
Sunuş
Cumhuriyetin kurucu partisi CHP’ye, devlete hâkim olan gücün saldırıları tarihteki en şiddetli düzeyinde. İbrahim Kaypakkaya, Türkiye tarihinin esas olarak, halk güçlerinin yokluğunda, iki gerici egemen kanadın mücadelesi tarafından oluşturulduğunu söylüyordu. Acaba Kaypakkaya, bugün kıyasıya süren ve CHP’nin dağıtılması hedefiyle ilerlediği anlaşılan kapışmayı nasıl değerlendirirdi?
Bir 18 Mayıs’ın daha yaklaştığı şu günlerde, Kaypakkaya’nın CHP’yi “faşist” bir parti, Kurtuluş Savaşını anti-emperyalist yönü olmayan bir “gerici Türk-Yunan savaşı” olarak değerlendirdiğine ilişkin tumturaklı sosyal medya paylaşımları göreceğiz. Hatta bu algı sahiplerine bakılırsa, Kaypakkaya, tarihsel ve politik olarak, CHP’ye bugünlerde saldıran gücün tarafında yer almaktadır. (Şu bildik Hürriyet ve İtilaf, İkinci Grup, Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka, Demokrat Parti, Adalet Partisi ve tabii sonradan Anavatan Partisi ve bugün Tayyip Erdoğan çizgisi…)
Sol kamuoyunda egemen olan vulgar ve sığ algıya göre, Kaypakkaya’nın elinde bir kaba kör balta vardır ve önüne geleni kesip doğramaktadır. Oysa, Kaypakkaya’nın bu tarzda anlaşılışı tamamen yanlıştır. Politik Marksizmin kuruculuğu yanında, güçlü bir mantıksal örgüyle tutarlı yapıtında bir tarih teorisi de bulunan İbrahim Kaypakkaya’nın hazmedilemez sert bir çekirdek olduğu doğrudur, ama bu onun tarihi ve politikayı özgüllüklerini gözardı eden bir tarzda ele aldığı anlamına kesinlikle gelemez. Nitekim, aşağıda sunduğumuz yazıda, bir yönüyle açıklıkla ortaya konan Kaypakkaya yapıtı, bu kaba saba ve sığ algıyı paramparça etmeye yetecektir.
Üstelik bütün bu görüşleri tuhaf bir güvenle beyan edenler arasında Kaypakkayacıların olması işi daha da çetrefilli hale getirmektedir.
Teori ve Politika’nın misyonlarından biri, kuşkusuz, Kaypakkaya’nın bu ezberci ve sığ algıdan kurtarılması için mücadeledir.
Kaypakkaya’nın sol kamuoyunda nasıl sığ algılandığına ilişkin bir örneği, aşağıdaki satırlarda, Haluk Yurtsever üzerinden izliyoruz. Haluk Yurtsever, sol kamuoyunda meseleleri teorik düzeyde ele alabilen biri olarak değerlendirilmektedir. Ancak, Kaypakkaya’nın sığ algılanışının, sadece sığ solculara özgü olmadığı, teorisyen kabul edilenlerin de bu sığlığın paydaşı olduğu açıklıkla görülecektir.

Metin Kayaoğlu’nun İbrahim Kaypakkaya: Devrimci Diyalektik çalışmasından alınan (Akın Yay., Ankara 2024, ss. 159-166) aşağıdaki yazı, kitabın “Özensiz Kaypakkaya Eleştirileri: Haluk Yurtsever Örneği” bölümünün “‘İki egemen kamp’ özensizliği” başlığını taşıyan alt-bölümünden oluşmaktadır.
***
“İki egemen kamp” özensizliği
Bütün açıklığı ve netliğine karşın, Kaypakkaya’nın “iki gerici kanat”a ilişkin değerlendirmelerini, tam okuma zahmetine katlanmadan, edinilmiş ezber Kaypakkaya algısına bağlı olarak sorumsuzca değerlendirenler hiçbir zaman eksilmedi. Örneğin, Haluk Yurtsever’e göre “Kaypakkaya, kendi deyimiyle ‘iki gericilik’ten birini, Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka ve DP çizgisini CHP’ye göre ehveni şer görmekte, bu çizginin ‘nispeten daha ileri bir rol’ oynadığını düşünmektedir”.[1] Öncelikle, Yurtsever’in yanlış yorumunu kanıtlamak için yaptığı eksik ve yanlış aktarımın gerçeğini sunalım. Yurtsever’in anlatımındaki “ehveni şer görmekte” ile “’nispeten daha ileri bir rol’ oynadığı” cümleciklerine dikkat etmek gerekiyor. Kaypakkaya bu ifadeleri iki ayrı pasajda kullanmaktadır.
Önce “ehveni şer görmekte” cümleciği: “Daha sonra DP’yi oluşturacak olanlar, CHP içindeki bu Almancı hâkim klik değil, tersine bu hâkim kliğe karşı öteden beri, Terakkiperver Fırka ve Serbest Fırka dönemlerinden beri mücadele edenlerdir. Bunların öteden beri savundukları ‘çok parti’ ve ‘serbest seçim’ sloganları, yeni tarihi koşullarda, CHP’nin faşist Alman emperyalistlerinin kesin işbirlikçisi haline gelerek, daha da faşist bir hüviyet kazandığı koşullarda, kötülerin iyisi haline gelmiştir.”[2]
Ardından “nispeten daha ileri bir rol oynar…” cümleciği: “İkinci Dünya Savaşının başlarından DP iktidarının ilk dönemlerine kadar devam eden evrede olanlar kısaca şudur: CHP’nin her bakımdan faşist Alman emperyalistleriyle işbirliğine ve koyu bir faşizme kayması, CHP karşısında saf tutan gerici kliğin, nispeten daha ileri bir rol oynar hale gelmesi, orta burjuvazinin birinci kamptan koparak ikinci kampa katılması.”[3]
Kaypakkaya bu değerlendirmelerinde, gerici kamplardan birini kötülerin iyisi ve görece daha ileri rol oynar mı görmektedir? Basit bir okuma, Kaypakkaya’nın ne kadar dikkatle fikir yürüttüğünü görmeye yetecektir. Kaypakkaya, “yeni tarihi koşullarda, … kazandığı koşullarda, kötülerin iyisi haline gelmiştir” diyor. İkinci pasajda aynı dikkat ve bilinçle, “savaşın başlarından DP iktidarının başına kadar süren evrede olanlar” diyor. Bu pasajlardan, gerici çizgilerden birinin tarih boyunca ehveni şer ve görece daha ileri bir rol oynadığı mı çıkar?
Böylece Haluk Yurtsever, Kaypakkaya’yı ne ölçüde dikkatle okuduğunu göstermektedir. Tabii, onun, Kaypakkaya’yı ikinci kampın solcusu sayan yaygın duyunun masum esiri olduğu ihtimalini de hesaba katmak gerekir. Nitekim Yurtsever, bilgiç bir güvenle, “İki çizginin de gerici olduğu saptamasına hiçbir itirazımız olamaz; Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka ve DP’nin ‘nispeten’ kaydıyla da olsa ‘daha ileri bir rol’ oynadıkları ise yanlış bir görüştür” diyerek[4] noktalar değerlendirmesini.
Yurtsever, ikisinin de gerici olduğu anlayışına lütfedip onay verdiği Kaypakkaya’yı küçümsemekte ve onun iki gerici çizgiden birini yapısal olarak yeğleyen bir yaklaşım sergilediğini vehmetmektedir. Öyle ya; bu zamana kadar aksi bir örneğe rastlamamıştır Yurtsever. Bu sorunu aşmak Kaypakkaya’ya mı kalmıştır!
Oysa Kaypakkaya hiçbir zaman çizgilerden birini −tarihsel ya da yapısal olarak− ötekine karşı görece ileri kabul etmedi. Ama konjonktüre göre birinden birini görece ileri kabul etti. Bu, zaten burada Kaypakkaya’nın tarihsel misyonuna ilişkin yapmaya çalıştığımız savununun ana konusudur. Kaypakkaya, Türkiye tarihinin her dönemini kendi özgüllüğünde değerlendirdi ve iki gerici kampın konumundaki oynamaları, −yapıtını okuyan birçoklarında görülmeyen− büyük bir sorumluluk duyu-düşüncesiyle saptamaya uğraştı:
“Bir komünist hareket için elbette iki gerici klikten birini tercih etmek söz konusu olamaz. Komünist hareket, ikisini de düşman olarak görür; ikisini de devirmek için mücadele eder; ama bunlar arasındaki mücadeleye de gözlerini yummaz; bu boğuşmadan kendi hesabına azami derecede fayda sağlamak için, bunların birbirine göre durumunu iyi tespit eder, en gerici olanı tecrit eder, ilk ve en şiddetli saldırılarını ona yöneltir, bu arada diğer gerici kliğin mahiyetini teşhir etmekten, onunla kendi arasındaki düşmanlık çizgisini sıkı sıkıya muhafaza etmekten de geri kalmaz.”[5]
Bu kadar açık sözler karşısında artık susulması ve fikrin anlaşılması gerektiğini düşünürken her seferinde yanıldık ve Kaypakkaya’nın son derece sağlam ve tutarlı görüşlerini bir kez ve bir kez daha anlatmak durumunda kaldık. Dilimiz döndüğünce anlatacağız.
*
Kaypakkaya, tarihteki iki egemen kampa kendi dışındaki solun tamamının genel geçer bir ilerici / gerici karakter ya da ilerici / gerici çizgi şablonu oturtmasından farklı olarak, dönem ve konjonktüre göre egemen sınıf kamplarında meydana gelen dinamiklere ilgisiz kalmadı ve her yeni koşulun kendine özgü ilerilik / gerilik ilişkisi oluşturduğunu kabul etti. Kaypakkaya’nın çizgilerden birini tarihi boyunca ötekine göre daha iyi ya da daha kötü sayması; onun tarih ve politika anlayışına temelden aykırıydı. Onun burada iki temel ölçütü olduğunu görüyoruz. Birincisini hangi egemen sınıflar kampının devlete hâkim olduğu oluşturmaktadır. Devlete hâkim olan kampı baş düşman kabul ettiğini görüyoruz. (Bu yaklaşım elbette, 1908 ve Kurtuluş Savaşı konjonktürünü dışarıda bırakır.) Kaypakkaya’nın egemen kanatlardan hangisinin hangi dönemde görece ileri rol oynadığını saptamaktaki ikinci ölçütünü milli burjuvazinin nerede konumlandığı oluşturmaktadır. Bu ayrımda Kaypakkaya, milli nitelikteki orta burjuvaziye önemli bir rol biçti.
Kaypakkaya, Türkiye tarihinde “milli karakter”de kabul ettiği “orta burjuvazi”nin nerede olduğuna bağlı bir ilerilik ya da ilericilik saptaması yapar. Ona göre, “Türkiye’de orta burjuvazi ve bu sınıfa dahil edilebilecek demokrat aydınlar oldukça güçlüdür”[6] ve eklemlendiği kampta etkiler icra edebilmektedir.
Kaypakkaya’nın devrimcilik açısından ve kendi konumu açısından çok önemli ayrımı, Türkiye’de egemenler arasındaki mücadelenin, bütün “miyop, uzlaşıcı ve kararsız”lığına[7] karşın yapısal olarak ilerici kabul edilmesi gereken “milli burjuvazi” ile yapısal gerici “komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları” arasında değil, yapısal olarak gerici “komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının iki kanadı arasında cereyan ediyor” olduğunu saptamasıdır.[8] Kaypakkaya, büyük bir bilinçle, bu mücadeleyi “esas olarak” kaydıyla niteliyor ve zaman zaman göreli ilericilik atfedilebilecek kanadı işaret edebiliyordu. Çünkü “Milli karakterdeki orta burjuvazi, bu kanatlardan birinde ikincil bir güç olarak yer alıyordu”.[9] Ona göre, örneğin Kurtuluş Savaşı içinde bu kesimin önemli bir etki ve nüfuzu vardır ama savaştan sonra bunu adım adım kaybetmiştir.[10] “Kurtuluş Savaşı içinde burjuvazinin bu kanadının da son derece önemli bir rol oynadığı açıktır. […] Milli karakterdeki orta burjuvazi, Kurtuluş Savaşı’nın önderi değildir ama, Kurtuluş Savaşı’nda önemli bir rolü vardır.”[11]
Kaypakkaya, yeni tarihsel koşullarda yeni manzaranın ortaya çıktığını vurgular[12] ve bunu bir dönem örneğinde anlatır: “Öteden beri hâkim sınıflar arasındaki kamplaşmada, CHP’ye ve iktidara hâkim olan kliğin tarafında yer alan reformcu orta burjuvazi, yeni koşullarda geniş ölçüde ikinci kampa geçmiştir.”[13] Sözünü ettiği genel olarak İkinci Dünya Savaşından başlayarak DP iktidarının ilk dönemleridir ve Kaypakkaya bu dönemde “CHP karşısında saf tutan gerici kliğin nispeten daha ileri bir rol oynar hale” geldiğinden ve aynı şekilde “orta burjuvazinin birinci kamptan koparak ikinci kampa katılması”ndan söz eder.[14] “DP iktidarı ele geçirdikten sonra, daha bir süre, reformcu orta burjuvazi onun safında kalmıştır.”[15] Ama bu, ne muhalefetteyken ne de iktidar olduğunda DP’nin desteklenmesi anlamına gelemez. Şefik Hüsnü’yü bu yolu izlediği için şiddetle eleştirir Kaypakkaya.
Kaypakkaya, nitekim, DP iktidarının son yıllarında bu kez CHP’nin görece ileri konumda olduğunu kabul eder. Ona göre, 27 Mayıs 1960 darbesi öncesinde CHP ile orta burjuvazinin geniş kesimleri arasında ‘kısmi demokratik haklar’ talebi etrafında bir ittifak doğdu ve “muhalefetin önderliğini” alan CHP, “orta burjuvazinin ve gençliğin heyecanlı atılımını, kendi iktidarı yönünde ustalıkla kanalize etti.”[16] Bunun sonucunda Kaypakkaya, 1960’tan sonra “kısmi burjuva demokratik haklar” olduğunu kabul eder. Nitekim Anayasa da orta burjuvazinin sınırlı taleplerini içermektedir ona göre. Bunlara rağmen Kaypakkaya, 27 Mayısla başlayan süreci “halk düşmanı gerici kliğin iktidarı ele geçirmesi” olarak nitelemekte bir an bile duraksamaz.[17]
Kaypakkaya, bunlara karşın, öncelikle devrimin baş düşmanı kabul ettiği egemen sınıf kampını tarihsel ilerilik adına desteklemeyi, örneğin 1920 ve ‘30’larda tarihsel olarak ileri olduğunu kabul ettiği Kemalist iktidarla ittifak yapmayı düşünmeyi karşı-devrim safına iltica etmekle damgalayacaktır.[18] Kaypakkaya’nın görece ileri ya da ilerici olarak nitelediği kampa destek sunması söz konusu bile olamaz. O mesela, bir “orta burjuva” hareketi saydığı TKP’yi[19] bu yüzden sert sözlerle mahkûm eder: “TKP, daha önce nasıl iktidar partisinin kuyruğuna takılmışsa, bu kez de büyük muhalif partinin (DP’nin) kuyruğuna takıldı. Bağımsız bir halk hareketi yaratamadı!”[20]
Kaypakkaya, görece ileri egemen sınıf kampının desteklenmesine ilişkin her türlü yönelimi her zaman mahkûm etmiştir. “Proletaryanın ve küçük burjuvazinin muhalefetini kendi bendinde boğan kararsız orta burjuvazi, bu muhalefeti bir müddet DP’nin kuyruğuna taktıktan sonra, DP’nin faşizan uygulamaları karşısında, tekrar muhalefetteki CHP katarına takılmıştır. Proletarya önderliğinde, bağımsız ve güçlü bir halk hareketinin yaratılamamış olması, işçi sınıfının, emekçi halkın ve demokratik unsurların muhalefetinin, komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları kliklerinin bazen birini, bazen diğerini iktidara getirmeye yarayan bir kaldıraç gibi kullanılmasına yol açmıştır.”[21]
Kaypakkaya’nın bir çizgiye yapısal göreli ilerilik atfettiği iddiası ile, her iki çizgi için de geçerli olmak üzere tarihsel dönem ya da konjonktürlere özgü göreli ileri rol tanıması arasında nasıl bir ayrım yapılabilir? Bunun kategorik önemde bir ayrım olduğu açıktır ve kuşkusuz Kaypakkaya bu kategorik ayrımı gayet bilinçli bir şekilde izlemektedir. Çizginin birinin her zaman göreli ilerilik taşıması yapısal bir niteliğe atıf yapmaktadır ve temel sayıltısı gayet açıktır: İlerlemeci bir tarih anlayışıdır bu. Burjuvazinin tarihsel ilerici misyonunu temsil eden egemen sınıf kampı tarih boyunca desteklenecektir ve sosyalistlerin misyonu bu egemen sınıf kampının yolunu açmak ve düzlemek için uğraşmak olacaktır. Kaypakkaya, Cumhuriyet tarihi boyunca her iki egemen sınıf kampının da, esas olarak, tarihsel ileri konumda yer aldığını saptadı. Bu her iki kampı da kategorik düşman gördü ve devlete hâkimiyetini pekiştiren kampı baş düşman kabul etti. Genellikle, muhalif konumda olan egemen sınıf kampının bazı konjonktürlerde görece daha ileri rol oynadığını da aynı açıklıkla ifade etti. “Genellikle” böyle olduğunu izledi Kaypakkaya, çünkü 27 Mayıs örneğinde görüldüğü üzere, devlete egemen kanadın bir süre boyunca göreli ileri konumunu koruduğunu saptadı. Ama bu göreli ilerilik hiçbir zaman önsel destek anlamına gelmeyecekti. Bağımsız ve güçlü bir hareket olmaksızın hiçbir başka güce destek verilemezdi Kaypakkaya’ya göre. Başka ve önemli bir tarihsel dönem olarak, Kaypakkaya, Kemalist iktidarın tarihsel bakımdan en ileri reformları yaptığı yıllar boyunca eş zamanlı olarak en gerici politik nitelik kazandığını açıklıkla koydu ve bu ileri reformlara kapılmayı bir an bile gündeme almadı.
Şu halde Yurtsever’in Kaypakkaya’nın egemen sınıf çizgilerinden DP ve AP’de temsil edileni görece ileri gördüğüne ilişkin çıkarsaması tamamıyla yanlıştır. Sorumsuz bir kolaycılıkla Yurtsever, ayrı bir odak olmayı yakıştıramadığı Kaypakkaya’nın, egemen sınıfların bir kanadını desteklemediği kesin olduktan sonra mutlaka ötekini destekleyeceği kabulüne varmıştır. Böylelikle Yurtsever’in, aslında kendi bulunduğu tarih ve politika anlayışını Kaypakkaya’ya uyguladığından başka bir sonuç çıkmayacağı açıktır: Egemenlerin bu kanadı desteklenmiyorsa mutlaka şu kanadı −daha ileri olduğu gerekçesiyle− destekleniyordur! Oysa Kaypakkaya bu eleştiricilerin ufuk eriminde olmayan bambaşka bir sorunsaldadır.
*
Bütün bunlara karşın, şu sözlerinde bir sorun bulabileceğimiz Kaypakkaya’yı −isterse Haluk Yurtsever’in kendisiyle birlikte− eleştirebiliriz: “CHP’ye nispeten ilerici bir karakter kazandıran şey, onun içinde başından beri sosyal bir güç olarak mevcut olan fakat partiye hâkim olmayan bu milli karakterdeki orta burjuvazidir.”[22]
[1] Haluk Yurtsever, Yükseliş ve Düşüş: Türkiye Solu 1960-1980,Yordam Yay., İstanbul 2008, s. 165. Yurtsever, Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 368’in sonu ile 369’un ilk satırlarındaki sözlerini esas almaktadır.
[2] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, Umut Yay., İstanbul 2013, s. 368-9.
[3] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 369.
[4] Yurtsever, Yükseliş ve Düşüş, a.g.e., s. 166.
[5] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 369.
[6] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 374.
[7] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 374.
[8] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 355.
[9] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 355.
[10] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 377.
[11] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 348.
[12] Burada, bize göre çok önemli bir hususu belirtmek zorundayız. Bu yazı boyunca başvuru kaynağı yaptığımız Bütün Eserleri’nde Kaypakkaya, önce “yeni tarihi koşullarda” demektedir, ancak yedi satır sonra bir cümleye “Yeni tarihi şartlarda…” diye başlamaktadır. (s. 369) Koşul ve şart farkı dikkatimizi çekti ve Kaypakkaya’nın 1976 tarihli Tufan Yayınları yapıtında nasıl geçtiğine baktık. Bu basımda her iki yerde de “şart” sözcüğü kullanılıyordu. (Kaypakkaya, Bütün Yazılar I, Tufan Yay., İstanbul 1976, s. 122) Bir husus daha dikkatimizi çekti. Bu iki basım arasında paragraf ayrımlarında da fark vardı! Yayıncılar kendi değerlendirmelerine göre paragraflandırmıştı yazıları. Kaypakkaya’nın ardıllarının bu büyük önderin hatırasına ne kadar saygılı olduğunun ibretlik bir göstergesidir bu basit ve küçük detaylar. Anlaşılan, baştan beri en kötü tabirle tahrifat, en masumuyla sorumsuzluk ve cehaletten kaynaklanan sözümona düzeltmeleri ele alan bir Kaypakkaya yapıtları basımı karşılaştırması yapmak gerekecek.
[13] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 369.
[14] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 369.
[15] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 371.
[16] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 374-5.
[17] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 375.
[18] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 355.
[19] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 369.
[20] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 370 ve 373.
[21] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 373.
[22] Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 355. Vurgu Kaypakkaya’ya ait.