Ana SayfaGüncel Yazılar‘Deniz - Mahir - İbo’ ve İbrahim Kaypakkaya

‘Deniz – Mahir – İbo’ ve İbrahim Kaypakkaya

İbrahim Kaypakkaya, şehadetini izleyen ve politik ivmenin yükselmeye başladığı 1974’ten başlayarak devrimci harekette her zaman herhangi bir uzlaşmanın konusu olamayacak denli sert bir imgeye sahip oldu. Bu, sol hareket içinde genellikle, sabit bir referans noktası olarak değil rahatsız ediciliğini savuşturmaya yarayan bir görmezden gelme olarak işlevlendi. Mahir Çayan ve özellikle Deniz Gezmiş’in etkisi ise epeyce farklıydı.

Ancak bugün Deniz, Mahir ve İbo yarım yüzyılı aşkın bir zamandan sonra sahadaki varlıklarıyla dosta düşmana kendini gösteren “politik ardıllar”ı olmaksızın tarihin boşluğunda asılı bulunuyorlar. Deniz – Mahir – İbo’ya ilişkin, tarih-yapısal olarak tanıdığımız bir hava içinde bulunuyoruz. Geride kalan 30 Mart’ın öncesi ve sonrasında Mahir Çayan adı çevresinde kopan fırtınadan sonra, 6 Mayıs civarında bu kez Deniz Gezmiş adı üzerinde büyük köpürtme örneklerini izledik. Adeta, gerçeğin eksikliği görüntünün cazibesi ve temaşanın gümbürtüsüyle ikame ediliyor. Kaypakkaya’nın, geçen onyılların çoğunda yaşandığı gibi bir kez daha gözlerden ırak kaldığı bir 18 Mayıs yaşıyoruz.

Deniz Gezmiş, canlılığını halk kültürüne sinmiş varlığıyla koruyor. Mahir Çayan, her ikisi de devrimci olmayan bir gün ve ufku gösteren iddiacıların rantiye kavgasının malzemesi yapılıyor. Kaypakkaya ise, giderek daralan bir sosyal kesim dışında adeta sahipsiz kalmış durumda. Her halükârda, üç devrimci önder bugün devrimci pratiklerin yaşatıcılığından yoksun bulunuyor.

71 Devrimcilerinin aşılamayan başlangıcı

71 devrimcilerinin son derece hızlı politik yaşamı, Kaypakkaya şahsında 18 Mayıs 1973’te Diyarbakır’da, öteki iki devrimci gibi, devlet eliyle bitirildi.

Mahir Çayan, 30 Mart 1972’de Denizlerin idamını engellemeyi de amaçlayan bir eylem ile katledilmiş, Deniz Gezmiş 6 Mayıs’ta idam edilmişti. İbrahim Kaypakkaya ise, Sinan Cemgilleri ihbar eden muhtarı bizzat cezalandırdıktan sonraki aylarda eline geçtiği devlet güçlerince katledildi.

Bu üç devrimcinin her biri birer tanımlayıcıdır. Her birinin tarihe kaydolan biricik indirgenemez özellikleri vardır. Deniz Gezmiş’in atılgan gözüpekliği ve kitleleri sarmalayan yıldızlığı ne Çayan’da ne Kaypakkaya’da bulunur. Mahir Çayan’ın kamusal önder niteliği ve Marksizmi bile nesneleştirmeyi göze alan teorik misyonerliği diğer ikisinde yoktur. Kaypakkaya’nın engin kararlılığı, Marksizmi Türkiyeli Marksizm yapma derin sadakati ne Deniz’de ne Mahir’de vardır.

*

Bu üç devrimcinin son derece değerli ortak nitelikleri vardır. Fakat her birinde ötekilerde bulunmayan değerler de bulunmaktadır ve onları, her birinin biricikliğini ortalayan bir buluşturma çabası, devrimcilik bakımından yararlı olmadığı gibi onların ayrı varlığını çiğnemektir. Geniş yığınların sevgisinin birleştirmesi onlara değer kazandırır; fakat özel birtakım niyet sahiplerinin aynı tutumu sergilemesi, onları bir ortalamayla hamur etmek ve her birinin kuşkusuz taşıdığı özellikleri keyfi ya da hesabi tarzda silikleştirmektir.

Nitekim, son aylarda, iki önder devrimciye birtakım niteliklerin yakıştırıldığını gördük. Geride bıraktığımız 6 Mayıs’ta, Deniz Gezmiş’in idam sehpasında Kemalizmden koptuğu ve Kürt sorununda Marksist programı ilan ettiği söylendi. Önceki aylar içinde Mahir Çayan’ın devrimci teorik mirasına olmadık yakıştırmalar yapıldığına ve Mahir Çayan’ın, devrimci anlayışı bırakmış iki kesimin rantiye mücadelesinin konusu olduğuna tanıklık ettik.

Bu söylenenlere bakılırsa, meğer Türkiye solunun Kemalizmden kopması, Kürt sorununda Marksist tutumu benimsemesi ve başka bazı hususlar, bizatihi Deniz Gezmiş ile Mahir Çayan’ın son tutum ve görüşleriyle gerçekleşmiş!

Bunlara bakılırsa “gerçek gerçek” diye bir kategori yoktur ve gerçek diye bellediğimiz şey “söylemsel gerçek”ten ibarettir. Yorumsamanın serbest simgesel alanıdır her şeyin başı ve sonu.

Deniz Gezmiş’in darağacındaki “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi” sözü açıkça Kürt halkını Türkiye’nin ABD’ye karşı bağımsızlık mücadelesine bağlayan bir anlayışa sahipti.

Mahir Çayan’ın Kemalizm ve Kürtlere ilişkin Mihri Belli ile Doğan Avcıoğlu’ndan daha solda olmasının bu devrimci önderi getireceği yer olsa olsa 1970-71 TİP’inin vasatıdır.

Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ın Kemalizme ilişkin pratik-politik ve ideolojik-teorik denebilecek iki ayrı konumu vardı. Bu iki devrimcinin pratik olarak Kemalizmden koptuğunun kanıtı eylemli varlıklarıdır. İki devrimci önder, Kemalizmin karşısına, Kemalist kurumun düşman olarak değerlendirdiği yere geçtiler. Buna hiç kuşku yok. Ancak bu kopuşun, başka bir alanda gerçekleşmediğini, bu iki önder devrimci şahsında yaşanmadığını vurgulamak zorunludur. Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan, Kemalizmden ideolojik-teorik olarak kopmadılar. Ayrı bir yerde olduklarını, ayrı bir kimliğe sahip olduklarını söylediler, ama onunla ilişkilenmekten uzak durmadılar. Bu düzlemde kopmayı yani ilişki kesmeyi ve giderek karşıtlaşmayı gerçekleştirmediler. Olmadık yakıştırmalar bu iki devrimci öndere bir şey katmayacağı gibi, onları menkıbenin büyülü dünyasının belirsizliğine bırakır.

Ancak bu konular başta olmak üzere, birçok özgül başlıca hususta İbrahim Kaypakkaya’nın bambaşka bir yerde, üstelik tek başına, olduğunu söylemek yeterli ve zorunludur.

Bu çıplak gerçeğe karşın, Kaypakkaya’nın biricikliği, onun ölümünü izleyen birkaç yıl içinde ortadan kalkmaya başlamış, hatta Kaypakkaya’nın görüşleri bazı bakımlardan aşılmıştır. Önce Kürt sorununa ilişkin görüşü geride bırakılmış ve Kaypakkayacılar, bu gelişmeyi tamamen ıskalamıştır.

Kaypakkaya’nın Kemalizme ilişkin yaklaşımı ise karmaşık bir tarihin konusu olmuştur. Özellikle 1980’lerin ilerleyen yıllarında sol liberalizmin Kemalizm reddiyesiyle Kaypakkaya’nın Kemalizm reddiyesinin kategorik ayrımını göremeyen Kaypakkayacılar, önemli bir avantaj noktasını da bu şekilde ıskalamış oldu. Sol liberalizmin Kemalizm reddiyesi Kaypakkaya’nın Kemalizm görüşünü kapsamaya ve asimile etmeye cüret edebileceği bir ortam buldu. Bugün genel olarak kamuoyunda, sol kamuoyunda ve giderek özel olarak İbocu kamuoyu ve örgütsel yapılarda Kaypakkaya’nın değil sol liberalizmin Kemalizm reddi egemendir. Bu ortamda, Teori ve Politika’nın Kaypakkaya’nın Kemalizm reddiyesinin dayandığı teorik derinliği ortaya çıkarma çabası kaydedilmelidir.

Bu bağlamda, biz, 30 Mart’ta Mahirci, 6 Mayıs’ta Denizci ve 18 Mayıs’ta Kaypakkayacıyız. Ancak, tarihsel bakımdan kimliğimizi oluşturan öznenin Kaypakkaya olduğunu da açıklık ve pekinlikle söylüyoruz.

Pratik politik aşma

Kürt Devrimci Hareketi 71 devrimcilerini aşmıştır. Buna karşılık Türkiye’de, 71 devrimciliği çeşitli çabalara karşın hiçbir zaman aşılamamıştır.

Kürt Devrimci Hareketi, devrimciliği bir devrimin canlı süreci aşamasına sıçratmış ve 71 devrimcileri sonrasında Türkiye devrimci hareketinde rastlanmayan bir devrimci cüreti göstermiştir. Kürt Devrimci Hareketi bu bakımdan büyük bir tarihsel kazanımın sahibidir. Ancak bu hareket, devrim yolunda aldığı büyük yenilgi sonucu, 71 devrimcilerinin devrimci yolundan, teorik-ideolojik boyuttan başlamak üzere güçlü bir şekilde uzaklaşma sürecine girdi. Kürt Devrimci Hareketi, anlayışına eşlik eden ve kuşkusuz ona aykırı olan devrimci pratiğiyle etki gücünü paradoksal olarak artırmakta ve artık, 71 devrimciliğini kendi evrimci anlayışına asimile etmeye yönelmektedir. Geçen aylarda yaşadığımız Mahir Çayan tartışmasının bir boyutunu bu oluşturmaktadır.

*

Türkiye devrimci hareketi, 71’den sonra son derece zorlu onyıllar boyu devrimci pratik yürütme uğraşı içinde oldu. Ama bu hareket 71 devrimcilerini aşmak bir yana, onların devrimci güven ve iktidar duyusuna hiçbir zaman sahip olamadı. Türkiye tarihinin devrimci faaliyet bakımından en elverişli yılları olan 1976-80 döneminin nasıl değerlendirildiği bu bakımdan ibretliktir. Daha sonraki yıllarda, bir devrimci hareketin 71 devrimcilerine özgü hareket tarzına yöneldiği görüldü, ama bu pratik 1992’de fiziksel bir yenilgiyle sonuçlandı. Türkiye devrimci hareketinin çeşitli mensupları zaman zaman birtakım küçük ve parlak girişimler içinde oldu ama bunların aşama kaydetmesi söz konusu olmadı.

Bugün Türkiye devrimci hareketi, 71 devrimciliğiyle açılan makasın uzun ve yıpratıcı kapanması sürecini yaşıyor. Makasın kapandığını kesin olarak söyleyemeyiz, zira son derece zayıflamasına karşın devrimci hareketin kalanları direşkenliğini koruma çabasından vazgeçmiyor.

İçinde yaşadığımız evrede, Kürt Devrimci Hareketinin ideo-politik seyri ile Türkiye devrimci hareketinden kalanların pratik oluş içinde etkisine girdiği “yenilgi ideolojileri”, Deniz-Mahir-İbo’nun oluşturduğu imgenin ve tarihin karşılaştığı en büyük tehlikedir.

Üç devrimci önderin başlattığı devrimci yol bugün bitmekle karşı karşıyadır. Çıplak gerçek budur ve bu gerçek karşısında devrimci tutum, yeni barışçı ve evrimci tarih ile 71 devrimcileri arasında kopmaz organik bağ olduğu iddiası mıdır? Bu sorunun teorik-politik yanıtının ne olduğu gayet açıktır, ama meseleyi vahim kılan unsur, olumlu pratik-politik yanıtın avantajlı olduğu bir ortamda oluşumuzdur.

*

Kaypakkaya’nın öngördüğü politik pratiği, şiddet-politikayı en yakından izleyen birkaç politik kesimden biri olmalarına ve kan dökmeyi göze almalarına karşın, Kaypakkayacıların izlediğini söyleme olanağı bulunmuyor. Kaypakkayacılar, Kaypakkaya’nın mücadele yolunu test etme aşamasına hiçbir zaman ulaşmadı; tereddütlü başlangıçlar, girişimler ya da iç çekişmelerin gerilimine bağlı reaksiyoner yönelimler aşamasının ötesine geçemediler onyıllar boyu. Buna karşılık Kürt Devrimci Hareketinin kırlardan başlayacak bir mücadelenin şansı olamayacağı yolundaki kehanetleri boşa çıkararak yürüttüğü deneyim gerçeğin kendisini gösterdi. Kürt Devrimci Hareketinin devrimci yolunun başarısızlığının yapısal olduğuna ilişkin akıl yürütmelerin karşılığı olmadığı kanısındayız. 1980’lerde Türkiye devrimci hareketinin aynı devrimci yola girmesinin bambaşka sonuçları olacağını söylemek kurgusal değildir. Buna karşılık, bugünün koşulları bakımından mücadelenin yolu ve tarzı ile ilgili yapısal bir belirsizlik içinde olunduğunu söylemek yanlış değildir.

Kaypakkayacıların üç yönelimi

Bugün devrimciliği sürdürememek bakımından Kaypakkaya’nın izinde olan politik yapıların herhangi bir farkı bulunmuyor. Bu koşullarda Kaypakkaya’nın tarihsel ardılları içinde üç hal tarzının ortaya çıktığını söyleyebileceğimizi sanıyoruz.

Birine göre, artık koşullar değişmiştir ve yeni “evrimsel koşullar”a uygun bir mücadele hattı çizilmelidir. Evrimsel koşullara uyum, elbette ideolojik ve teorik boyutlar da taşımalıdır. Bu seçeneğin, “yenilgi ideolojileri”ne boylu boyunca açık olduğunu saptayabiliyoruz. Bizce bu eğilim, Kaypakkayacı yolun dışına çıkmıştır ve artık başka bir yolu arşınlamaktadır. Bu eğilim, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmuş”tur.

Kaypakkaya’nın tarihsel ardılları arasında ortaya çıkan bir başka yönelime göre, koşulların değişmiş olabileceği tartışmaya açılmamalıdır. Bu yönelim sahiplerinin, bugünkü koşulların devrimci pratiğe pek de izin vermeyen nitelikte olduğunu örtük olarak kabul ettiği, bu pratiğe hiç teşebbüs etmemelerinden anlaşılıyor. Ancak bu eğilim, gerçek koşullarla anlayış bakımından uzlaşmayı kategorik olarak reddediyor ve devrimci faaliyet koşullarının gelmesini bekliyor. İlk eğilimden farklı olarak bu yönelimin Kaypakkaya’nın yolunda olduğunu ama bu yolun gerisine düştüğünü söyleyebiliriz. Bu eğilim, “evdeki bulgurdan olma” tehlikesine karşı tetiktedir.

Kaypakkaya’nın ardılları arasında beliren üçüncü bir eğilimi, uygulanamayacak politik programa uzak durmak, ve Kaypakkayacılığı teorik ve ideolojik olarak yeniden üretmeye yönelmek şeklinde ifade edebiliriz. Bu eğilim, devrimci pratiğe izin vermeyen koşulları açıkça kabul etmekte, ancak politikaya yönelim konusunda adeta kendini kapatan bir oluş sergilemektedir. Ötekilerin pratik devrimci varlığı silikleştikçe Kaypakkayacılığı gözle ayırt edilebilir tarzda ortaya koymaya yönelmek gibi bir değeri olmasına karşın, bu eğilimin, politik pratik yoksunluğunun katılaşmış bir karakter olduğuna ilişkin kuşkuları haklı çıkaracak bir tarz içinde olduğu görülüyor. Bu üçüncü eğilimin, Kaypakkaya’yı aşmakla nitelenebileceği düşünülebilir ama sanırız, şimdiki hal itibarıyla, Kaypakkaya’nın teorik derinliğini ortaya çıkarmak, onun teorik boyutunu yeni koşullarda özgülemek gibi hususlarla sınırlı bir tanımla yetinilmesi uygun olacaktır. Zira Kaypakkayacı politik hareket tarzını yeni koşullarda ortaya koymak, Marksist politikanın tanımı gereği açık uçludur.

‘Yenilgi ideolojileri’ne karşıtlık

Bugün önde gelen yükümlülük, Kaypakkaya’nın yapıtını yenilgi ideolojilerine bağlamaya kesin bir tutumla karşı koymak, onun devrimci teorik niteliğini derinleştirme ve özgülleştirme çabası içinde olmaktır. Yenilgi ideolojilerinin başta gelen niteliği, 71 devrimcilerinin başta gelen bir niteliğine karşıttır: İktidar olmayı hedeflemek, iktidarın tayin edici niteliğini saptamak. Yenilgi ideolojileri, iktidar hedefini, iktidara aday olma iddiasını tümden belleklerden silmek gibi uğursuz bir işlev görüyor.

Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş’in mirası nasıl yenilgi ideolojilerine ya da bir başka ifadeyle evrimci sosyalizme bağlanmaya aykırı bir niteliğe sahipse, Kaypakkaya’nın yapıtı da yenilgi ideolojilerine ve her türlü komünalist yönelime karşıttır.

Kaypakkayacılığın ve özel olarak Mao Zedong’un tarihsel ve teorik yapıtının Kültür Devriminin sağcı, eşdeyişle komünalist bir edinimiyle yenilgi ideolojilerine bağlanma yönelimi içinde olunduğu izleniyor. Oysa Mao’nun “politikanın kumanda mevkisinde olması” anlayışındaki askeri tını rastlantı olmamak bir yana yapısaldır.

Merkezi örgütlenmeyi ret, hiyerarşiye karşıtlık, doğrudan demokrasi arayışları, devlete karşı devlet-gibi mücadeleye karşı olmak türünden temalar yenilgi ideolojilerinin özsel öğeleridir.

Yazarın Diğer Yazıları

Aynı kategoriden yazılar