John Bellamy Foster
Çeviri: Taylan Alpkaya
Karl Marx’ın doğumundan iki yüz yıl sonra, onun sermaye eleştirisinin etkisi, “Marx’ın dirilişi” olarak adlandırılan süreç bağlamında, her zamanki kadar büyüktür.[1] Francis Fukuyama’nın “tarihin sonu” olarak adlandırdığı sürecin bir zayiatı olarak Berlin Duvarı’nın yıkılması ile Marksizmin öldüğüne inananlar için bu şüphesiz şaşırtıcı bir gelişmedir.
Büyük muhafazakâr iktisatçı Joseph Schumpeter 1942’de, kendi zamanının “Marksçı diriliş”i olarak adlandırdığı dönemde şöyle yazmıştı:
Aklın veya hayalgücünün icatlarının çoğu bir akşam yemeği sohbetiyle bir nesil arasında değişen bir sürede tarihten silinir. Ancak hepsi değil. Bazıları tutulma yaşarlar ama geri gelirler ve kültürel mirasın tanınmaz unsurları olarak değil, insanların görebileceği ve dokunabileceği kişisel kıyafetleri ve kişisel yaralarıyla geri gelirler. Bu tür fikirlere pekâlâ “büyük” diyebiliriz –bu tanımın büyüklüğü canlılıkla ilişkilendirmesi bir dezavantaj değildir. Bu anlamda ele alındığında, Marx’ın mesajını tanımlayacak kelime kuşkusuz budur.[2]
Marksçı[3] sosyal bilimlerin Schumpeter’in bahsettiği büyüklüğü ve canlılığının aslen açık uçlu bilimsel sorgulamaya dayalı iç mantığından kaynaklandığını iddia edeceğim.[4] Hâkim ideolojide Marx’ı katı, dogmatik, deterministik ve kapalı bir düşünür olarak tanımlama girişimlerine karşın, tarihsel materyalizmin uzun ömürlülüğünün sebebi tam olarak Marx’ın “her şeyi acımasızca eleştirmesindeki“ açık uçluluktur –liberal teoriye (içkin olarak) nasip olamayacak bir açık uçluluktan bahsediyoruz.[5] Bu açıklık, Marksizmin giderek birbirine daha fazla bağlanan bir dünyada tarihsel gerçekliğin daha geniş yönlerini kucaklamak için ampirik ve teorik içeriğini genişleterek kendini sürekli yeniden keşfetme yeteneğinde görülebilir.[6]
Tarihsel materyalizmin bu açık uçluluğu, ‒hem Marksist hem de Marksist olmayan‒ en eleştirel düşünürler tarafından uzun zamandır anlaşılmış ve V. I. Lenin, Rosa Luxemburg, Antonio Gramsci ve Che Guevara gibi devrimci düşünürler tarafından diyalektik vizyonunun genişletilmesinin temelini oluşturmuştur. Bununla birlikte, son birkaç on yılda, Marx ve Frederik Engels’in eksiksiz el yazmalarını yayınlamaya adanmış Marx-Engels-Gesamtausgabe (MEGA) projesinin çalışması, Marx’ın düşüncesinde herhangi bir nihai kapanışın olmadığı konusunda bilim insanlarını daha da etkiledi.[7] MEGA girişimi, Marx’ın politik ekonomi eleştirisinin doğasında var olan tamamlanmamışlığı[8] daha önce hiç olmadığı kadar vurgulamıştır ‒bu sadece tek bir kişinin böylesine büyük bir projeyi tamamlayamamasının değil, aynı zamanda projenin tarih-üstü soyutlamaların dayatılmasıyla kısaltılamayacak bitmek bilmez tarihsel ve ampirik araştırmalar gerektiren materyalist-bilimsel karakterinin de bir sonucudur.
Marx’ın çalışması üç farklı seviyede tamamlanmamışlıkbarındırır: (1) Kapital’in kendisi; neticede sadece ilk cilt Marx yaşarken yayımlandı, diğer iki cildi Engels Marx’ın notlarından derledi (politik ekonomi eleştirisinin, MEGA projesinde 15 cildi bulan taslakları vardı); 2) Eleştirisinin bütünü (Kapital yazmak istediği altı kitabın yalnızca ilkiydi, diğerleri arasında toprak mülkiyeti, ücretli emek, devlet, dış ticaret ve dünya pazarı ve krizler de vardı) 3) Politik ekonomi eleştirisinin ötesinde yatan tüm tarih projesi (bunlar arasında en göze çarpanlardan biri dünya tarihinin 1500 sayfalık devasa bir kronolojisidir).[9] Bunlar dışında Marx, arkasında başka yazarlardan aldığı notlardan oluşan ve sosyal bilimlerden tarihe, antropolojiden doğa bilimlerine ve hatta matematiğe kadar farklı alanları kapsayan 200’den fazla defter de bıraktı. Bunların çoğunun Kapital’in yazımından sonra tamamlandığı göz önüne alındığında, Marx’ın analizini farklı sahalara –özellikle doğa bilimlerini içerecek şekilde‒ genişletme çabası ortaya çıkacaktır.
Dolayısıyla Marx’ın ardında bıraktığı, geniş bir bilimsel çalışma yelpazesini yansıtan engin ve tamamlanmamış bir külliyattır; Engels’in çalışmaları da eklendiğinde bu külliyat daha da hacimli hale gelir. Bu malzeme yığınıyla karşı karşıya kalan araştırmacılar için çarpıcı bir şekilde Marx, 1859’da Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı‘ya yazdığı önsözde belirttiği gibi, teorik kavramlarını sadece onaylanmayı bekleyen a priori önermeler olarak değil, “yol gösterici ilkeler” olarak görüyordu. Çalışmaları, geçici hipotezlerini değişen kanıtlar ışığında sürekli olarak dönüştürme ihtiyacını gösterecek şekildeydi.[10] Yani Marx’ın araştırmaları, sağlam temellerden ilerlese bile bilimsel olarak açık uçluydu.
Kapital‘in tamamlanmamış doğası, Michael Lebowitz’in 1990’larda Beyond Capital [Kapital’in Ötesinde] adlı kitabında, ücretli emeğe ilişkin eksik cildin Marx’ın analizinde tek taraflılık yarattığını ve görüşlerinin ücretli emeğin politik ekonomisi açısından radikal bir şekilde yeniden inşa edilmesini gerektirdiğini ileri sürmesine yol açmıştır.[11] Daha yakın zamanlarda, Alman iktisatçı ve MEGA uzmanı Michael Heinrich gibi başkaları, Marx’ın sorgulamalarının eksikliğini ve açık uçlu doğasını, kâr oranının düşme eğilimi yasasının teorik statüsünü sorgulamak için kullandı.[12] İtalyan iktisatçı Riccardo Bellofiore, Marx’ın kâr oranının düşme eğilimi kavramını, dar, tek yönlü ampirik bir tahmin olarak değil, tüm Marksist kriz teorilerinin ilişkili olduğu bir “kriz meta-teorisi” olarak yorumladı.[13] Son yıllarda Marx’ın parasal üretim teorisinin ve değer-biçim[14] analizinin yeni bir şekilde anlaşılması, akademisyenlerin (Marx’ın şemasındaki değer ve fiyat ilişkisiyle bağlantılı olan) sözde “dönüşüm sorununu” aşmalarına olanak sağlamış ve bu sözde sorunun Marx’ın klasik Ricardocu iktisattan devrimci kopuşunu anlamadaki başarısızlıktan kaynaklandığını açıkça ortaya koymuştur.[15] Yine başka düşünürler Marx’ın yayınlanmamış ya da yakın zamanda yayınlanmış defterlerini ekoloji, toplumsal cinsiyet ve emperyalizm gibi konulara ilişkin daha sonraki keşiflerini ele almak için kullanmışlardır.[16]
Tüm bunlar Marksçı teorinin günümüzdeki hızlı gelişimine katkıda bulunmuştur. Marx’ın alıntı defterlerinin MEGA projesinin son aşamasında yayınlanmasının yarattığı etki, Marx-Engels mektuplaşmalarının yayınlanmasının önceki kuşaklar için oynadığı merkezi role benzemektedir. Lenin’in açıkladığı gibi, bu mektuplarda, “önceki görüşlere göre en yeni, en önemli ve en zor” olanlar da dahil olmak üzere “doktrinlerinin en çeşitli yönlerini” kapsayan “Marksizmin son derece zengin teorik içeriği açıkça ortaya çıkıyor”.[17] Bugün bir içgörü ve ilham kaynağı haline gelen ve tarihsel materyalizmde yeni, yaratıcı yaklaşımlara yol açan ‒dayandığı araştırmanın tamamlanmamış karakterinin de ortaya koyduğu gibi‒ tam da Marx’ın (ve Engels’in) analizinin çeşitli, en yeni ve en zor yönlerine yapılan bu vurgudur. Dolayısıyla, artık Marx’ın entelektüel külliyatının tamamlanmamışlığı, tarihsel materyalizmin bilimsel karakterini daha önce hiç olmadığı kadar açık hale getiren bir güç olarak kabul ediliyor.
Marx’ın eleştirisinin tamamlanmamışlığı ve akabinde onu yeniden inşa etme ve genişletme gerekliliği geniş çapta kabul edildi. Dolayısıyla Marksçı teori bilimsel temellerde yeniden canlanıyorsa, bu Marx’ın diyalektiğe, materyalizme ve tarihe yönelik teorik açık uçluluğu sayesindedir. Bu nedenle, entelektüel araştırmaları çok emek isteyen türden ve kapsamlıydı ‒Marx’ın ünlü ifadesindeki gibi, “bilime giden hiçbir kraliyet yolu yoktur”.[18] Marx, Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in tam tersine, diyalektik argümantasyonun, bitişinin mümkün olmaması gerçeğiyle sınırlandığını; yani diyalektik ilişkilerin, kendisi de açık uçlu olan, hiçbir zaman önyargılı bir döngüye veya tarihüstü bir mantığa indirgenemeyecek bir bütünlük içindeki dolayımlar olarak düşünülmesi gerektiğini savunmuştur. Bu nedenle tek başına diyalektik analiz, ampirik-tarihsel araştırmadan bağımsız anlamlı bir yanıt veremezdi. Aynı şekilde, Marx’ın da ilk keşfedenlerden biri olduğu gibi, materyalizm açık sistemler teorisi perspektifini gerektiriyor, herhangi bir basit kapanışı veya her şeyi kapsayan evrensel yasaları engelliyordu. Marx’a göre tarihin kendisi doğası gereği açık uçluydu: “Bütün tarih, insan doğasının sürekli bir dönüşümünden başka bir şey değildir.”[19]
Sadece Marx’ın eleştirisinin açık uçlu doğasını anlayarak, genellikle geçici olan ve analizinin sadece kenarlarında ortaya çıkan araştırmalarının tüm yelpazesini takdir edebiliriz. Tarihsel materyalist analizdeki bu gevşek uçlar, değer-biçim analizi, toplumsal yeniden üretim teorisi, ırksal kapitalizmin eleştirisi ve Marksçı ekoloji dahil olmak üzere Marksçı teorinin çeşitli alanlarında şu anda meydana gelen devrimlere yol açmaktadır. Küresel Güney’de devlet ve devrime ilişkin teori ve pratiğin süregelen devrimcileşmesiyle birlikte ‒kısmen tarihsel materyalizmin çeşitli yerel devrimci geleneklerle kaynaşmasından esinlenerek‒ bu eğilimler, yirmi birinci yüzyılda yeni ve hatta daha radikal bir Marksizmin doğuşuna işaret etmektedir.
Marx’ın Açık Uçlu Diyalektiği
Joseph Fracchia ve Cheyney Ryan, 1992 tarihli “Historical-Materialist Science, Crisis and Commitment” [Tarihsel Materyalist Bilim, Kriz ve Adanmışlık] başlıklı dikkate değer makalelerinde, “Marx’ın post-modernist eleştirisinin (pozitivist ‘modernistlerle’ de paylaştığı) ortak bir yönü varsa, o da Marx’ın tarihsel materyalist bilimini açık uçlu bir proje olarak görmeyi reddetmek ve bunun sonucunda bu projeyi ‘paradigma’ düzeyinde ‘dondurma’ girişimidir” diye yazmışlardır.[20] Marx’ın analizinin bu tür nitelendirmelerden nasıl ayrıldığını anlamak için, Hegel’in diyalektik akıl yürütmesi ile Marx’ınki arasındaki temel farklılıklara bakmak yararlıdır.
Hegel’e göre “gerçek sonsuzluk”, ideal “akıl” veya “ruh” tarafından oluşturulan bir daire veya kendi içine kapalı bir bütünlük olarak tasavvur edilir. Buna karşılık, “kötü bir sonsuzluk” kendi üzerine dönmez ve dairesel bir biçim almaz, düz bir çizgi ile temsil edilir, yani açık uçludur.[21] Hegelci diyalektik, başlangıcına daha yüksek bir düzeyde geri dönüş anlamına gelen bir daire olarak düşünüldüğü için, uzun gelişiminin gerekli, teleolojik sonucu, tarihin kendisinin sonuna işaret eden mutlak felsefi birliktir.[22]
Tarih ve ampirik analiz yalnızca “mutlak fikir” düzeyinde önceden tasavvur edilmiş olanın içini doldurur. Bu, büyük Hegelci sistemdeki mistik unsuru oluşturur. Fracchia ve Ryan’ın belirttiği gibi, “diyalektik düşüncenin her zaman başlangıç noktasına geri döndüğü, bu anlamda zorunlu olarak döngüsel olduğu şeklindeki Hegelci nosyon, [tarihsel-maddi ayrıntıları kavramaya yönelik] bu tür entelektüel emeğin başlangıçtaki yapıyı değiştirmediği, yalnızca gerçekliği bu tür kavramların altında topladığı anlamına gelir.”[23] Buna karşılık, eleştirel-gerçekçi filozof Roy Bhaskar, Marx’ın yöntemini onaylayarak şunda ısrar eder: “İyi bütünlükler açık; kötü bütünlükler kapalıdır… Hegel’in bakış açısının tam tersi.”[24]
İdealist argümanda, soyut teorik yapıyı desteklemek için basitçe kullanılamayan tarihsel-maddi detaylar genellikle sadece olumsal olarak ele alınır ve tamamen bir kenara atılır. Bu şekilde, gerçeklik düşünceye uygun hale getirilir, ampirik analiz bile her şeyden önce yalnızca “soyutlanmış ampirizm” haline gelir.[25] Kendisini genellikle dolayımsız ampirizmin bir biçimi olarak sunan kaba pozitivizm, aslında mantığını bu tür ampirik araştırmaların evrensel, sabit, tarih-üstü yasalara erişim sağladığı varsayımından alır. Dolayısıyla, mutlak idealizm anlamında olmasa da, esasen idealisttir. Karakteristik indirgemeciliği genellikle organik gerçekliği Procrustevari bir zemine zorlamanın ve bu süreçte onu biçimsizleştirmenin bir aracıdır.[26]
Marx çalışmaları boyunca Hegel’in diyalektiğinin bazı yönlerinden yararlanırken aynı zamanda ondan kopmuştur. Marx’ın Kapital‘deki ünlü ifadesine rağmen, bu kopuş sadece Hegel’i tersine çevirmekten, kafasının üzerinde durduğu için ayakları üzerine koymaktan öteydi. İdealist bir diyalektiğin materyalist bir diyalektiğe dönüşümü bu kadar basit bir işlem değildi.[27] Aksine, Hegel tarafından kullanılan kavramsal soyutlamanın bizzat kendisinin sorgulanmasını gerektiriyordu. Düşüncenin her şeyden önemli olduğu ve gerçekliğin özdeş bir özne-nesnenin karmaşık ilişkileri aracılığıyla diyalektik mantığa basitçe uyduğu idealist bir diyalektiğin aksine, materyalist bir diyalektik önceliği a priori temeli olmayan gerçek dünyadaki ilişkilere verir. Marx’ı zaman zaman alaycı bir şekilde Alman idealizminin “teorik balon üflemesine” atıfta bulunmaya iten de bu ikilemdi.[28] Eğer diyalektik ilişkiler düşüncede kırılan evrenin gerçek karmaşıklığını temsil etmeleri halinde anlamlıysa, gerçekten diyalektik bir sunum somut araştırmaları ve maddenin gerçek yaşamının işlemesini beklemek zorundaydı. Marx’ın bir keresinde yazdığı gibi, “diyalektik sunum biçimi ancak kendi sınırlarını bildiği zaman doğrudur (Grenzen)”.[29]
Marx’ın yöntemi, öncelikle belirli bir üretim tarzını yöneten toplumsal-maddi ilişkilerin en temel yönlerine odaklanan ve böylece daha sonraki bir aşamada, daha somut analiz düzeylerinde dahil edilecek olan daha az temel ve daha olumsal yönlerden geçici olarak soyutlananan birbirini izleyen yaklaşımlardan oluşuyordu.[30] Nihai amaç, tarihsel olarak belirli bir toplumsal oluşumu tanımlayan somut ilişkileri, çelişkileri ve süreçleri anlamaktı. Bu şekilde bakıldığında, Fracchia ve Ryan’ın belirttiği gibi, “bilgi Hegelci anlamda tamamlanamayacak açık uçlu bir projedir; Marx’ın Kapital‘i bu nedenle açık bir kitap olarak okunmalıdır”.[31] Marx’ın görünüşte daha “deterministik” ifadelerinin tümü, sermayenin saf mantığı üzerine yaptığı çalışmalarda olduğu gibi, daha soyut analiz düzeylerine uygulanmıştır. Buna karşılık, daha somut aşamalarında, çalışmaları, tarihteki değişimin gücünü yansıtan olumsallığı tamamen hesaba katmıştır.[32] Kapitalist üretim tarzının kendi iç mantığına uygun olarak analizi yüksek derecede teorik soyutlama gerektirse de (değer teorisinde olduğu gibi), tarihsel değişim noktasında burjuva toplumunun tüm maddi karmaşıklığı içinde anlaşılması ‒yani Marx’ın gerçek amacı‒ teorinin en iyi ihtimalle yol gösterici ipuçlarını sağlayabileceği en ayrıntılı araştırmaları gerektirmiştir. Fracchia ve Ryan’ın açıkladığı gibi, Marx’ın teorik yaklaşımının özünde, bu yaklaşıma getirdiği titizliğe rağmen, “teorinin, nesnesini kavrama yeteneğindeki kesin sınırların” tanınması vardı. Dolayısıyla, her ciddi bilimsel çaba gibi, bir analiz tarzı olarak Marksizm de “sürekli bir kriz halindeydi” ve durmaksızın tarihsel süreçleri araştırmaya yönelik “açık uçlu projelere” adanmıştı.[33]
Elbette bunların hiçbiri entelektüel bir başıboşluğa izin vermiyordu. Tarihsel olumsallığa ve değişime açık olsa da, Marx’ın sermaye eleştirisi yine de temel bir metodolojiyi korudu.[34] Analizi tarihe açık tutarken Marx’ın diyalektik sorgulama tarzını takip etme ihtiyacını kabul eden Georg Lukács, Tarih ve Sınıf Bilinci‘nde ünlü bir şekilde “ortodoksluğun yalnızca yönteme atıfta bulunduğu”nu yazdı.[35] Bu şekilde, Marx’ın düşüncesinin açık uçlu karakteri, onu teori, kavramlar ve tarihin tarih ötesi soyutlamalara dayandığı kapalı, teleolojik analiz sistemlerinden ayırmaya hizmet etti. Marx’a göre tüm kategoriler “tarihsel bir iz taşır.”[36] Marx, Louis Bonaparte’ın On Sekizinci Brumaire‘inde, yaygın olarak yönteminin en önemli özeti olarak görülen bir pasajda şöyle yazmıştır: “İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama istedikleri gibi yapmazlar; kendi seçtikleri koşullar altında değil, doğrudan karşılaşılan, verilen ve geçmişten aktarılan koşullar altında yaparlar.”[37]
Marx’ın Açık Sistemler Teorisi
Bugün Marx genellikle “açık sistemler” perspektifinin öncüsü olarak kabul edilmektedir. Sri Lankalı Marksist Kumar David yakın zamanda Marx’ın “farkında olmadan… modern bilimsel sistemler teorisini kurduğunu; bunu politik ekonomide yaptığını” gözlemlemiştir.[38] Bu bağlamda Marx, politik ekonomi eleştirisine termodinamiğin açık sistem kavramını entegre etmeyi başarmış, böylece analizine ekolojik bir bakış açısı getirmiştir. Bunu, arkadaşı Alman doktor Roland Daniels ve önde gelen Alman kimyager Justus von Liebig’in çalışmalarının yol göstericiliğinde metabolizma kavramını uyarlayarak ve aynı zamanda kendi döneminin fizik alanındaki teorik atılımlarını temel alarak başarmıştır.[39] Marx böylece materyalist tarih anlayışını materyalist doğa anlayışına organik bir şekilde bağlayabilmiştir. Kenneth Stokes’un Man and the Biosphere‘de [Biyosferdeki İnsan] açıkladığı gibi, Marx’ın (ve Engels’in) “modeli, insan ve doğanın metabolik etkileşimine dair açık sistemler kavramını açıkça somutlaştırıyordu; ekonomik sürecin Biyosfer’e (“doğanın evrensel metabolizması”) gömülü olduğu fikri, Marx’ı “modern açık sistemler yaklaşımının öncüsü” yapıyordu. [40]
Marx’a göre doğa ve toplum arasındaki ilişki karşılıklı bir ilişkiydi; toplumsal-ekolojik metabolizma aracılığıyla maddi olarak dolayımlanan, görünüşte karşıtların birliğiydi. Bu bakış açısı, kapitalizmin doğayı soyması ya da ona el koyması[41] anlayışını şekillendirecek ve metabolik bölünme kavramını ortaya çıkaracaktır. İnsan üretimi ve mübadelesi basitçe döngüsel bir akış olarak görülemezdi (Schumpeter’in daha sonra fizyokrat François Quesnay’in çalışmalarına dayanarak sunacağı gibi), ancak aynı anda hem bir birikim hem de bir çürüme ya da dağılma sistemiydi.[42] Tüm çağdaş Marksist ekoloji bu temel kavrayışlardan türemiştir.
Marx için bu tür sonuçlar tutarlı bir materyalizmin ürünüdür. Bhaskar’ın sözleriyle, Marx’ın örneklediği diyalektik eleştirel gerçekçilikte belirgin olan “doğanın derin açıklığı, bilişsel zaferciliğin yanlışlığını gerektirir” ‒yani, düşünce ile nesneleri arasında zorunlu bir örtüşme yoktur.[43] Bunun nedenleri belki de en güçlü şekilde Engels tarafından ifade edilmiştir: “Evrim teorisini kabul ettiğimiz andan itibaren, organik yaşamla ilgili tüm kavramlarımız gerçekliğe ancak yaklaşık olarak uyacaktır. Aksi takdirde hiçbir değişiklik olmazdı. Organik dünyada kavramlar ve gerçeklik tamamen çakıştığı gün gelişim sona erer.”[44]
Marx’ın Açık Uçlu Tarihi
Hegel’in ve genel olarak burjuva düşüncesinin aksine, Marx’ın yöntemi “tarihin sonu”na dair hiçbir ipucu vermez. Onun için tarih radikal bir biçimde açıktır, doğanın “kendi kendine aracılık eden varlığı” olarak insanın kendisi tarafından yürürlüğe konan, toplum içindeki bir değişim ve gelişim sürecidir. İnsanlar nesnel varlıklardır ve dolayısıyla tarihsel varlıklardır. Yakın zamanda hayatını kaybeden István Mészáros, “Marx’ın hiçbir şeyi nihai son olarak kabul etmeyen vizyonunda, ne ‘köşeyi dönünce’ ne de astronomik uzaklıklarda ütopik bir altın çağa yer olamaz” diye yazmıştır. “Böyle bir altın çağ, tarihin ve dolayısıyla insanın kendisinin sonu olacaktır.”[45] Marx’ın gelecekteki toplumla ilgili tüm ifadeleri, kapitalizmin ötesinde bir “yüksek toplum” biçiminde olsa bile, insanlık tarihinin ve insan mücadelelerinin devamını öngörmektedir. Marx’ın sosyalizmi tüm çatışmaların aşıldığı bir bolluk toplumu olarak gördüğünü iddia edenler, onun mücadelenin devam edeceği yönündeki ısrarını göz ardı etmektedir; zira üreticiler bir yandan kendilerine özgü insani güçlerini geliştirirken, diğer yandan da bir bütün olarak insanlık ve doğa arasındaki metabolizmayı rasyonel bir şekilde düzenlemeye çalışmaktadır.[46]
Marx’ın tarihsel analizinin sıklıkla takdir edilen ama aynı zamanda sabitlik olarak algılandığı için eleştirilen bir alanı, klasik politik-ekonomik “sözde ilksel [ilkel][47] birikim” anlayışına getirdiği eleştiridir; Marx’a göre “sözde”, çünkü bu ne zorunlu olarak şimdiki zamandan önce anlamında basitçe önceki (hele ki ilkel, bu yanlış bir çeviri) olarak görülebilir ne de Maurice Dobb’un uzun zaman önce işaret ettiği gibi sermaye birikimi olarak görülebilir. Marx’ın açıkça ortaya koyduğu gibi, kapitalist gelişimin bu süreci için uygun terim, on beşinci yüzyılın ortalarından on yedinci yüzyılın ortalarına kadar merkantilist dönemi büyük ölçüde tanımlayan el koymaydı. El koyma sonucu elde edilen kâr merkantilizmin karakteristik özelliği olarak görülebilse de, Marx yine de bu tür el koymaların kapitalizmin tüm aşamalarında devam ettiğini vurgulamıştır.[48] Marx Kapital‘de kendi dönemiyle ilgili olarak bu dünya çapındaki el koymaların “Çin’e karşı Afyon Savaşları vb. şeklinde hâlâ devam ettiğini” yazmıştır. Aynı olgu 1820 gibi geç bir tarihte İskoçya’da Sutherland Düşesi’nin kendi mülklerini genişletmek için nüfusu mülksüzleştirmesi ve ortak alanları çitlemesinde görülebilir.[49] Kapitalizm çeşitli tarihsel aşamalardan geçtiyse de sömürü ve el koyma diyalektiği her zaman mevcuttu.
Marx’ın dünya ölçeğindeki el koymanın analizi, Schumpeter’in Marx’ın mesajının yirminci yüzyıla kadar tarihten silinmemesinin arkasında yattığına inandığı emperyalizm ve tekelci kapitalizm teorisinin geliştirilmesinde büyük rol oynamıştır. Schumpeter’e göre, Marx’ın “Avrupalıların dünyanın pek çok yerinde yerli emeğe uyguladığı baskıyı, örneğin Güney ve Orta Amerika yerlilerinin İspanyolların elinde çektiklerini ya da köle avcılığını, köle ticaretini ve kulculuğu[50]” açıkça kabul etmesi ‒ki bunların hepsi sömürgecilik, emperyalizm ve sermayenin yoğunlaşmasıyla bağlantılıdır‒ 1930’larda Marx’ın yeniden canlanmasının ve doktrinlerinin Avrupa dışında yayılmasının anahtarı olmuştur. Bununla birlikte, neoklasik bir iktisatçı olarak Schumpeter, emperyalizmin kapitalizmle hiçbir ilgisi olmadığında ısrar ederek, bu açıdan kendisini Marksist vizyonun tam karşısında konumlandırmıştır.[51]
İronik bir şekilde, bugün solda pek çok kişi Marx’ın bu alandaki öncü eleştirisini gözden kaçırma eğilimindedir; onun “sözde ilksel birikim”, yani el koyma analizini, sanki kapitalizmin tüm aşamalarının ayrılmaz bir parçası olarak görmemiş gibi, entelektüel külliyatında bir anomali olarak görmektedirler. Böyle bir görüş Marx’ın analizini tarihsizleştirir ve onun sömürgecilik ve emperyalizmin anlaşılmasına yaptığı temel katkıyı gizler. Bu nedenle Marx, bu unsurlara ilişkin çalışmasını Sanayi Devrimi dönemine ve ötesine genişletmediği için sıklıkla yanlış bir şekilde eleştirilmektedir.[52] Luxemburg, Lenin ve diğer erken yirminci yüzyıl Marksistleri bu tür eleştiriler karşısında hiç şüphesiz hayrete düşerlerdi. Marx’ın kendisinin de altını çizdiği gibi, başlangıcından bu yana kapitalist sistemin sınırlarını belirleyen şey tam da bedenlere ve toprağa (doğaya) el konulmasıdır.[53] Sömürgecilik altında emeğe, toprağa, kaynaklara ve servete el konulmasının rolü ve bunun kapitalist gelişmeyle ilişkisi Kapital‘de ve Marx’ın sonraki tüm eserlerinde vurgulanmıştır.
Marksçı yöntemin anahtarı, tarihsel özgüllük ilkesi olmaya devam etmektedir; bu ilkeye göre, kapitalizmin çeşitli aşamaları ve evreleri gibi çeşitli üretim biçimleri de ‒düzçizgisel dönemler olarak okunmayacak şekilde‒ birbirinden ayrılır. Bu aşamalar zorunlu olarak soyutlamalardır, ancak genel olarak kapitalizmden daha somut bir düzeyde anlamayı sağlamak için tasarlanmışlardır ve ilerlemek için süreklilik ve değişim diyalektiğini ele alması gereken daha kapsamlı bir tarihsel analize izin verirler. Gerçekten de Marx tüm tarih-ötesi ve tarih-üstü kategorileri sorgular.[54] Grundrisse‘deki ünlü ifadesiyle “genel olarak üretim rasyonel bir soyutlamadır”, ancak maddi koşulların gerçek bilgisi tarihsel olarak belirli, somut üretim biçimlerinin ve toplumsal oluşumların araştırılmasını gerektirir.[55] Dahası, kapitalist üretim tarzını ve onun iç mantığını anlamak için soyut kategoriler ortaya atılsa da, bunların hiçbiri gerçek tarihsel analiz için yeterli değildir; bu da verili bir gerçekliğe “en yüce erdemi tarih-üstü olmaktan ibaret olan genel bir tarihsel-felsefi teorinin maymuncuğu”nun uygulanmasıyla gerçekleşemez.[56]
Schumpeter’in doğru bir şekilde belirttiği gibi, Marx’ın başarısının enginliği, politik-ekonomik analizi histoire raisonnée‘ye[57] dönüştürerek bir “tarihsel anlatı” biçiminde sunma konusundaki eşsiz yeteneğinde yatıyordu.[58] Bununla birlikte, bu, mutlak aklın gidişatını tasvir eden ve daha sonra genellikle sapkın olan “aklın kurnazlığını” gösteren tarihsel ayrıntıları dolduran Hegelci-idealist biçimi almadı, daha ziyade bilime giden kraliyet dışı bir yol izledi ve tarihte derin bir kazı gerektirdi.[59] Burada gerekçeli tarih basitçe, gerçek maddi gelişmelere, maddenin gerçek yaşamına mümkün olduğunca rasyonel-diyalektik bir biçim vermek anlamına geliyordu. Marx’ın politik ekonomideki büyük teorik başarısı, sermayenin iç mantığını ifade eden değer teorisini eleştirel bir şekilde geliştirmesi bile, yalnızca somut değişimi yöneten güçleri kuşatma girişimi anlamına geliyordu ve nihayetinde gerçek tarihsel gelişimin zorunluluklarıyla sınırlıydı.[60] Samir Amin’in de belirttiği gibi, tarihsel materyalizm Marksist analizde kaçınılmaz olarak değer yasasına üstün gelir.[61]
Marx’ın analizinin derin tarihselliği başka alanlarda da kendini göstermektedir. Cornel West’in The Ethical Dimensions of Marxist Thought’da [Marksist Düşüncenin Etik Boyutları] ikna edici bir şekilde savunduğu gibi, Marx’ın düşüncesinin uzlaşmaz radikalizmi, etiğe yönelik tüm kurucu yaklaşımları reddetmesinde, bunun yerine doğanın kendi kendine aracılık eden varlıkları olarak insanların kendi zamanlarının maddi koşullarına ve kendi mücadelelerinin doğasına uygun etik sistemler yarattığı radikal bir tarihselciliği benimsemesinde yatmaktadır.[62]
Gerçekten de Marx ya da Engels’te tarihsel ve dolayısıyla açık uçlu olmayan hiçbir şey yoktur. Engels, ilk olarak 1845’te yayınlanan İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu‘nun 1890’ların başındaki baskısına yazdığı girişte, koşulların değiştiği ve dolayısıyla yeni analizlere ihtiyaç duyulduğu gerekçesiyle tamamen yeni birkaç varsayım (“işçi aristokrasisi” tezi de dahil olmak üzere) ortaya atmıştır.[63] Marx ve Engels değişen tarihsel gelişmeler karşısında görüşlerini değiştirmekten asla çekinmemişlerdir.
Marksist Düşüncedeki Güncel Devrim
Marx’ın adanmış bir eleştirmeni olmasına rağmen Schumpeter, gördüğümüz gibi, Marksizmin kalıcı “büyüklüğünü”, “dirilişleriyle” ölçmüştür.[64] Şimdi, Marx’ın doğumunun iki yüzüncü yılında, Marksist teori bir başka rönesansın tadını çıkarıyor. Bu yeniden doğuş birçok yönden geliyor, ancak en güçlü ifadeleri Marx’ın kendi yöntemine geri dönme girişimlerine dayanıyor ve hepsi de neoliberal kapitalizmin eleştirisinde ortak bir temeli paylaşıyor. Bu yeni, yavaş yavaş ortaya çıkan gelişmeler muhtemelen ilk olarak 1990’larda Latin Amerika’da neoliberalizme karşı isyanla boy gösterdi ve en önemlisi Venezeula’daki Bolivarcı Devrim’e yol açtı. Hugo Chávez yönetiminde, yerel bir devrimci gelenek olarak Bolivarcılık, Mészáros’un sosyalist geçiş vizyonuyla pekiştirildi ve Chávez’e yeni bir “yirmi birinci yüzyıl sosyalizmi” ilan etmesi için ilham verdi.
Kuzey Amerika ve Avrupa’da Marksçı düşüncenin günümüzdeki yenilenmesi ise genellikle önce Marksçı politik ekonomiye, ardından da Marx’ın klasik analizinin daha derinlemesine araştırılması da dahil olmak üzere tüm Marksçı düşünceye olan ilgiyi yeniden canlandıran 2007-2010 Büyük Finansal Krizi’ne bağlanıyor. Paul Baran, Paul Sweezy, Harry Magdoff ve birçoğu Monthly Review ile ilişkili olan diğerlerinin yazıları üzerine inşa edilen, daha önceki tekelci kapitalizm ve durgunluk teorilerine dayanan finansallaşma eleştirisine öncülük eden Marksçı gelenek olmuştur. Ekonomist Costas Lapavitsas’ın çığır açan Profiting without Producing [Üretmeden Kazanmak] adlı kitabında yazdığı gibi, “finansallaşmanın Marksizm ile yakın ilişkisi en azından Monthly Review akımı tarafından ileri sürülen görüşlere kadar uzanmaktadır.” Bu görüşlerden yola çıkan Lapavitsas, finansallaşma teorisini daha da geliştirirken Marx’ın “yabancılaşma üzerine kâr” (ya da “el koyma üzerine kâr”) kavramına başvuracaktı.[65] Jan Toporowski’nin 2009’daki çöküşten kısa bir süre sonra yayınlanan dikkat çekici Why the World Economy Needs a Financial Crisis [Dünya Ekonomisinin Neden Bir Finansal Krize İhtiyacı Var] adlı çalışması, Marx ve Michał Kalecki’nin geniş geleneği içinde konuyla ilgili on yıllardır sürdürdüğü çalışmasına dayanıyordu.[66]
Bu dönemde tekelci-finans sermayesi altında durgunluk ve finansallaşma eleştirisini genişleten çalışmalar arasında, sırasıyla Fred Magdoff ve Robert W. McChesney ile birlikte yazdığım The Great Financial Crisis [Büyük Finansal Kriz] ve The Endless Crisis [Sonsuz Kriz] adlı iki kitap vardı. Baran ve Sweezy’nin klasik analiziyle bağlantılı olarak finansallaşma ve artık sermaye emilimi üzerine paralel bir argüman David Harvey’in The Enigma of Capital [Sermayenin Gizemi] adlı kitabında yer almaktadır.[67]
Ancak küresel sahnedeki en önemli gelişmeler, Harvey’in The New Imperialism [Yeni Emperyalizm]; John Smith’in Imperialism in the Twenty-First Century [21. Yüzyılda Emperyalizm]; Utsa Patnaik ve Prabhat Patnaik’in A Theory of Imperialism [Bir Emperyalizm Teorisi]; Martin Hart-Landsberg’in Capitalist Globalization [Kapitalist Küreselleşme]; ve Amin’in en son Modern Imperialism, Monopoly Finance Capital, and Marx’s Law of Value [Modern Emperyalizm Tekelci Mali Sermaye ve Marx’ın Değer Yasası] adlı eserlerinde temsil edilen emperyalizm teorisindeki yeni gelişmeler olmuştur. Kevin Anderson’ın Marx at the Margins [Marx Sınırlarda] adlı eseri, sömürgecilik ve emperyalizm eleştirisinin Marx’ın klasik eleştirisinde ne kadar derine gömülü olduğuna dair bilgilerimizi genişletmiştir.[68]
Büyük Finansal Kriz ve ardından gelen ekonomik durgunluk, MEGA projesinin mümkün kıldığı Marx’ın politik-ekonomik el yazmalarının daha derinlemesine araştırılmasıyla birlikte, Marx’ın emek değer teorisinin analizinde iki büyük atılıma ilham verdi: Özellikle Heinrich’in An Introduction to the Three Volumes of Marx’s Capital [Marx’ın Kapital’inin Üç Cildine Bir Giriş] adlı eserinde değer-biçim teorisinin yeniden canlandırılması ve Fred Moseley’in Money and Totality [Para ve Bütünlük] adlı eserindeki olağanüstü çalışmasında ve Bellofiore’nin Marksçı-Kaleckçi gelenekteki birkaç yeni makalesinde makro-parasal teorinin geliştirilmesi.[69]
Son yirmi yılda Marksçı ekolojiye odaklanmış ciddi bir dalga ortaya çıktı ve son yıllarda hızlandı. Kökleri Marx’ın metabolik bölünme teorisinin yeniden canlandırılmasına dayanan yeni ekolojik Marksizm, Paul Burkett, Brett Clark, Richard York, Fred Magdoff, Ariel Salleh, Hannah Holleman, Kohei Saito, Ian Angus, Andreas Malm, Stefano Longo, Rebecca Clausen, Chris Williams, Victor Wallis, Del Weston ve benim gibi birçok düşünürle ilişkilendirilmiştir.[70] Fracchia’nın Marx’ı bedensel bir teorisyen olarak yeniden yorumlaması ve onun tarihsel materyalizmini bedende temellendirmesi de bununla yakından bağlantılıdır.[71] The Second Sickness [İkinci Hastalık] adlı klasik kitabın yazarı Howard Waitzkin gibi başkaları da Marx’ın (ve Engels’in) ekolojik görüşlerini kapitalist tıbbın eleştirisi ve daha genel olarak sağlık meseleleriyle ilişkilendirmiştir.[72] Kent A. Klitgaard ise tekelci sermaye ve enerji verimliliği meselesine odaklanmıştır.[73] Tüm bu çalışmalar, iklim değişikliğinden ekosistemlerin bozulmasına, türlerin yok olmasından insan metabolizması üzerindeki etkilere kadar çağımızın ekolojik sorunlarının temellerini ortaya çıkarmak için Marx’ın kapitalizme yönelik eş zamanlı politik-ekonomik ve çevresel eleştirisinin açık uçlu yöntemini benimsemiştir.
Benzer şekilde, son yirmi yılda, eleştirel medya hareketine ilham veren Edward Herman, Noam Chomsky, McChesney, Vincent Mosco, Janet Wasko ve Dan Schiller gibi tanınmış radikal katılımcıların öncülüğünde, medya ve iletişimin politik ekonomisi üzerine, ölçeği ve kapsamı sürekli büyüyen eleştirel araştırmalar yapılmıştır. Bu çalışmaların çoğu, özellikle ideolojinin politik ekonomisi olarak adlandırılabilecek alanlarla ilgili olarak, doğrudan Marx’ın kendi açık uçlu yöntemi üzerine inşa edilmiştir.[74]
Marx’ın diyalektiği 1990’ların sonlarından itibaren Bertell Ollman’ın Dance of the Dialectic [Diyalektiğin Dansı] ve Bhaskar’ın Dialectic: The Pulse of Freedom [Diyalektik: Özgürlüğün Nabzı] gibi başyapıtlar aracılığıyla felsefe içinde genişlemiştir. Moishe Postone’un Time, Labor, and Social Domination [Zaman, Emek ve Toplumsal Tahakküm] adlı eseri eleştirel teoriyi yeniden canlandırarak Marksçı politik ekonominin ortaya koyduğu açık uçlu ve tarihsel olarak spesifik yorumlarla temasa geçmesini sağlamıştır.[75]
Ancak Marksçı geleneğin sürekli genişleyen teorik ve ampirik erişime sahip ilerici bir araştırma programı olarak yeniden doğuşunu kutlamak için en güncel neden, akademisyenlerin sadece son birkaç yılda muazzam atılımlar yaptığı toplumsal cinsiyet teorisi ve ırk teorisi alanlarıdır. Kökleri Marksizm içindeki ev içi emek tartışmalarına dayanan ve son zamanlarda büyük ölçüde Marx’ın metodolojisine dayanan toplumsal yeniden üretim teorilerine doğru genişleyen toplumsal yeniden üretim teorisinin gelişimi, Lise Vogel, Frigga Haug, Silvia Federici, Nancy Fraser, Tithi Bhattacharya, Maria Mies, Heather Brown ve Jayati Ghosh gibi düşünürlerin yapıcı katkılarıyla ilerlemiştir.[76]
Robin D. G. Kelley, Bill Fletcher Jr., Angela Davis ve diğerlerinin çalışmalarında, W. E. B. Du Bois ve Cedric Robinson gibi düşünürlerle ilişkilendirilen siyah Marksist geleneğin yeniden canlanması da aynı derecede önemlidir. Bu durum, Edward E. Baptist’in The Half Has Never Been Told [Yarısı Hiç Anlatılmadı], Sven Beckert’in Empire of Cotton [Pamuk İmparatorluğu], Walter Johnson’ın River of Dark Dreams [Kara Rüyalar Nehri], Roxanne Dunbar-Ortiz’in An Indigenous Peoples’ History of the United States [Amerika Birleşik Devletleri’nin Yerli Halklar Tarihi] ve Loaded [Yüklü] ve Gerald Horne’un The Apocalypse of Settler Colonialism [Yerleşimci Sömürgeciliğin Kıyameti] gibi tarihsel materyalist gelenekten etkilenen tarihçilerin çalışmalarından ortaya çıkan yeni ırksal kapitalizm teorileriyle el ele gitmiştir. Bununla bağlantılı bir eğilim de, Du Bois’dan gelen ve günümüzde David Roediger ve Joe Feagin’in çalışmalarıyla örneklendirilen “beyazlık çalışmaları”nın tarihsel materyalizm içinde süregelen gelişimidir.[77] From #BlackLivesMatter to Black Liberation [#BlackLivesMatter’dan Siyahların Özgürleşmesine] kitabının yazarı Keeanga-Yamahtta Taylor gibi diğerleri, Marx’ın “beyaz derili emek, siyah deriyle damgalandığı yerde kendini özgürleştiremez” ilkesi doğrultusunda, en çok ezilenlere odaklanarak ırk-sınıf-cinsiyet ittifakları kurma ihtiyacını diyalektik olarak göstererek, Marksçı teoriyi çağdaş ırkçı kapitalizmi incelemek için kullanmışlardır.[78]
Fraser, ırksal kapitalizm tarihçisi Michael C. Dawson ile diyalog halinde, Marx’ın el koyma kavramı aracılığıyla bu toplumsal yeniden üretim, ırksal kapitalizm ve ekolojik Marksizm teorilerini birbirine bağlama konusunda öncü bir rol üstlenmiştir. Bu görüşe göre, neoliberal çağımızda tarihsel materyalist teori giderek daha fazla sistemin sınırlarına odaklanmalı, kapitalizmi harekete geçiren temel sömürüyü onu mümkün kılan el koymalara bağlamalıdır.[79]
Marksçı teorinin bu mevcut yenilenmesinde, çoğunlukla kapitalist üretimin eleştirisi, egemen sınıf devleti ve metalaştırılmış kültür gibi temel konularla ilgili olan ve (her ne kadar son yıllarda ilgi azalsa da) uzun süredir devam eden araştırma alanlarıyla ilgili önemli boşluklar bulunmaktadır. Marksçı devlet teorisi 1960’lar ve 70’lerdeki tartışmalarda ve ardından gelen siyasi yenilgilerde kendini tüketti. Mészáros, Lebowitz ve Marta Harnecker’in sosyalizme geçişe odaklanan çalışmaları dışında, son on yıllarda devlet teorisinin geliştirilmesinde, özellikle de ileri kapitalist devletler açısından çok az ilerleme kaydedilmiştir.[80] Bu durum, kapitalist çekirdek içindeki liberal demokratik devletlerin mevcut krizine rağmen geçerlidir.[81]
Aynı şekilde Marksçı kültür teorisi de, Fredric Jameson’ın Valences of the Dialectic [Diyalektiğin Değerleri] gibi çalışmalarında yaptığı atılımlara rağmen, 1960’lar ve 80’lerdeki parlak gelişimine kıyasla son on yıllarda (post-modernizmin altını oymasının da etkisiyle) bir miktar gerilemiştir (ya da klasik Marksizmle çok az benzerliği olan ezoterik, postmodern yansımalı bir biçime dönüşmüştür).[82] Sınıf analizi ve emek çalışmaları, Michael D. Yates’in çabalarına rağmen ‒özellikle yakında çıkacak olan Can the Working Class Change the World? [İşçi Sınıfı Dünyayı Değiştirebilir mi?] adlı kitabında‒ yapısal nedenlerle ileri kapitalist ülkelerde radikal ve militan geçmişini terk eden işçi hareketinin zayıflığı ve yenilgisi nedeniyle engellenmiştir.[83] En temelde, Marksist teori, önemli gelişmelere rağmen, bugün kapitalizmin mevcut aşamasının doğası hakkında geniş bir mutabakattan yoksundur; genellikle on dokuzuncu yüzyıl koşullarından türetilen saf sermaye mantığına geri dönmekte ve hatta sıklıkla kapitalist gelişim aşamaları kavramını ve dolayısıyla Sweezy’nin akılda kalan ifadesiyle “tarih olarak şimdiki zaman” kavramını tamamen reddetmektedir.[84]
Marksçı teori, zamanımızda isyanın yol göstericilerinden biri olarak kalacaksa, bu temel meseleleri somut, tarihsel olarak spesifik ve açık uçlu yollarla ele almalıdır. Neoliberalizm eleştirisi, her ne kadar elzem olsa da, yeni bir “akılcıl tarih” oluşturarak, mevcut geçiş ve çözülme çağında kapitalizmin kendisinin daha temel eleştirisine yol vermelidir. Marx’ın doğumundan iki yüz yıl sonra, pratikte olduğu gibi teoride de gerçek mücadele henüz yeni başlıyor.
[1] Marcello Musto, ed., The Marx Revival (Cambridge: Cambridge University Press, yakında çıkacak); Marx for Today (Londra: Routledge, 2013), giriş; Marcello Musto, “The Rediscovery of Karl Marx,” International Review of Social History 52 (2007): 496-97.
[2] Joseph A. Schumpeter, Capitalism, Socialism and Democracy (New York: Harper and Row, 1942), 3. Schumpeter, özellikle Joan Robinson ve Paul Sweezy tarafından temsil edilen iktisattaki “Marksçı diriliş” ve özellikle de Sweezy’yi ana örnek olarak aldığı Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Marksizmin canlanması ile ilgilenmiştir. Bkz: Joseph A. Schumpeter, History of Economic Analysis (New York: Oxford University Press, 1950), 881-85.
[3] Marxian. Marksizm teriminin aksine zorunlu bir politik gündemi olmayan, Marx’ın çalışmalarının bilimsel tarafına ağırlık veren bir terim. Yazar, yazı boyunca iki terimi de kullanıyor. (Çev. notu.)
[4] Schumpeter’in kendisi bu değerlendirmeye katılmazdı. Schumpeter, Marx’ın sentezine hayranlık duymuş, girişimci teorisinde bunun neoklasik bir karşılığını yaratmaya çalışacak kadar ileri gitmiş ve Marksizmin kendini yeniden canlandırma yeteneğini kabul ederek tekelci kapitalizm ve emperyalizm teorileri ve Sweezy gibi figürlerin çalışmalarıyla ilgili olarak “Marksist diriliş”e atıfta bulunmuştur. Yine de Marksizmi “entelektüel bir toplama kampına” benzetmiştir (Capitalism, Socialism and Democracy, 46). Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi’de Marx’ı ele alışının çoğu eleştirel olsa da nesnel olmasına rağmen, Sweezy “entelektüel toplama kampı” cümlesini içeren “Öğretmen Marx” başlıklı son bölümü “ölçüsüz taciz ve atıp tutma” olarak nitelendirerek Schumpeter’in “kendini güvenli bir zeminde hissetmediğini” öne sürmüştür. Paul M. Sweezy, Schumpeter’in Capitalism, Socialism and Democracy kitabının kopyasındaki kenar notu (Monthly Review Foundation koleksiyonu).
[5] Karl Marx, Letters (Englewood Cliffs, NJ: Prentice Hall, 1979), 30.
[6] Imre Lakatos’un “bilimsel araştırma programları” kavramında, ilerici bir araştırma programı, temel fikirlerine yönelik meydan okumalara, teorik erişimini sürekli genişleten yeni “kuşaklarla” yanıt veren bir programdır. Michael Burawoy’un ileri sürdüğü gibi, Marksizmin Marx’ın bilimsel yönteminin açık uçluluğuna dayanan ilerici bir araştırma programı geliştirme konusundaki benzersiz yeteneği, onun süregelen canlılığını açıklamaktadır (Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’nın daha kemikleşmiş resmi Marksizmine yanıt veren Lakatos’un algılayamadığı bir şey). Bkz: Michael Burawoy, “Marxism as Science,” American Sociological Review 55, no. 6 (1990): 775-93; Imre Lakatos, The Methodology of Scientific Research Programmes (Cambridge: Cambridge University Press, 1978), 112.
[7] Musto, “The Rediscovery of Karl Marx”, 483-94.
[8] Incompleteness. Kavramın yaygın Türkçe çevirisi “eksiklik”, bkz. Gödel’in eksiklik teoremleri. Yaygınlığına karşın bu aslında isabetsiz bir çeviri. Form olarak yokluk halini belirten olumsuz in- ön ekinin, bire bir karşılığı aynı olsa dahi olumlu bir çevirisi yapılmamalı. İngilizce’de eksiklik kelimesi olmadığı için değil, tamamlanma iddiasının sağlanmadığı vurgulanmak istediği için incomplete kullanılıyor. İçerik olarak, yazarın metinde kullandığı şekliyle incomplete “bir kapanışa varmama, geliştirilebilir olma” anlamına geliyor. “Incompleteness” teriminin bire bir çevirisi “eksiklik” olsaydı bile bu çeviri yazının ruhuyla da ters düşecektir. Ben kullanışlı tek bir çeviri önermek yerine Türkçe’nin esnekliğine uygun biçimde yazı boyunca tamamlanmayış / tamamlanmamışlık kelimelerini kullanacağım. (ç.n.)
[9] Pradip Baksi, “Towards Measurement of Gender Inequality,” 4, http://academia.edu, erişim tarihi 18 Mart 2018; Derek Sayer, The Violence of Abstraction (Oxford: Blackwell, 1987), 13.
[10] Karl Marx, Contribution to a Critique of Political Economy (Moskova: Progress Publishers, 1970), 20; Sayer, The Violence of Abstraction, 1-14.
[11] Michael Lebowitz, Beyond Capital (New York: St. Martin’s, 1992).
[12] Michael Heinrich, “Crisis Theory, the Law of the Tendency of the Profit Rate to Fall, and Marx’s Studies in the 1870s”, Monthly Review 64, no. 11 (Nisan 2013): 15-31.
[13] Riccardo Bellofiore, “The Multiple Meanings of Marx’s Value Theory”, Monthly Review 69, no. 11 (Nisan 2018), 48.
[14] Türkçe’de zaman zaman “değerin biçimi” olarak çeviriliyor. (ç.n.)
[15] Bu çeşitli gelişmeler hakkında bakınız Bellofiore, “The Multiple Meanings of Marx’s Value Theory”, 32-43; Michael Heinrich, An Introduction to the Three Volumes of Marx’s Capital (New York: Monthly Review Press, 2004); ve Fred Moseley, Money and Totality: A Macro-Monetary Interpretation of Marx’s Logic in Capital and the End of the “Transformation Problem” (Chicago: Haymarket, 2017).
[16] Ekoloji üzerine bkz: Kohei Saito, Karl Marx’s Ecosocialism (New York: Monthly Review Press, 2017). Toplumsal yeniden üretim teorisi üzerine bakınız: Heather Brown, Marx on Gender and the Family (Chicago: Haymarket, 2013). Emperyalizm üzerine bkz: Kevin Anderson, Marx at the Margins (Chicago: University of Chicago Press, 2016).
[17] V. I. Lenin’e ait alıntı, Karl Marx ve Frederick Engels, Selected Correspondence, 1844-1895 (Moskova: Progress Publishers, 1975), 13-14.
[18] Karl Marx, Capital, cilt 1 (Londra: Penguin, 1976), 104.
[19] Karl Marx, The Poverty of Philosophy (New York: International Publishers, 1963), 147.
[20] Joseph Fracchia ve Cheyney Ryan, “Historical Materialist Science, Crisis and Commitment”, Werner Bonefeld, Richard Gunn ve Kosmas Psychopedis, Open Marxism, cilt 2 (Londra: Pluto, 1992), 65.
[21] G. W. F. Hegel, Science of Logic (New York: Humanity, 1969), 148-50; Logic (Oxford: Oxford University Press, 1975), 137-42; Michael Inwood, ed., A Hegel Dictionary (Oxford: Basil Blackwell, 1992), 141.
[22] Tarihin sonu anlayışı, Prusya devletinin tarihin sonu ya da doruk noktası, mutlak ideanın yeryüzünde gerçekleşmesi olarak ilan edildiği Hegel’in Hukuk Felsefesi’nde açıkça görülür. G. W. F. Hegel, The Philosophy of Right (Oxford: Oxford University Press, 1952), 222-23. Fukuyama’nın liberalizmin zaferi ile “tarihin sonu”na ilişkin iddiaları büyük ölçüde Alexandre Kojève’in muhafazakâr Hegel okumasına dayanmaktadır. Bkz: Perry Anderson, A Zone of Engagement (Londra: Verso, 1992), 279-375. Fredric Jameson, Hegel’i Hukuk Felsefesi‘nden ziyade Tinin Fenomenolojisi’ne dayanarak tarihin sonu yorumundan kurtarmaya çalışır. Fredric Jameson, The Hegel Variations (Londra: Verso, 2010).
[23] Fracchia ve Ryan, “Historical Materialist Science, Crisis and Commitment”, 59.
[24] Roy Bhaskar, “Critical Realism and Dialectic”, Margaret Archer ve diğerleri, eds., Critical Realism (Londra: Routledge, 1998), 58; Sean Creaven, “The Pulse of Freedom: Bhaskar’s Dialectic and Marxism”, Historical Materialism 10, no. 2 (2002): 112-13.
[25] C. Wright Mills, The Sociological Imagination (Oxford: Oxford University Press, 1959), 50-75; Theodor W. Adorno, Introduction to Sociology (Stanford, CA: Stanford University Press, 2000), 149.
[26] Kaba pozitivizm, mekanizması ve indirgemeciliğiyle Hegelci idealizmle çatışıyorsa (burjuva toplumunun rasyonelleştirilmesi açısından aynı sonuçlara ulaşsa da), bunun nedeni birincisinin tarihsel-diyalektik görüşe ihtiyaç duymamasıdır. Daha ziyade, geçmişin insan doğasına içkin piyasa toplumunun özgürleşmesinden başka bir şey olmadığı ve böylece tarihin sonunu işaret eden ideal şimdiki zamanın önündeki yapay engellerin kaldırıldığı ebedi bir şimdiciliğe dayanır. Liberal kapitalizm anlatıları bu nedenle genellikle döngüsel bir mantık izler. Ellen Meiksins Wood, The Origin of Capitalism (Londra: Verso, 1999), 3.
[27] Karl Marx, Capital, cilt 1, 103.
[28] Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, cilt 5 (New York: International Publishers, 1976), 56.
[29] Bu çeviri Joseph Fracchia tarafından Grundrisse’nin Almanca baskısında yer alan ve İngilizce baskıda yer almayan “Fragments of the Original Text of On the Critique of Political Economy” (1858) başlıklı bölümden yapılmıştır. Alıntının yapıldığı pasaj şöyledir: “Ama tarihsel gelişimin bu aşaması ‒ki ürünü özgür emekçidir‒ sermayenin ortaya çıkışının ve hatta daha da ötesi varoluşunun [Dasein] önkoşuludur. Onun [özgür emeğin] varlığı, toplumun ekonomik oluşumundaki uzun bir tarihsel sürecin sonucudur. Bu, diyalektik sunum biçiminin ancak sınırlarını [Grenzen] bildiğinde doğru olduğunu gösteren noktadır.” Karl Marx, Urtext ‘Zur Kritik. Abschnitt I. Drittes Kapitel: Das Kapital in Marx, Grundrisse der Kritik der politischen Ökonomie (Frankfurt: Europäische Verlagsanstalt, tarih yok), 945.
[30] Paul M. Sweezy, The Theory of Capitalist Development (Oxford: Oxford University Press, 1942), 11-22.
[31] Fracchia ve Ryan, “Historical Materialist Science, Crisis and Commitment”, 60.
[32] Bkz: Joseph Ferraro, Freedom and Determination in History According to Marx and Engels (New York: Monthly Review Press, 1992), 85-94.
[33] Fracchia ve Ryan, “Historical Materialist Science, Crisis and Commitment”, 64-66.
[34] Sayer, The Violence of Abstraction, ix.
[35] Georg Lukács, History and Class Consciousness (Cambridge, MA: MIT Press, 1971), 1.
[36] Karl Marx, Capital, 273.
[37] Karl Marx, The Eighteenth Brumaire of Louis Bonaparte (New York: International Publishers, 1963), 15.
[38] Kumar David, “Darwin, Marx and the Scientific Method – Is Marxism Science?“ Colombo Telegraph, 11 Mart 2018.
[39] John Bellamy Foster ve Paul Burkett, Marx and the Earth (Chicago: Haymarket, 2017); John Bellamy Foster, “Marxism and Ecology”, Monthly Review 67, no. 7 (Aralık 2015): 2-4.
[40] Kenneth Stokes, Man and the Biosphere (Armonk, NY: M. E. Sharpe, 1992), 35-37; Marx ve Engels, Collected Works, cilt 30, 54-66. István Mészáros’un Beyond Capital‘de (1995) ortaya attığı ve sonraki tüm çalışmalarında geliştirdiği “toplumsal metabolik yeniden üretim” kavramının başarısı, Marx’ın teorisinin açık sistem doğasını keşfetmesi, Marx’ın sonraki çalışmalarındaki metabolizma ve yeniden üretim gibi temel kavramları birbirine bağlaması ve bunları sosyalizme geçişi yeni yollarla incelemek için kullanmasıdır. Bkz: István Mészáros, Beyond Capital (New York: Monthly Review Press, 1995), 39-71.
[41] Expropriation. Tam karşılığı mülksüzleştirme, yaygın çevirisi kamulaştırma, istimlak etme. Bu bağlamda zaman zaman “doğanın gaspı” olarak da kullanılıyor. Yazının genelinde kullanılan anlamı “kendi mülkü haline getirme”, yazarın kelime seçimiyle tutarlı olmak için bunu yazı boyunca “el koyma” olarak çeviriyorum. (ç.n.)
[42] Burkett ve Foster, Marx and the Earth, 204-21; Joseph A. Schumpeter, The Theory of Economic Development (Oxford: Oxford University Press, 1961), 3-56.
[43] Roy Bhaskar, Dialectic: The Pulse of Freedom (Londra: Verso, 1993), 401; Creaven, “The Pulse of Freedom”, 81-82.
[44] Karl Marx ve Frederick Engels, Selected Correspondence (Moskova: Progress Publishers, 1975), 459.
[45] István Mészáros, Marx’s Theory of Alienation (Londra: Merlin, 1970), 162-64, 241-42.
[46] Karl Marx, Capital, cilt 3 (Londra: Penguin, 1981), 754, 911, 949, 959. Marx’ın perspektifinin ‒tam da Karl Popper’ın “açık toplum”un liberal kapitalizmle özdeşleştirilmesine ve tüm tarihsel yasaların tarihsellik karşıtı reddine dayanan bakış açısının kapalı olduğu anlamda‒ açık olduğunu belirtmek gerekir. Bkz: Popper, The Open Society and Its Enemies (Princeton: Princeton University Press, 1994), 7, 165, 397, 470-74.
[47] Primary [primitive]. (ç.n.)
[48] Marx, Capital, cilt 1, 871; John Bellamy Foster ve Brett Clark, “The Expropriation of Nature”, Monthly Review 69, no. 10 (Mart 2018): 23; Maurice Dobb, Studies in the Development of Capitalism (New York: International Publishers, 1947), 178.
[49] Marx, Karl Marx, Capital, 915, 891-92.
[50] Cooleism. Bildiğim kadarıyla Türkçe çevirisi yok. Hintçede cool (kul, köle) sözcüğünden türemiş, emperyal bir gücün vasıfsız bir işgücünü zaman zaman doğduklarından farklı kolonilerde karın tokluğuna çalıştırması anlamına geliyor. 16-19. Yy. arasında Hindistan ve Çinhindi’nde sıklıkla uygulanmış. Köleciliğin aksine işçiler patrona ait değiller, ancak başka ekonomik alternatiflerden mahrumlar. Günümüzde Katar gibi Körfez ülkelerinde benzer bir uygulama devam ediyor. (ç.n.)
[51] Schumpeter, Capitalism, Socialism and Democracy, 51-52; Joseph A. Schumpeter, Imperialism and Social Class (New York: Augustus M. Kelley, 1951).
[52] Bkz. örneğin, David Harvey, The New Imperialism (Oxford: Oxford University Press, 2003), 144.
[53] Bkz: Foster ve Clark, “The Expropriation of Nature”.
[54] Karl Korsch, Karl Marx (New York: Russell and Russell, 1934), 24-56; Mills, The Sociological Imagination, 146-54.
[55] Karl Marx, Grundrisse (Londra: Penguin, 1973), 85.
[56] Karl Marx, “A Letter to the Editorial Board of Otechestvennye Zapiski”, Teodor Shanin, Late Marx and the Russian Road (New York: Monthly Review Press, 1983) içinde, 136.
[57] Gerekçeli tarih. 1660-1720 arasında Fransa’da yaygın olan, olgusal analizi ahlaki sorgulamalarla ve edebi tekniklerle birleştiren ön-Aydınlanmacı ve hümanist bir tarih yazım biçimi. Yazarın öne çıkardığı özelliği, sadece olguları incelemektense nedensel ilişkiler belirleyen, bunları önceliklendiren ve ders çıkarmaya olanak veren bir tarih anlayışı olması. (ç.n.)
[58] Schumpeter, Capitalism, Socialism and Democracy, 44; Paul M. Sweezy, “Economic Reminiscences”, Monthly Review 47, no. 1 (Mayıs 1995): 9. Buradaki gerekçeli tarih (reasoned history), Hegelci “gerçek olan rasyoneldir” (ya da Popper’ın ifadesiyle “gerçek olan makuldür”) kavramıyla karıştırılmamalıdır. (İngilizcede reasoned history / what is actual is rational / the real is reasonable arasındaki benzerlik daha açık. – ç.n.). Daha ziyade, Marx’ın analizinde, analizimizin diyalektik ilkeler tarafından rasyonel olarak düzenlenmesi, somut tarihin nihai hakem olduğu, bilimsel araştırmaya dayalı bir soyutlama biçimidir. Karl Popper, “Reason or Revolution”, Theodor Adorno ve diğerleri, The Positivist Doctrine in German Sociology (New York: Harper and Row, 1969), 291; Hegel, The Philosophy of Right, 10.
[59] G. W. F. Hegel, The Philosophy of History (New York: Dover, 1956), 33.
[60] Marx’ın analizindeki emek değer teorisinin tarihsel olarak kapitalizme özgü olduğu ve burjuva üretim ilişkilerinin ötesine geçmediği önermesi uzun zamandır Marksist politik ekonominin temelini oluşturmaktadır. Ancak son zamanlarda eleştirel teori içerisinde bunun tam önemi kavranmıştır. Bkz: Moshe Postone, Time, Labor, and Social Domination (Cambridge: Cambridge University Press, 1993), 21-36.
[61] Samir Amin, The Law of Value and Historical Materialism (New York: Monthly Review Press, 1978), 3.
[62] Cornel West, The Ethical Dimensions of Marxist Thought (New York: Monthly Review Press, 1991).
[63] Frederick Engels, The Condition of the Working Class in England (Chicago: Anchor), 30-35.
[64] Schumpeter, Capitalism, Socialism and Democracy, 3.
[65] Costas Lapavitsas, Profiting without Producing (Londra: Verso, 2013), 15-16, 142-44; Paul A. Baran ve Paul M. Sweezy, Monopoly Capital (New York: Monthly Review Press, 1966); Harry Magdoff ve Paul M. Sweezy, Stagnation and the Financial Explosion (New York: Monthly Review Press, 1987).
[66] Jan Toporowski, Why the World Economy Needs a Financial Crisis (Londra: Anthem, 2010).
[67] Fark edilmese de Harvey’in Büyük Finansal Kriz analizi büyük ölçüde Baran ve Sweezy’nin Tekelci Sermaye’sinde ve Magdoff ve Sweezy’nin çalışmalarında ortaya konan artı emilim (surplus absorbtion) ve aşırı birikim gibi kavramlara dayanmaktadır. David Harvey, The Enigma of Capital and the Crisis of Capitalism (Oxford: Oxford University Press, 2010) 31-32, 45, 94-98; Baran ve Sweezy, Monopoly Capital, bölüm 4-7; Harry Magdoff ve Paul M. Sweezy, The Deepening Crisis of U.S. Capitalism (New York: Monthly Review Press, 1981), 179-80.
[68] David Harvey, The New Imperialism (Oxford: Oxford University Press, 2003); John Smith, Imperialism in the Twenty-First Century (New York: Monthly Review Press, 2016); Utsa Patnaik ve Prabhat Patnaik, A Theory of Imperialism (New York: Columbia University Press, 2016); Martin Hart-Landsberg, Capitalist Globalization (New York: Monthly Review Press, 2013); Samir Amin, Modern Imperialism, Monopoly Finance Capitalism, and Marx’s Law of Value (New York: Monthly Review Press, 2018); Anderson, Marx at the Margins.
[69] Michael Heinrich, An Introduction to the Three Volumes of Karl Marx’s Capital (New York: Monthly Review Press, 2012); Fred Moseley, Money and Totality: A Macro-Monetary Interpretation of Marx’s Logic in Capital and the End of the “Transformation Problem” (Chicago: Haymarket, 2017); Bellofiore, “The Multiple Meanings of Marx’s Value Theory”. Marksçı iktisat alanında yakın zamanda yapılmış bir diğer anıtsal çalışma, çok farklı bir türde olsa da, Anwar Shaikh, Capitalism (Oxford: Oxford University Press, 2016).
[70] Burkett, Marx and Nature (Chicago: Haymarket, 2014); John Bellamy Foster, Brett Clark ve Richard York, The Ecological Rift (New York: Monthly Review Press, 2010); Stefano Longo, Rebecca Clausen ve Brett Clark, The Tragedy of the Commodity (New Brunswick, NJ: Rutgers University Press, 2015); Ariel Salleh, Eco-Sufficiency and Global Justice (Londra: Pluto, 2009); Hannah Holleman, “De-Naturalizing Ecological Disaster: Colonialism, Racism and the Global Dust Bowl of the 1990s”, Journal of Peasant Studies 44, no. 1 (2017): 234-60; Ian Angus, Facing the Anthropocene (New York: Monthly Review Press, 2016); Andreas Malm, Fossil Capital (Londra: Verso, 2016); Fred Magdoff ve Chris Williams, Creating an Ecological Society; Victor Wallis, Red-Green Revolution (Chicago: Political Animal, yakında çıkacak 2018); ve Del Weston, The Political Economy of Global Warming (New York: Routledge, 2014). Ayrıca tarihsel materyalizmden etkilenen sol ekolojik düşünürler arasında, çalışmaları yine de “dünya ekolojisi” olarak adlandırılan geleneğe ait olan ve Malm’ın tartıştığı gibi Marksçı bir metodolojiden önemli şekillerde ayrılan Jason W. Moore da vardır. Bakınız Jason W. Moore, Capitalism in the Web of Life (Londra: Verso, 2015); Andreas Malm, The Progress of This Storm (Londra: Verso, 2018).
[71] Joseph Fracchia, “Organisms and Objectifications: A Historical-Materialist Inquiry into the ‘Human and Animal’”, Monthly Review 68, no. 10 (Mart 2017): 1-16.
[72] Howard Waitzkin, The Second Sickness (Londra: Rowman and Littlefield, 2000); Health Care Under the Knife (New York: Monthly Review Press, 2018).
[73] Kent A. Klitgaard, “Hydrocarbons and the Illusion of Sustainability”, Monthly Review 68, no. 3 (Temmuz-Ağustos 2016): 77-88; Charles A. S. Hall, Energy and the Wealth of Nations (New York: Springer, 2012).
[74] Edward S. Herman ve Noam Chomsky, Manufacturing Consent (New York: Pantheon, 1988); Robert W. McChesney, The Political Economy of Media (New York: Monthly Review Press, 2008); Vincent Mosco, The Political Economy of Communication (Londra: Sage, 2009); Janet Wasko, Understanding Disney (Londra: Polity, 2001); Dan Schiller, Digital Capitalism (Cambridge, MA: MIT Press, 1999).
[75] Bertell Ollman, The Dance of the Dialectic (Urbana: University of Illinois Press, 2003); Bhaskar, Dialectic: Pulse of Freedom; Postone, Time, Labor, and Social Domination, özellikle 3-33, 307-14.
[76] Bkz. Lise Vogel, Marxism and the Oppression of Women (Chicago: Haymarket, 2013); Tithi Bhattacharya, ed., Social Reproduction Theory (Londra: Pluto, 2017); Silvia Federici, Caliban and the Witch (Brooklyn: Autonomedia, 2014) ve “Notes on Gender in Marx’s Capital”, Continental Thought and Theory 1, no. 4 (2017): 19-37; Nancy Fraser, “Behind Marx’s Hidden Abode”, New Left Review 86 (2014): 55-72; Heather Brown, Marx on Gender and the Family (Chicago: Haymarket, 2013); Frigga Haug, “The Marx within Feminism”, Shahrzad Mojab, ed., Marxism and Feminism (Londra: Zed, 2015), 76-101; Maria Mies, Patriarchy and Accumulation on a World Scale (Londra: Zed, 2014); ve Jayati Ghosh, Never Done and Poorly Paid (Yeni Delhi: Women Unlimited, 2009).
[77] Robin D. G. Kelley, “Finding Ways to Be One: The Making of Cedric Robinson’s Radical Black Politics”, This Is Hell! 16 Aralık 2017, http://thisishell.com; “Bill Fletcher jr. [sic] on Black Marxism”, YouTube, 11 Ocak 2018; Angela Davis, “An Interview on the Futures of Black Radicalism”, Verso blog, 11 Ekim 2017, http://versobooks.com; Cedric J. Robinson, Black Marxism (Londra: Zed, 1983); W. E. B. Du Bois, Black Reconstruction in America (New York: Free Press, 1997); David Roediger, Class, Race and Marxism (Londra: Verso, 2017); Joe Feagin, The White Racial Frame (Londra: Routledge, 2013).
[78] Keeanga-Yamahtta Taylor, From #BlcakLivesMatter to Black Liberation (Chicago: Haymarket, 2016); Marx, Capital, cilt 1, 414.
[79] Nancy Fraser, “Expropriation and Exploitation in Racialized Capitalism: A Reply to Michael Dawson”, Critical Historical Studies 3, no. 1 (2016): 163-78; Michael C. Dawson, “Hidden in Plain Sight”, Critical Historical Studies 3, no. 1 (2016): 143-61.
[80] István Mészáros, The Necessity of Social Control (New York: Monthly Review Press, 2015), 231-96; Michael Lebowitz, The Contradictions of “Real Socialism” (New York: Monthly Review Press, 2012); Marta Harnecker, A World to Build (New York: Monthly Review Press, 2015). Klasik Marksçı devlet teorisinin Britanya’daki önde gelen mirasçısı şüphesiz Bob Jessop’tur. Ancak Jessop’un The Capitalist State (Oxford: Blackwell, 1984) kitabını daha yakın tarihli The State (Cambridge: Polity, 2016) kitabıyla karşılaştıran herkes, son kitabın Gramsci’ye gevşek bir şekilde bel bağlamak dışında Marksist devlet teorisinden geriye çok az şey bırakan stratejik bir geri çekilme olduğunu görecektir. Bununla birlikte, Jessop ve diğer Marksist siyaset teorisyenleri daha somut meselelere dair isabetli analizler ortaya koymaya devam etmektedir. Bakınız Bob Jessop, “The World Market, ‘North-South’ Relations, and Neoliberalism”, Alternate Routes 29 (2018): 207-28; ve Leo Panitch ve Greg Albo, eds., Socialist Register 2018 (New York: Monthly Review Press, 2018).
[81] Liberal demokratik devletin krizi üzerine bkz. benim, Trump in the White House (New York: Monthly Review Press, 2017).
[82] Fredric Jameson, Valences of the Dialectic (Londra: Verso, 2009).
[83] Michael D. Yates, Can the Working Class Change the World? (New York: Monthly Review Press, yakında çıkacak 2018).
[84] Paul M. Sweezy, The Present as History (New York: Monthly Review Press, 1953).