Veri Sohbetleri 2024: Beihang Kütüphanesi Yıllık Okuma Raporu”, WeChat, 13 Mayıs 2024.
[7] Li Yuan, “’Düşmanlarımız Kimler?’: Çin’in Acı Dolu Gençleri Mao’yu Kucaklıyor,” New York Times, 8 Temmuz 2021.
[8] Sanjiu Xiansheng’in “Tarihteki En Büyük Çinli Kimdir?” başlıklı cevabına bakın, Zhihu, son güncelleme 18 Ağustos 2017.
[9] Zhihu tarafından 7 Nisan 2020’de yayınlanan “Antik Çağlardan Günümüze, Sizce En Büyük Çinli Kimdir?” sorusuna ilişkin tartışma başlığına bakın.
[10] Mark Magnier, “Çin’in 2015’teki Ekonomik Büyümesi Son 25 Yılın En Yavaş Seviyesinde”, Wall Street Journal, 19 Ocak 2016.
[11] Çinli gençler arasında “içe kapanma” ve “kendini bırakma” davranışlarının analizi için bkz. Jinting Wu, “Farklı Bir Toplumsal Ayrımcılığa Doğru mu? Çağdaş Çin’de Eğitimden Vazgeçme ve Düşük Arzulu Gençlik Alt Kültürü”, The Bloomsbury Handbook of Bourdieu and Educational Research, eds. Garth Stahl, Guanglun Michael Mu, Pere Ayling ve Elliot B. Weininger (Londra: Bloomsbury Academic, 2024).
[12] Wang Pingping, “Yılın İlk Yarısında İstikrarlı Bir Durum Sergiledi”, Çin Ulusal İstatistik Bürosu, 18 Temmuz 2023.
[13] Çin Ulusal İstatistik Bürosu, “Ulusal İstatistik Bürosu Sözcüsü, Temmuz 2023 Ulusal Ekonomik Performansına İlişkin Soruları Yanıtladı”, 15 Ağustos 2023.
[14] “Küçük Pembe” fenomeninin evrimi ve gençler arasında kendiliğinden gelişen milliyetçiliğin yükselişi için bkz. Jing Wu, Simin Li ve Hongzhe Wang, “Hayranlardan ‘Küçük Pembe’ye: Yeni Medya Ticari Kültürü Altında Ulusal Kimliğin Üretim ve Seferberlik Mekanizması”, Siber Milliyetçilikten Hayran Milliyetçiliğine, ed. Hailong Liu (New York: Routledge, 2019), 32–52.
[15] John Bellamy Foster, “Çin’e Karşı Yeni Soğuk Savaş”, Monthly Review 73, no.3 (Temmuz-Ağustos 2021): 1-20.
[16] Edgar Snow, Çin Üzerinde Kızıl Yıldız (New York: Bantam Books, 1978), 140–41.