
İ. Meriç Velioğlu
Siverek, ardından Maraş… Çocuklarımız, öğretmenlerimiz okullarda sosyolojik anlamı ve nedenleri araştırılması gereken saldırılar sonucu öldürülüyor. Filistin’de Gazze’de, İran’da Minab’ta Amerikan-İsrail emperyalistlerinin bombardımanında.
Doktorlarımız, sağlık çalışanlarımız hastanelerde teşvik edilen münferit saldırılarla dövülüyor öldürülüyor. Gazze’de, Lübnan’da, Tahran’da Siyonistlerin emperyalistlerin bombardımanında, Siyonist zindanlarında işkence altında.
Kadınlarımız, çocuklarımız devlet tarafından üstü örtülen soruşturmalarla sorumluları aklanan cinayetler, tecavüzler, saldırılar altında; Gazze’de, Lübnan’da, İran’da ise Siyonist-emperyalist saldırılar altında ve mücadele ediyor.
*
Ölüm mukadderdir ama ekmeğini kazanmak için “yaptığın işin fıtratından kaynaklanan” ölümdense, mafya-çete savaşlarında gümbürtüye gitmektense, ranta bağlı plansız denetimsiz altyapısız binalarla dolu şehirlerde depremlerde sellerde ölmektense, büyük davalar uğruna savaşarak ölmek yeğdir.
Soyut olarak şiddetin kendisinden daha önemli olan nereye yöneldiği, hangi çelişkileri ve hangi örgütlenmeleri yansıttığıdır. Karşılaştığımız şiddet başta iktidarın tüm kurumlarıyla çürümesinin yozlaşmasının sonucudur. Bununla birlikte devrimciliğin gerilemesi de veridir. Toplumdaki çürüme, yozlaşma, kahredici biçimde halk örgütlenmesinin zayıflığı ve model olarak sorumlu bir kişiliği ortaya koyamamasının da sonucudur.
12 Eylül öncesinin anlatılarında konformist insan “sağlı-sollu” her gün işlenen cinayetlerden, boykotlar ve işgaller nedeniyle okullara gidememekten, evine giderken karşıt görüşlülerin sokaklarından geçememekten yakınır. Gene bu insana göre terörden kurtulan Tunceli ne de güzel bir turizm kenti olmuştur. Barış süreci sonunda rahatlıkla Diyarbakır’da tarihi geziniz sırasında ciğer üzerine burma kadayıf yiyebilirsiniz.
Bu konformist insan için, toplumda kol gezen kötülüklere ilişkin su testisi su yolunda kırılır mantığı geçerlidir. Bu yüzden kendini çelik kapılar, güvenlikli siteler ardında korumaya alır…
*
Oysa bu ehlileşmiş toplum görüntüsü şiddetin azalmasından değil tam tersine güçlenmesinden kaynaklanıyor. Ardında ezilenin başının üstünde sürekli sallanan Demokles kılıcı, devletin şiddet tekeli var. Ardında kişiyi çaresizce “güvenlik ideolojisi”ne ve yalnızlığa mahkûm eden, mahallelerinde, iş yerlerinde, okullarında her tür örgütlenmenin dağılması ya da güçsüzleşmesi var.
Silahına copuna sıkı sıkı sarılan devlet, tarihsel olarak burjuva devletlerin iyi kötü üstlendiği sorumluluklara ilişkin yaptıklarını ise eline yüzüne bulaştırıyor. İdeolojik ya da popülist politik amaçlarına göre oluşturulmuş öznel varlığı toplumun nesnel ihtiyaçlarını karşılamıyor tam tersine faaliyetlerinin kendisi bir bozucu unsura dönüşüyor.
Çürümüş devlet toplumunu da çürütüyor.