Almanya Komünist Partisi
Çeviri: Deniz Kızılçeç
Çevirenin Sunuşu
Almanya Komünist Partisi (DKP) Mart 2023’te yaptığı 25. Kongresinde Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) üzerine bir önergeyi büyük çoğunlukla onayladı. DKP, Çin Önergesini Ekim 2022’de tartışmaya açmış ve kapsamlı bir tartışma yürütmüştü
Önerge Giriş dahil beş bölümden oluşuyor: Giriş, Görüşümüzün teorik temeli, Çin’de sınıf mücadeleleri, Uluslararası güç dengesindeki değişim, DKP olarak görevlerimiz.
Zamanımız (Unsere Zeit) adlı DKP’ye yakın gazete konuyla ilgili şunları yazdı:
Başkan Patrik Köbele’nin Parti Kongresi’nin başında yaptığı sunum esas olarak emperyalizm ve değişen uluslararası güçler dengesinin analizine ayrılmıştı. Köbele, çağın tanımlanması sorununun teorik bir sorun olmadığını, ancak strateji ve taktiklerin geliştirilmesi için merkezi bir öneme sahip olduğunu belirtti.
Kongre’de Pazar günü DKP’nin Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkisi ve Halk Cumhuriyeti’nin gelişimine bakışı üzerine bir tartışma yapıldı. Parti yönetimi daha önce ‘Çin Halk Cumhuriyeti, modern bir sosyalist ülke inşa etme mücadelesi ve uluslararası güç dengesindeki değişim’ konulu bir önerge sunmuştu. Bu önerge, bazıları lehte ve aleyhte olmak üzere çok sayıda etkinlikte ve geçen yıl Kasım ayından bu yana gazetelerimizde tartışıldı. Şubeler tarafından 100’den fazla değişiklik önergesi sunuldu.
Bazı temel örgütler belgenin gündeme alınmamasını, inceleme araştırma materyali olarak parti yönetimine havale edilmesini ya da sadece bazı bölümlerinin kabul edilmesini talep etmişti.
Önerge komisyonu bu çağrılara uymadı, fakat bu belgenin sürecek tartışmanın bir ara aşaması olarak kabul edilmesini önerdi.
Ayrıca komisyon, yeni parti yönetimine ÇHC ve DKP’nin sosyalizm anlayışları üzerine daha ileri bir tartışma için bir konsept oluşturma talimatı vermeyi önerdi.
Bu yaklaşım, yaklaşık üç saat süren tartışma ve önergelerin görüşülmesinin ardından delegeler tarafından açık bir çoğunlukla (126 lehte, 33 aleyhte ve birkaç çekimser oyla) benimsendi.
Ayrıca delegeler, Frankfurt am Main’dan “Çin ile Barış – Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı düşmanlıkları durdurun – Bir sonraki büyük savaşı önleyin!” başlıklı bir önergeyi kabul etti. Ayrıca Karlsruhe’den “Sınıf mücadelesinde 12 madde – Geleceği kazanmak için! Bir daha asla savaş olmasın! Barış için 12 madde” başlıklı, Çin’in Ukrayna’da ve ötesinde barış girişimlerini destekleyen bir girişim önergesi de kabul edildi.
Tartışma daha da ilerleyecek
ÇHC’nin gelişiminin değerlendirilmesi konusundaki görüş ayrılıkları, diğer şeylerin yanı sıra, şu noktada düğümleniyor: Sosyalist inşada üretici güçlerin geri kalmış durumunu aşarken kapitalist mekanizmalara ve yapılara izin verilmesinin meşru olup olamayacağı sorusu…
Bu bağlamda soru, ÇKP tarafından izlenen sosyalizm inşa yolunun meşru ve sosyalist bir yol olup olmadığıdır.
Bu sorulardan hareketle, “Çin yolu”nun da Çin’de sosyalist gelişme için bir örnek teşkil edebileceği ve böylece DKP’nin sosyalizm anlayışını değiştirebileceği korkusu dile getirilmiştir.
Dolayısıyla tüm bu soruların ardında, sosyalizmin inşasında üretici güçlerin gelişiminin önemi gibi temel bir sorun yatmaktadır.
Köbele kapanış konuşmasında parti kongresinde onaylanan önergenin hiçbir şekilde bu tartışmanın sonu anlamına gelmediğini teyit etti. Bu husus daha önce eğitim komisyonu başkanı Richard Höhmann tarafından da dile getirilmiş, teorik bir konferans düzenlenmesi ve eğitim materyallerinin yayınlanması gibi somut fikirler ortaya atılmıştı. Yeni seçilen parti yönetimi Nisan başındaki ilk toplantısında bu konuyu ele alacaktır.
20 kişilik Parti Yönetim Organının oy birliği ile 8/9 Ekim 2022’de Essen kentinde hazırlanan bu önerge Partinin 25. Kongresine sunulmuş ve değişikliklerden sonra geniş bir çoğunluk desteği ile kabul edilmiştir.
***
Çin Halk Cumhuriyeti’nin çağdaş bir sosyalist ülkenin inşası için verdiği mücadele ve
uluslararası güç dengesindeki değişim
1. Giriş
Alman Sanayicileri Federasyonu (BDI) Ocak 2019’da yayınladığı bir politika belgesinde şu ifadelere yer verdi: “Çin yapısal olarak piyasa ekonomisi ve liberalizm yönünde gelişmemekle birlikte kendine özgü siyasi, ekonomik ve sosyal modelini hayata geçirme sürecindedir. Aynı zamanda, yükselen bir ekonomik güç olarak Çin, diğer piyasaları ve uluslararası ekonomik düzeni de şekillendirmektedir. Güçlü yönlendirici devlet etkisine sahip olan Çin ekonomi modeli böylece dünya ölçeğinde liberal piyasa ekonomileriyle sistemsel bir rekabet içine girmektedir.”
2019’dan bu yana Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı yürütülen karalama kampanyası büyük ölçüde yoğunlaştı. Politikacılar ve medya Çin hakkında çarpıtıyor, yanlış tanıtıyor ve yalan söylüyor. Bu olumsuz kampanyanın etkileri sendikalara, barış hareketinin bir bölümüne ve ilerici güçlere kadar uzanmaktadır. Marksist yönelimli güçler arasında, Çin’in sosyalizm yolunda mı olduğu yoksa kapitalizmin restore mi edildiği konusunda tartışmalı/çelişen görüşler var. Ne olursa olsun, 21. yüzyılın üçüncü on yılının sonunda (2030) Çin, bir Komünist Parti tarafından yönetilen dünyanın önde gelen ekonomik gücü olacaktır.
Çin Halk Cumhuriyeti, yaşadığı onlarca yıl süren kısıtlamaların ardından, BRICS’te Brezilya, Rusya, Hindistan ve Güney Afrika ile olduğu gibi ekonomik işbirliği konularında ya da eski Sovyet coğrafyasında bulunan devletler, Hindistan ve Pakistan ile Şangay İşbirliği Örgütü çerçevesinde ekonomik ve güvenlik konularında işbirliğine dayanıyor. Çin, “Yeni İpek Yolu” adlı altyapı projesi ile uluslararası alanda büyük bir yüklenim altına girerek uluslararası alana bağlılığını pekiştirmiştir.
Emperyalizm –özellikle de ABD– hegemonik iddialarının Çin tarafından tehlikeye atıldığını görüyor ve savaş için bastırıyor. Aynı zamanda emperyalistler gerçek anlamda nüfuz ve ekonomik üstünlüklerini de kaybediyorlar. Bu durum son derece tehlikelidir, ancak tam da emperyalizme tamamen bağımlı olan ülkeler için kendi gelişimleri için fırsatlar ve sınıf mücadelesi için iyileştirilmiş koşullar ortaya çıkarıyor.
DKP herhangi bir spekülasyon veya not verme işine katılmaz. ÇHC’nin rolünün doğru değerlendirilmesi bizim için önemlidir, çünkü ABD emperyalizmi –esas olarak AB ve Japonya ile ittifak halinde– askeri bir saldırıya hazırlanmaktadır. ÇHC’ye karşı ekonomik savaş şimdiden başlamıştır. Çin karşıtı propaganda, savaş hazırlıkları hareketlerinin bir parçası ve Almanya’daki sınıf mücadelesinde, özellikle de sendikaların tutumunu olumsuz yönde etkilemek için önemli bir faktördür.
1960’lardaki Çin-Sovyet sürtüşmesi ve 1979’daki Çin-Vietnam savaşı da Doğu Almanya’daki iktidardaki Almanya Sosyalist Birlik Partisi, DKP ve ÇKP arasında belirli bir mesafeye yol açsa da ilişkilerin kopmasına neden olmadı. Birkaç yıldır Alman ve Çin komünistleri birbirlerine yeniden yakınlaşıyorlar.
ÇKP, “Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantıları”nda yer almasıyla görüldüğü gibi, diğer uluslararası ilişkilerini de yoğunlaştırıyor. Bu toplantılar, dünya komünist partilerinin Çinli yoldaşlarıyla ideolojik, ekonomik ve pratik sorunları yakın bir görüş alışverişi içinde tartışmaları için fırsatlar yaratmaktadır.
2. Sosyalizmi Çin özelliklerine göre değerlendirmenin teorik temeli
Komünist partiler Marksizm-Leninizmin yol göstericiliğinde ve ülkelerindeki özel koşulların analiziyle birlikte toplumsal pratiğe müdahale ederler. Müdahale üzerine gözden geçirmeler yapılır ve hatalar kabul edilirse, bu tür bir çaba hem genel hem de özel olanın bilgisini zenginleştirir. Sosyalizm kavramı bu yolla işçi hareketinin gelişimi sırasında sürekli olarak derinleşir. Bu derinleşme toplumsal gelişmenin belirli bir aşamasını ve bu hedefe ulaşmak için verilen sınıf mücadelelerini ifade eder.
“Kapitalist ve komünist toplum arasında, birinden diğerine devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Bu aynı zamanda, proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamayacak olan bir siyasi geçiş dönemine karşılık gelir.” (Marx)
Sosyalizmin görevi, üretici güçleri, insanlığın sınıflı toplumu ve insanın insan tarafından sömürülmesini aşabileceği bir şekilde ilerletmektir. Bunun ön koşulu ise topluma ideolojik önderliğin ve burjuvazi üzerindeki siyasi egemenliğin diyalektik birliği olarak işçi sınıfının hegemonyasıdır.
Bugüne kadar zafere ulaşan devrimler, üretici güçlerin gelişim düzeyi bakımından gelişmiş ülkelerin çok gerisinde olan ülkelerde gerçekleşti. Gelişme ve kalkınmaya yatırılabilecek toplumsal artı çok azdı.
Sosyalizmde üretici güçlerin gelişimi sadece tek yanlı bir şekilde kısa vadede üretimi arttırmaya yönelik olamaz. Çiftçi sınıfı tüm halka gıda temini için kazanılmalıdır. Konut ve altyapı gereksinimleri güvence altına alınmalıdır. Ana üretici güç olan işçi sınıfı eğitim ve kültürle donatılmalı ve geliştirilmelidir. Buna sağlık hizmetleri de dahildir. Dolayısıyla, sosyalizmde emekçi sınıflarla ittifak politikasının o ülkedeki koşullarına göre, sosyalist ülkelerde farklı mülkiyet biçimleri olmalıdır. Buna ek olarak, sosyalizm emperyalizmin çok yönlü saldırılarına karşı savunulmalıdır; örneğin İkinci Dünya Savaşı sırasında mutlak öncelik buydu.
Bu zorlu görevlerin üstesinden gelebilmek için komünist partiler sınıf düşmanıyla uzlaşmak zorunda kaldılar ve kalıyorlar. Bu uzlaşmalara sosyalist ülkelerde kapitalist mülkiyete izin vermek de dâhildir. Eğer iktidarımız karşıt güçleri kontrol edebilecek güce sahip ise, hem yurtiçinden hem de yurtdışından kapitalistler sosyalist ekonominin dünyadaki diğer ülkelere yetişmesini kolaylaştırmak için kullanılabilir. Bu iş, komünist partinin yakın gözetim önderliği altında yapılmalıdır, aksi takdirde meta üretiminin doğasında var olan çelişkiler ülkede kapitalist üretim tarzına geri dönülmesine yol açacaktır.
Yeni üretim ilişkileri, çelişkili bir süreç içinde bilinç değişimi ile birlikte oluşur. Bu inşa süreci bilinçli olarak ve gerçeklik temelinde şekillendirilmelidir –ön bir şablona bağlı kalmadan, sürekli olarak emperyalizm tehdidini de göz önünde tutarak yapılmalıdır. Sosyalizmin inşası pratiğinde, sınıfsız bir topluma geçiş için özel ve genel bilgiler biriktirilir.
Sosyalizm, diğer emekçi sınıflarla ittifak halinde ilerletilen ve proletarya diktatörlüğü ile karakterize edilen görece bağımsız bir tarihsel dönemdir. Temel görevi üretici güçlerin geliştirilmesidir. Bunda merkezi rolü, işçi sınıfının ve diğer emekçilerin Komünist Parti tarafından teorik ve pratik önderlikle yönlendirilmesi oynar.
Şimdiye kadar ezilmiş ve her bakımdan eksik bırakılmış işçi sınıfının yönetimini örgütlemek Komünist Partiler için özel ve zorlu bir meydan okumadır. Bir devleti yönetecek nitelikler yalnızca işçi hareketinin ileri kesimlerinde mevcuttur. Bu nedenle, partinin sınıfın çıkarları doğrultusunda devlete önderlik yapması kaçınılmazdır. Devlet diğer emekçi sınıflarla ittifak halinde yönetildiği için, onların çıkarları ve beklentileri işçi sınıfının çıkarları ve beklentileri ile bütünleştirilmelidir.
Komünist Partisi işçi sınıfıyla sıkı bağlarını kaybeder ya da sınıfa önderlik etme kapasitesi sağlamada başarılı olamazsa, hegemonya kapasitesi azalır, işçi sınıfı iktidarının ideolojik temeli çözülür, dağılır ve nihayetinde bu süreç karşıdevrimin zaferine götürür.
3. Çin’de sınıf mücadeleleri
Çin Halk Cumhuriyeti karşı-devrime nasıl direndi? ÇKP, sosyalizmin, sınıfların, sınıf çelişkilerinin ve sınıf mücadelesinin uzun bir zaman dilimi boyunca varlığını sürdüreceği bir toplum olduğu; “Kimin – Kimi alt edeceği?” sorusunun henüz sona ermediği bütün bir çağ olduğu görüşüne tutunmuştur. Dolayısıyla sosyalizm geri döndürülemez değildir, uğruna tekrar tekrar mücadele edilmesi gerekir. Bu süreçte, düşmanla bizim aramızdaki sınıf çelişmeleri ile halk içinde var olan sınıf çelişmelerinin farklı yöntemlerle çözülmesi gerekir ve bu ikisi doğru bir biçimde ayırt edilmelidir.
Çin Anayasası şöyle der: “Madde 1. Çin Halk Cumhuriyeti, halkın demokratik diktatörlüğü altında, işçi sınıfı tarafından yönetilen ve işçi ve köylülerin ittifakına dayanan sosyalist bir devlettir.” ÇKP tüzüğü şöyle der: “İç faktörlerin ve uluslararası etkilerin bir sonucu olarak, sınıf mücadelesi uzun bir süre sınırlı ölçüde varlığını sürdürecektir ve hatta sınıf mücadelesi belirli koşullar altında iç faktörlerin ve uluslararası etkilerin bir sonucu olarak yoğunlaşabilir ve ciddi hale gelebilir, fakat artık sınıf mücadelesi temel çelişki değildir.”
Parti içinde en üst düzeylere kadar tekrar tekrar keskin ideolojik tartışmalar yürütülmektedir. ÇKP kendisini yekpare bir blok olarak görmemekte, sınıfsal çelişkilerin yansıdığı ve parti içinde birliğin her zaman yeniden tesis edilmesi gerektiği anlayışıyla, ve Parti içinde politik çizgi mücadelesinin sürdüğünün farkında olarak hareket etmektedir.
ÇKP, üretici güçleri geliştirmeyi ve gelişmiş kapitalist ülkelerdekinden daha yüksek düzeyde bir emek üretkenliğine ulaşmayı sosyalizmin temel görevi olarak görür. Çin kendi deneyimleri içinde, üretim ilişkilerinin üretimin toplumsallaşma düzeyinin gelişme derecesine göre esnek olarak biçimlendirilmesi gerektiğini öğrenmek zorunda kalmıştır. Çin’de “sosyalist pazar ekonomisi”nin uygulamaya konması, bir yandan üretimin hâkim konumdaki toplumsal kontrolden özel kontrole doğru götürülmesi olarak bir geri adımdır; diğer yandan da üretici güçlerin hızla gelişmesine yol açmıştır. Tarihsel olarak kısa bir süre içinde, bir tarım ülkesi olan Çin, araştırma ve geliştirme alanında dünya çapında başarılara imza atmış çağdaş bir sanayi ülkesi olma yoluna girmiştir. Bu başarı ile Çin mutlak yoksulluğu ortadan kaldırdı ‒bunu yaparken yabancı sermayeyi ve yerli burjuvaziyi ve dolayısıyla karşı devrimin potansiyel güçlerini kuvvetlendirme riskini göze aldı. Bu alınan risk sonucunda gelişen ‒kısmen gizli‒ sınıf mücadelesi, kendisini yolsuzluklar olarak ifade etti, fakat bu yolsuzluklar parti, devlet ve ekonomi içinde sürdürülen yolsuzlukla mücadele kampanyası ile kontrol altına alındı.
ÇKP, 2021’den beri yaşanan örneklerde ‒Jack Ma’nın Alibaba Grubu ve diğer büyük özel şirketlerin kontrol altında tutulması‒ görüldüğü gibi, burjuvazinin bu ülkede kendisi için sınıf haline gelmesini önlemeyi şimdiye kadar yetkin bir şekilde başardığını kanıtladı. ÇKP, ekonominin ve devlet iktidarının kumanda tepelerini elinde tutuyor. Artık yabancı fabrikalar da dahil olmak üzere tüm önemli fabrikalarda parti temel örgütleri ve şubeleri kurulmuştur ve bunlar faaliyetlerini sürdürüyor. Bu gibi yerlerde Tüm Çin İşçi Sendikaları Federasyonu’nun örgütleri temsil ediliyor. Parti’de 90 milyondan fazla yoldaş, sendikalarda ise 300 milyondan fazla işçi meslektaşımız örgütlüdür. Özellikle bu son olgu, işçi sınıfının Çin’de en istikrarlı ve sürdürülebilir şekilde büyüyen sınıf olduğu gerçeğinin bir ifadesidir. Böylece sosyalizmin sınıfsal tabanı da çok pratik ve canlı bir şekilde büyümektedir.
Bu gelişme, küçük ölçekli zanaat üretiminin ve özellikle tarımın gerilemesinde, dolayısıyla köylülerin işçilere dönüşme sürecinde de görülebilir. Bu durum Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki, özellikle de Tibet ve Sincan’daki ulusal azınlıkları etkilemektedir. Bu süreç kaçınılmaz olarak, emperyalistlerin doğal olarak derinleştirmek istedikleri –hatta teröristleri ve ayrılıkçıları destekleme noktasına kadar varan– çok sayıda kırılmayı da beraberinde getirmektedir. Çin komünistlerinin, sadece küçük ve kısa vadeli sosyal etkilerle, kitleleri yoksullaştırmadan, gecekondulaştırmadan, yurtdışına sürmeden (göç), ulusal azınlıkları, “ırkları” ve diğer halkları yok etmeden, yabancı ülkeleri yağmalamadan ve ayrıca bir dünya savaşı başlatmadan tüm bunları başarmış olması devasa bir tarihsel başarıdır.
İşçi sınıfının öncü rolünü güçlendirmek için her şeyden önce sınıf bilincini güçlendirmek gerekir. Bu amaçla ÇKP, özellikle 2012’deki 18. Parti Kongresi’nden bu yana büyük çaba sarf etmiştir. Sosyalizmde, bir yandan çalışanların haklı mücadelelerinin pratik olarak desteklenmesi ve örgütlenmesinde, diğer yandan da işçi sınıfının tarihsel misyonu doğrultusunda sosyalizmin inşası için sevk edilmesinde sendikaların yönlendirilmesi büyük önem taşıyacaktır.
ÇKP; yeşil, düşük karbonlu ve sürdürülebilir kalkınma yolunu izleyerek 2049 yılını “zengin, güçlü, demokratik, uygar ve uyumlu modern bir sosyalist ülkenin inşasının” [1949 Devrimine atfen] yüzyıl hedefi olarak belirlemiştir. O zamana kadar çoğu yabancı şirketle yapılan işbirliği ve ortaklık sözleşmeleri sona erecek. Bunlar, Çin özelliklerine sahip sosyalizm için yeni bir gelişme dönemine işaret edecektir.
4. Uluslararası güç dengesindeki değişim
Bugün Çin’de sosyalist bir toplumun inşasına giden yol, emperyalizmin dünya çapında ekonomik gücünün azaldığı, buna karşılık askeri olarak çok büyük bir yıkıcı potansiyele sahip olduğu bir dönemde gerçekleşmektedir. ÇHC, ABD emperyalizmi ve müttefikleri ya da ona tabi devletler tarafından sadece dünya pazarında bir rakip olarak değil, aynı zamanda emperyalizmin hegemonya iddiasına birçok yönden meydan okuyan sistemik bir rakip olarak görülmektedir. Bu nedenle, Çin’e karşı sadece açıkça ekonomik bir savaş başlatılmıyor, aynı zamanda, örneğin özellikle Şincan’da olduğu iddia edilen insan hakları ihlalleri nedeniyle bir propaganda kampanyası da başlatılıyor. Hong Kong’da bir “renkli devrim” örgütleme girişimleri devam ederken, Tayvan’ın diplomatik olarak tanınması tehdidi devam ediyor, “Tek Çin” politikası ile ilgili statü bozulmaya çalışılıyor ve dolayısıyla ÇHC’nin ulusal egemenliği sorgulanıyor ve Çin’e karşı askeri seçenek açık tutuluyor. Aynı zamanda, ABD NATO ve AUKUS (Avustralya, İngiltere ve ABD) gibi çeşitli askeri ittifaklarla ÇHC’yi askeri olarak kuşatma peşindedir. Emperyalizmin Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürüttüğü vekâlet savaşı da bu stratejinin bir parçasıdır.
Bu uluslararası durumda Çin Halk Cumhuriyeti dünyada barışı ve sosyal-ekonomik kalkınmayı sürdürmeyi destekleyen bir dış politika izlemektedir. Bu barış içinde bir arada yaşama politikası, farklı toplumsal düzenlere sahip ülkeler arasında işbirliğini içeren, ancak hegemonyacılığa karşı ideolojik mücadeleyi ve emperyalizme karşı mücadeleyi terk etmeyen bir uluslararası sınıf mücadelesi biçimidir. Savaş ve barış sorunları ile yaşamın doğal-ekolojik temellerinin korunması da dahil olmak üzere insanlığın varoluşsal sorunlarının çözümü ancak sınıf mücadelesi içinde ve emperyalizme karşı mümkündür. Barış içinde bir arada yaşama politikası bu nedenle uluslararası sınıf mücadelesinde ilerlemenin ön koşuludur.
Bu nedenle Çin dış politikası kapitalist devletlerle eşitlikçi temelde ekonomik işbirliğini amaçlayan ittifakları içeriyor. Bunlar arasında BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ve Çin’in eski Sovyet coğrafyasındaki bazı devletlerle, Hindistan ve Pakistan ile işbirliği yaptığı Avrasya bölgesindeki Şangay İşbirliği Örgütü yer almaktadır. Çin bu ittifak politikalarıyla birden fazla hedef gütmektedir: BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü üyesi devletler arasında güvenin güçlendirilmesi, siyasi, ekonomik, bilimsel-teknik, kültürel ve ekolojik alanlarda, ticaret, enerji ve ulaşım alanlarında işbirliği, üye devletlerin bölgelerinde ve bölgeler arasında barış ve güvenliğin ortaklaşa sağlanması, çatışmaların barışçıl yollarla çözülmesi ve çözüme kavuşturulması… Ayrıca, en önemlisi 2022 yılında Rusya Federasyonu ile yapılan olmak üzere ikili işbirliği anlaşmaları da bulunmaktadır.
“Yeni İpek Yolu” (Kuşak ve Yol Girişimi) Çin’in dış politikasında özel bir öneme sahiptir. Kuşak ve Yol Girişimi, şu ana kadar (2022 sonu itibarıyla) yaklaşık 70 ülkenin dahil olduğu tarihteki en büyük planlı altyapı projesi olarak kabul edilmektedir. “Yeni İpek Yolu” üyeleri küresel ölçekte ekonomik gücün yüzde 40’ından fazlası ile küresel nüfusun yüzde 65’inden fazlasına ulaşmaktadır. Bazı AB ülkeleri ve hatta bir G7 ülkesi olan İtalya da buna dahildir. Projenin ilkeleri içişlerine karışmama temelinde karşılıklı yarardır. Aynı zamanda bu proje küresel ticaret yollarını değiştirecek ve en azından birçok gelişmekte olan ülkeyi emperyalizmin kıskacından kısmen çıkaracaktır. Kuşak ve Yol Girişimi, birçok devletin ilk kez emperyalist çıkarlarla uyumlu olmayan altyapı projelerine yatırım yapmasını sağlamaktadır.
ÇHC’nin bu politikası, ABD emperyalizminin tek kutuplu ve tek taraflı egemenliğine karşı çok kutuplu bir dünya düzenini hedeflemektedir. Böyle bir dış politika birkaç açıdan uluslararası sınıf mücadelesinin bir aracıdır. Böyle bir dış politika, bir yandan, emperyalizmin savaş politikasına karşı çıkıyor diğer yandan emperyalizmin ekonomik ve askeri olarak hareket özgürlüğünü sınırlayabilecek ittifaklarla ona karşı çıkarak ve aynı zamanda emperyalist kamp içindeki çelişkileri kullanarak barışın korunmasına katkıda bulunuyor. Bu politika aynı zamanda ÇHC’nin uluslararası hukuk ilkelerine uyulmasına baskı sağlamakta ve aynı zamanda emperyalizm tarafından sürekli olarak dile getirilen ancak on yıllardır gözetilmeyen adil uluslararası ticari ilişkilere uyulmasında ısrar etmesini de içerir.
İkinci olarak, Çin ile diğer ülkeler arasında böyle bir işbirliği sadece ÇHC’nin değil, aynı zamanda çok kutuplu bir dünya düzeni çerçevesinde emperyalizmden daha bağımsız hale gelebilecek katılımcı kapitalist ülkelerin egemenliğini de güçlendirmektedir. Birçok ülkenin yeni sömürgeci bağımlılıklarının sınırlandırılmasıyla, bu ülkelerdeki sınıf mücadelesinin koşulları iyileştirilmektedir –bunun, işçi sınıfı ve emekçiler tarafından yürütülüp yürütülmediği ve başarılı olup olmayacağı başka bir sorundur. Bu açıdan, çok kutuplu bir dünya mutlaka daha barışçıl bir dünya değildir, ancak ulusal kurtuluş, egemenlik, barış ve nihayetinde sosyalizm için mücadele bakımından daha iyi koşullar sunmaktadır.
Üçüncü olarak, son onyıllarda gösterildiği üzere, bu tür bir işbirliği hem ÇHC’de hem de işbirliği yapan ülkelerde üretici güçlerin gelişmesini teşvik etmektedir. Bu dış politika Çin’de, sosyalizm için mücadelenin başlangıç koşullarını iyileştirmektedir. Ortak olunan ülkelerde ise bu işbirliği, üretici güçlerin gelişmesine ve dolayısıyla bağımlılık ve yoksulluğun üstesinden gelinmesine önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır.
5. DKP olarak görevlerimiz
Çin karşıtı propaganda, ÇHC’nin yükselişinin küresel kalkınmaya ve Almanya ile Avrupa’daki insanların yaşam koşullarına olumsuz etkileri olduğunu yayıyor. Halk içinde korkular kışkırtılıyor. Hükümet ve sermaye, halkı ÇHC ile bir çatışmaya sürüklüyor. Ancak Almanya ve Avrupa’daki devasa sosyal ve ekolojik sorunların sorumlusu ÇHC değildir. Oysa devasa sosyal ve ekolojik sorunların nedenleri bizzat kapitalizmin kendisinde yatmaktadır. ÇHC’yi şeytanî bir imparatorluk olarak gösterme girişimine karşı çıkıyoruz.
Buna proleter enternasyonalizmi ilkeleriyle karşı çıkıyoruz. Öte yandan Çin’de 1978’den bu yana uygulanan reform ve açılım politikasıyla bağlantılı olan iç çelişkilere ve sorunlara gözlerimizi kapatmıyoruz. Ancak bu reform ve açılım politikasının Çin’in hızlı ekonomik yükselişinin ön koşullarını yarattığı ve bunun sonucunda yüz milyonlarca insanın yoksulluktan kurtulduğu unutulmamalıdır.
DKP, Çin’deki ekonomik reformların başarısını ve ÇHC’nin küresel ekonomik öneminin artmasını memnuniyetle karşılamaktadır. Bu ekonomik reformların başarısı emperyalist ekonomik düzene bir alternatif oluşturmaktadır.
ÇKP, ÇHC’yi modern bir sosyalist devlete dönüştürmek istemektedir. Bu ülkede kapitalistler var ama onların siyasi güçleri yok. Devlet ekonominin merkezi alanlarını kontrol ediyor. Bu, Çin’in sosyalizmin başlangıç aşamasından modern bir sosyalist ülkeye dönüşmesinin ön koşuludur.
DKP, ÇKP’nin sosyalizme bağlı olduğunu ve tüm ülkenin daha da gelişmesi ve modernleşmesi için gerekli koşulları yarattığını kabul ediyor.
ÇKP önderliğindeki Çin, gelişmekte olan bir ülke olmaktan çıkıp ABD, AB ve Japonya gibi emperyalistlere karşı koyabilecek bir dünya gücü haline gelmiştir. ABD’nin dünya egemenliği dönemi sona eriyor. Bu durum fırsatları ve tehlikeleri beraberinde getirmektedir. ABD emperyalizmi çatışmaya kararlıdır ve bu da bir dünya savaşı tehlikesini artırmaktadır. ÇHC ise yumuşama yanlısıdır ve kendisini barış güçlerinin yanında konumlandırmaktadır.
Her ülkenin kendine özgü ulusal koşullara göre sosyalizme giden kendi yolunu bulması gerektiğini bilerek, Çinli yoldaşlarımızın deneyimlerinden de öğrenmek istiyoruz.
Bu nedenle DKP, ÇKP ile temasların daha da geliştirilmesi ve yoğunlaştırılması için çaba göstermektedir. Bu temaslar, ÇHC’deki gelişmelerin ve ÇHC’nin uluslararası sınıf ve barış mücadelesindeki yükselişinden doğan olanakların daha iyi anlaşılması için kullanılmalıdır.
DKP, sosyalist Çin ile işbirliği yoluyla birçok ülke için iyileştirmeler yapılabileceğini ve bunun işçi sınıfının mücadele koşullarını iyileştirebileceğini görmektedir.
Emperyalist merkezlerde, bir yandan devlet tekelci kapitalizminin kendi kendini yok etme eğilimleri, diğer yandan Çin Halk Cumhuriyeti’nin yükselişi kapitalizmin çelişkilerinin yoğunlaşmasına yol açmaktadır. DKP kendi görevini Almanya’daki sınıf mücadelesini genişletmek ve emperyalistlerin çatışma politikasına karşı mücadeleyi güçlendirmek olarak görmektedir. Bu konuda DKP kendisini, Çin Halk Cumhuriyeti ve Çin Komünist Partisi’nin yanında görmektedir.