Ana SayfaKürsüBurjuva Komünizmin Şafağı mı?

Burjuva Komünizmin Şafağı mı?

Marksizmin işçi sınıfının otantik ideolojisi olduğu veya bir teori olarak en azından işçi sınıfının da (bir nesne değil de bir özne namıyla) yaptığı katkıyla üretilmiş olduğu kanaatleri ne yazık ki hâlâ yaygın. Bu hem, başta Alvin Gouldner olmak üzere Yeni Sınıf teorisyenlerinin konuya ilişkin yaptıkları katkılardan habersiz olmaktan veya bunları gereğince takdir edememekten hem de Marksizmin her şeyden evvel bir üretici güçler teorisi olduğunu kabul etmemekten kaynaklanıyor. İlki Marksistlerin de çıkarları olduğuna ve Marksizmin bir “aydınlar sosyalizmi” olduğuna işaret ederek huzur kaçırıyor, ikincisi ise “proleter” bilimi “sınıf özü”nden ayırdığı için alışkanlıklarımıza uymuyor ve çokça mekanist, kaba materyalist durduğundan klasımıza yakışmıyor.

Yeni Sınıf teorisyenlerinin yazıp çizdikleri, şu veya bu yerdeki sınıf mücadelelerini yerli yerine oturtmak bakımından hâlâ önemli doneler sunuyor olsa da buradan edinilecek teorik alet edevatın olduğu gibi alınmaması, bunların eleştirel bir kullanımına gidilmesi gerekiyor. Örneğin kültürel burjuvazi kavramı yakın tarihli diğer burjuva ayaklanmalarıyla birlikte Gezi’yi ve Saraçhane’yi de anlamakta elverişli bir araç ancak kavramın her bir özgül vakaya göre tadil edilmesi ve yeni kavramsal aletlerle desteklenmesi ve açımlanması gerekiyor. Saraçhane söz konusu olduğunda bu, “yoksul burjuvazi” kavramı olabilir; böylece kendilerini en yüksek makama yerleştirmiş olanların (“Saraçhane gençleri”) en makamsız, yersiz yurtsuz kimseler olmasının yarattığı gerilimli duruma işaret edilebilir.

Ancak tek tek vakaların gerektirdiği tadilatın ötesinde ve bunlara da rengini verecek önemde bir başka konjonktürel elden geçirmeye ihtiyaç vardır. Bu da Yeni Sınıf’ın artık “yeni” olmamasıdır. Toplumsal haritadaki yerini eğitsel beratlarla kazanan sınıf, yeni bir fenomen olmamakla birlikte artık sınırları zorlayan bir hal almış olan diploma enflasyonunun meritokratik gelir iddialarını hiçe çevirmiş olması nedeniyle ağırlığını kaybetmiştir. Ayrıca Marksist öncü niteliğini de yitirmiştir, yani siyasi bir ağırlık kaybına da uğramıştır. Bu bakımdan bugünün analizlerinin, Yeni Sınıf’ın kendini bir siyasi sınıf olarak kuramama nedenlerine odaklanması gerekir. Marksizmde vücut bulan özgül çıkarın kaybıdır söz konusu olan. Bunun yerine geçense, örneğin yakın zamanlarda yaşanan meydan hareketleri üzerinden izlenebilecek olan, liberter sol tavır-ideolojidir. Ayaklanmaktadırlar ancak iktidar için değil, gariptir ama iktidarı almamak için; benliklerini ifade etmek, sergilemek ve sergilemek ve sergilemek için ayaklanmaktadırlar sade. (Gezi bağlamında da öne çıkan ve çokça övülen forum biçiminin, mantığı gereği konuşma becerileri gelişmiş, yüksek eğitimli kimseleri kayırması bakımından esas olarak bu sergileme özlemine hizmet etmiş ve bu becerileri haiz olmayanları da yabancılaştırmış olduğunu belirtmek gerekiyor; Cihan Tuğal birkaç yerde buna isabetle işaret etmişti.)

Toparlarsak, Marksizmin taşıyıcısı olmaya aday bir sınıf ortalarda gözükmemektedir. Bütün sınıflar burjuva toplumunun genişleyip yoğunlaşmasıyla birlikte, içinde bulundukları koşullardan mutlu değillerse bile memnun hale gelmiş durumdadır. Bu bakımdan işçi sınıfı veya Yeni Sınıf içinde bulunduğumuz dönem bakımından zamanında Marksizm içinde tuttukları merkezi yeri ve önemi kaybetmiş durumdadır. Öyleyse bugün Marksizmin atanmış bir devrimci sınıfı yoktur ve devrimci sınıfı olmayan bu Marksizm açıklayıcılık gücünü kaybetmez, aksine daha yüksek bir açıklayıcılık gücüne sahip olur. “Her şey sınıfsal, her şey” yerine “her şey maddi” dememiz gerekiyor; çünkü ilki zaten ikincisinin koşullandırdığı dünyanın koordinatları içinde şekilleniyor ve “maddi” burada üretici güçlere denk geliyor. Metal veya gıda işçilerinin bir direnişi veya greviyle yapay zekânın ve sanal gerçekliğin her gün yeniden, daha da dal budak sararak yarattıkları yeni dünyanın imkânlarını aynı düzlemde değerlendiriyor, hatta ilkini daha değerli, açıklayıcı ve dönüştürücü olarak görüyorsak böyle bir Marksizm olmasa da olur kanımca.

Bu bakımdan Varoufakis’in pek tartışmalı ve tüm Marksistleri korku ve sahiplenmeyle “ortodoks” konumlara çekilmeye zorlayan katkısını öyle hemen bir yana itmemek gerekir. Onun üretim tarzı değişikliği tespiti ve “demokratik devrim” tahayyülü hakkında tartışmalar yapılabilir ama üretici güçlere ilişkin kavrayışı oldukça yerindedir. Günümüzün teknolojileri (yapay zekâ, sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik vs.) kendilerinden önceki teknolojik ürünlerden ayrılır, nitel bir farklılığa sahiptirler; bunlar bütün bir üretimin ve hayatın giderek ve giderek daha da kendisi aracılığıyla idame ettirildiği arayüzler haline gelmektedir. Dolayısıyla üretici güçler teorisine karşı, aslında örneğin bir makinenin de işçi sınıfının yaşayan emeğinin nesneleşmiş şekli olduğunun ileri sürülmesi bu yeni teknolojiler karşısında hükümsüzdür. Yaşayan emek artık kendi başına ölüdür; yaşayan, arayüzdür. Yaşayan yeni üretici güçlerdir; nesneleşmiş emek, bilgi vs.dirler bunlar, evet ama yaşanan hayatın içinde emeğin ve bütün bir yaşamın icra edilişine izin verip yardım eden, ona bilgi sunup onu düzenleyen de onlardır. Dolayısıyla üretici güçlerin gelişmesi Marx’ın da hayalini kurmuş olduğu şeffaf bir toplumu getirmemiş, kimseyi de hezarfen yapmamış, herkesi bilginin bir vasatına raptedip kendine ram eden bir büyük gücü yaratmıştır. Toplanmış ve nesneleşmiş bilgi, bu bilgilerin çekildiği tek tek kaynaklardan daha bilgili, daha güçlü hale gelmiş, geri kalanları da bendeleri haline getirmektedir.

Öyleyse burjuvazinin Manifesto’da büyük bir zevkle anlatılan devrimci misyonu tükenmiş değildir, tersine niteliksel bir değişim geçirerek daha da önem kazanmıştır. Öyleyse burjuvazinin dönüştürücülüğünü ve bir üretim tarzının içerebileceği bütün üretici güçler gelişmeden yok olmayacağı tezini öne çıkaran bir Marksizme ihtiyacımız var. Teoriyi de konjonktürel düşünmek gerekiyor. Yalnızca teorinin, taktiğin bir elemanı olarak düşünülmesi bakımından değil üstelik. Aslında belli konjonktürler teorinin açıklayıcılık gücünü artırıyor veya azaltıyor. Bugün yaşanıyor olanlar, üretici güçler teorisinin açıklayıcılık gücünü önceki konjonktürlere göre inanılmaz ölçüde artırmıştır. Öyleyse sanal gerçeklik yoluyla gerçekliğin ikiye katlanmasının bu teknolojinin demokratikleşmesiyle birlikte getirebilecekleri ile Türkiyeli işçilerin şu şu yıllardaki toplam eylemlilik sayısının bir Marksist için aynı öneme ve değere sahip olmaması gerekir. Biri bütün dünyayı ilgilendiren ve çalışma, sosyalleşme, eğlenme, savaşma vs. biçimlerini kökten değiştiren bir dönüşüme işaret ederken ikincisi zümresel çıkarları peşinde koşan, haklı ama devrimci olmayan, dağınık topluluklara işaret eder çünkü.

Öyleyse i) burjuvaziye “tarihin bilinçsiz bir aracı” namıyla da olsa devrimci bir misyon yüklemesi ve ii) üretici güçlerin gelişimi ve bağlı olarak bir bolluk dünyasına dayanan bir komünizm istemesi, dolayısıyla da burjuva toplumun bir bütün olarak yok edilmesini değil de üretkenlik, burjuva birey ve bu bireyin özgürlükleri gibi onun belli başlı unsurlarının korunarak yeni bir üretim tarzına geçilmesi tahayyülüne sahip olması bakımından bir burjuva komünizmdir diyebileceğimiz Marksizmde devrimci ufuk sadece temenniye dayalı bir varlık haline gelmiştir. Dolayısıyla artık devrimci unsurunu da kaybetmiş bir burjuva komünizme dönüşmüştür. Mevcut durumda geniş bir zaman düzleminde gerçekleşebilecek iki olasılık görünmektedir: i) Üretici güçlerin gelişmesinin dünya çapında işsizliği olası en yüksek sınırlarına sürmesi sonucunda dünyanın dünün çalışanları için gerçek bir çöle dönmesi ve buradan dünya çapında bir ayaklanmalar dalgasının çıkması olasılığı, ii) sonuçlarıyla bütün bir toplumsal düzeni sarsabilme potansiyeline sahip bu çöl manzarası karşısında en azından belli başlı gelişmiş ülkelerin evrensel temel gelir gibi, işbölümünü ve hayatın olağan akışını korumaya dönük önlemleri hayata geçirmesi. İlla devrimcilik görmek isteyenler için, bir Ekim ayaklanması tadında olmasa da, ekonomik ortaklıklar üzerinden bir güçlenme ve yayılma stratejisi izlediği görülen Çin’in ileride kendi komünizmini örneğin belli Ortadoğu ve Afrika ülkelerine yaydığı bir gelecek de düşünülebilir belki.

Toparlarsak: Yeni Sınıf “yeni”liğini ve ağırlığını kaybetmiş, işçi sınıfı ise uzun süreden beridir ki zümreleşmiş ve yeni teknolojilerin bir çıktısı olarak uzun vadede varlığını yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Marksizm bir devrimci özne kıtlığıyla karşı karşıyadır. Mevcut durumda Marksizmin devrimcilik vasfından ziyade bir teori olarak açıklayıcılık derecesinin artışı öne çıkmaktadır ve öne çıkarılmalıdır da. Özellikle sanal gerçeklik gibi teknolojilerle birlikte gerçekliğin anlamının giderek değiştiği ve daha da değişeceği bir döneme girmiş durumdayız. Dünün dünyasındaymışız gibi artık eskimiş ve de hızla eskiyen konu başlıklarına sanki büyük bir önemleri varmış gibi sarılmaya devam etmek sadece kısır benliklerin kendilerini kutsamalarına hizmet edecektir, Marksizme değil.

Yazarın Diğer Yazıları

Aynı kategoriden yazılar