Ana SayfaArşivSayı 89Politikleştirilmiş Kıtlık

Politikleştirilmiş Kıtlık

Plekhanov ve Lenin’e sunuş

Eyüp Eser

Aralıklarla fiziki ve politik yaşama kendisini dayatan ve içselleşen ‘dışsal’ bir olgu karşısında devrimcilerin tavrı ne olmalıdır? Rusyalı devrimciler ülkelerindeki kıtlık sorunu karşısında bu tavrın niteliğini ikili zamansallıkta değerlendirmişlerdir: devrim-öncesi ve devrim-sonrası. İki zamansallığı ayıran iktidarın sahipliğidir. Düşmanın iktidarı ile devrimcinin iktidarını ayırma gerekliliğini, politik tavırlardaki ilkeselliğin ne kadar yanlış olabileceğini gösteren önemli bir veri olarak not etmek yararlı olacaktır.

İki zamansallık ve bunlarla ilgili tavırlar farklı olsa da belli ortak özellikler taşırlar. Fakat paradoksal biçimde hem farklılıklar hem de ortaklıklar kıtlık olgusunun politikaya objektif dışsallığa sahip olduğu algısından kaynaklanır. Kıtlık ve benzeri doğal olgular toplumsal, siyasal ve ideolojik çelişkilerin verili dünyasına ve buradaki mücadelelerin sürekliliğine dışarıdan inen bir darbedir; bu darbe bunların kıtlık öncesi belgin ya da önce çıkmış nitelik ve pratiklerinin geri plana itilmesine neden olur. Örneğin devam eden bir grev hareketi kıtlıkla birlikte bitmese bile kıtlığın gerisinde kalabilir ya da devrimci mücadelenin öne çıkmış bir biçimi kıtlık olgusunun devamı süresince tatil edilebilse de bazı nitelikleri çözülmeden kalmaya devam edebilir.

I. Plekhanov: Tereddütlü adımlar

Plekhanov 1891’de kaleme aldığı yazıda bu ortak noktaları, belli politik kayıtlarla olsa da, vermiştir. Plekhanov’a göre ortak noktaların ilki gerçekliğin ve somut durumun kavranmasıdır. Bu yalnızca ütopyadan kopuş için zaruri olmayıp, gerçek gerçeği bilimle eşitleyen Plekhanov için, yeni sosyalizmin bilimsel temelidir. Böylece Plekhanov için bilim proletaryanın özneleşeceği temel haline gelir. Mekanik nitelikli bu bilime içkin olarak sınıf mücadelesi verecek proletaryanın yanındaki sosyalistin görevi ilerici bir politikayla bu geleceği çabuklaştırmaktan başka bir şey değildir. Amaca ulaşmayı yavaşlatacak herhangi bir pratik ise yalnızca zararlı olmakla kalmaz, amaç üzerinde etki doğurmayan pratik politika-altıdır ve görmezden gelinebilir. Amaç iktidardır, kapitalizmin hızı sosyalizmin gelişini doğru orantılı biçimde etkilese de kapitalizmin ilerlemesini sağlayanları sosyalist saymak söz konusu olamaz. Pratiğe devrimci niteliğini veren proletaryanın özneleşmesinin ana kaynağı, sınıf bilincine yapacağı katkıdır. Sınıf bilincine katkı ne kadar fazla ise pratik o kadar devrimcidir. Proletaryanın sınıf bilincine katkı yapacak eylem karşısında, katışıksız hümanist-yardımsever eylemler en iyi ihtimalle ikincil, en kötü ihtimalle ise gereksizdir.

Fakat devrimci eylemin niteliği Plekhanov için yine de muğlak kalmaya devam etmektedir. Tarihin objektif ilerlemesi ile sübjektif katkı arasındaki diyalektik belirsizdir. Plekhanov için Avrupa’daki gelişme sosyalist bilinç için oldukça önemlidir, ilerleme ne kadar büyükse devrimci bilincin önemi hem sosyalistler hem de düşmanlar için o kadar netleşecektir. Bir diğer ifadeyle, kitlelerin ilerlemeden edindiği bilinçle sosyalistler ile düzen savunucularının bilinci aynı değildir. Fark netliktedir, sosyalistler için netleşen sınıf mücadelesinin devrimci önemi kitleler için o kadar açık değildir; devrime katkı koyan sosyalistler devrimci iken katkı sahibi işçilerin tümü sosyalist sayılamaz. Netlik ise kendisini bir kez daha eylemde gösterir; sosyalistlerin dışsal ya da iç çelişkilerden kaynaklanan olaylardan nihai amaç için yararlanmalarını sağlar. Plekhanov’a göre buradaki eylemsel keskinlik, kitlelerde bulunan tereddütün sosyalistlerde bulunmamasıdır.

Tereddütün üzerinden gelinmesi sosyalist olmayanların sosyalistler tarafından devrimci eylemlere çekilmesiyle mümkündür. Böylece devrimci eylem geleceğin konjonktüre taşınması anlamına gelir; yalnızca andaki verili sosyalist güçler değil gelecekte sosyalist olabilecek ya da onların kitlesi olacakların gelecekten gelerek bugün eylemci olmalarıdır. Konjonktürde sosyalist olmayanın devrimci eyleminin anlamı ise özneleşmenin gelecekte kalarak, konjonktürdeki devrimciliğin nesnel niteliğiyle var olmasıdır.

Plekhanov için, kitlelerin üzerinde etki doğurmayan eylemler insani faydaları ne olursa olsun, eylem kategorisinin dışında kalır. Plekhanov’a göre, kitlenin varlığının mümkün olması tarihsel sürecin verili andaki aşamasına bağlıdır; modern kamusal yaşam ve kitlenin a priori çakıştığını öne süren Plekhanov için bunların varlıkları yalnızca modern tarih aşamasında mümkündür. Barbarlıkta, barbar despotizmde kitle var olamaz. Bu önsel bir kabuldür. Kitle özneleşmenin şartı varsayıldığından, yokluğu özneleşmeyi de imkânsızlaştırır. Fakat bu varlıksal yokluk ile imkânsız özneleşmeyi mantıksal dizgisinin parçası kılan Plekhanov, Rusya devrimini burjuva devriminin bile ilerisine atarak çapayı burjuva üretim-toplumsal ilerleme şartına takar. Gerçekten de ajitasyon ile propagandanın ayrımını ortaya koyarken, Plekhanov, bu belirsizliği sezmiş görünmektedir. Konjonktürün içindeki sosyalist dolaysız eylemiyle borçlusu tarih olan bir çek yazar ve henüz bu bilinçten yoksun işçileri nesnel dolaysız eyleme çeker. Plekhanov’un verdiği örnek sekiz saatlik işgünü düzenlemesine işçilerin vereceği destektir. Böylesi bir düzenleme teşebbüsü en geri işçileri bile bu yöndeki eyleme çekerek bilinç edindirmeyi eylemsel sürece bırakır.

Dolaysız eylemin iktidar değişimine yol açıp açmaması güçler dengesinin güncel durumuna bağlıdır. Rus Çarlığının ayakta kalması toplumsal güçler dengesinin devrim lehine değişmemiş olduğu anlamına gelir. Dolaysız eylemin doğrudan etkisinin bulunmaması sosyalistlerin pratikten ziyade ‘teoride’ önder olduğunu gösterir; pratik önderlik yalnızca kitleler üzerinde devrimci etki yaratarak eylemin dolaysızlığının sağlanmasıyla söz konusu olacaktır. Güçler dengesinin lehe çevrilmesinin bir diğer şartı bu dengenin somut tahliliyle mümkündür, güçler dengesi ne kadar sallantılı ise hem devrimci eylem hem de devrim o kadar güçlenecektir. Dışsal bir olayın varlığı bu dengeyi sarsıcı etki doğurabilir, gerilimi arttırabilir ve dolaysız eylemin çıkış olasılığını yükseltir. Son olarak güçler dengesinin somut tahlilinde kabul edilebilecek tek sonuç, dengenin tedrici adımlarla yaklaşılacak, düzene öldürücü darbenin vurulabileceği özgül-tikel bir âna varmasıdır; aksi durumda sosyalistlerin prematüre eylemi komedi unsuru olur hatta sosyalistler kitlelerin şiddetine bile uğrayabilirler.

Plekhanov’un zaman anlayışı genellikle dizgisel bir anlayışa dayansa da, çizgiselliği bozmak sadece ‘örgütlü’ devrimcilere mahsustur. Dolaysız eylem, güçler dengesi ve kritik an gibi koşulların temeli olan örgütü Plekhanov en sona saklamıştır. Sayılan tüm koşullar örgüt koşulu olmaksızın anlamsızdır. Kıtlık gibi dışsal ve dengeyi sarsan bir olay anında bu noktalardaki kuvvetler olayı kitlelere doğru biçimde yayarak sarsılan dengeyi kendi lehlerine çevirmeye çalışırlar. Dışsal olayın sürgiden çelişkilere etkisi ancak bunun taraflarca çelişkilere içselleştirilmesiyle mümkün olabilir. Örneğin, kıtlıktan etkilenen kitlelerin çekirdek nitelikli kendiliğinden hareketi, bilinç temelli dolaysız eyleme eklemlenir. Burada kitlelerin edinmesi gereken insani yardım değil, sadece ama sadece kendileri için olmak üzere politik haklar kazanmaktır. Politik haklar Plekhanov için mevcut düzenin işleyişine müdahale imkânlarını arttırarak düşman iktidarın işleyişini bozmaktır. Bu noktada Plekhanov’un başat önerisi dolaysız genel oydur; ama bu konuda tutarlığını koruyan Plekhanov için genel oy gibi reformlar güçler dengesinin kritik ânı gelene kadar kullanılması gereken ama ihtiyatlı bir pratiği de zorunlu kılan imkânlardır. Genel oy nezdindeki düzen içi reformlar Plekhanov için iki ucu keskin bıçaktır. İdeoloji gibi unsurlardan oluşan güçler dengesi kurulu düzenden yana olduğu sürece, böylesi reformlar kolaylıkla kitlelere karşı kullanılan silahlara dönüşebilir; bunun karşısındaki yegâne engel ise işçiyi iktidarın, ezenin ya da sömürücünün politik aleti olmaktan koruyacak sınıf bilinci ve bu bilincin pratikte taşınmasıdır. Tek başına bilincin yeterli olmadığı açıktır; bilinçten doğan taleplerin açık bir pratikle toplumsal düzleme yayılması gereklidir. Manifesto’nun izinden giden Plekhanov, sosyalistlerin açıklamalarını farklı ideolojik bölüklerden çekinmeden dile getirmelerini salık verir:

“İnsanlar muhtemelen, liberalleri korkutma ihtimalinden dolayı, görüşlerimizin açıkça ilan edilmesi için zamanın olgunlaşmadığını söyleyeceklerdir. Cevabım şudur: Onlardan bilerek, isteyerek çekinmek bizler için saçmadır; fakat olur da liberaller isteğimiz dışında bizden korkarlarsa, yapabileceğimiz tek şey onların tamamen ‘uygunsuz’ yüreksizliklerine acımak olacaktır. Bizim için her koşulda en sinsi ürküntü, ürkek liberal hayaleti karşısında sosyalistlerin gösterecekleri kaçamaktır. Söz konusu ürkekliğin vereceği zarar, liberal beyefendiyi ılımlılığımız ve hassas bilincimiz konusunda ikna ettiğimizde elde edeceğimiz avantajdan sonsuz derece daha büyük olacaktır.”

II. Lenin: Günaha çağrı

Plekhanov’daki göreli şematikliğe Lenin’de rastlanmaz. Plekhanov dışarıda durmaktayken Lenin bizzat konjonktürün içerisindedir. Konjonktürün içindeki Lenin ilk sıraya bozuculuğu koyar. Lenin için her konjonktürde değişmeyen tek şey baş düşmandır: Kıtlık gibi mevcut çelişkileri dışarıdan darbeleyen bir olay karşısında baş düşmana koz vermemek, baş düşmanlık konumunu bulandırmamak ve bu olayı da baş düşmana karşı mücadelenin gerekçesi yapmak.

Kadet’lerin yaklaşımı liberal-devletçi çizgidir. Bu çizginin kategorik çerçevesini kitlelere politika-altı yardım oluşturur. Yardımı baş düşman mevcut düzen içerisinde yapacak, geriye kalanlar ise onu denetleyeceklerdir. Değişen güçler dengesinde kendilerini dayatmayı dahi arzulamayan Kadetler, geleceğe dönük güç biriktirimi için herhangi bir sıçrama tahtası arayışından da kategorik olarak mahrumdurlar. Buna karşılık Lenin, bir yardım faaliyetinde önceliği faaliyetin kendisine değil, düzenle kimyasının uyuşmayacağını bildiği çözüm önerilerini, kitleler nezdinde, iktidara dayatmaya vermiştir. Lenin’in buradaki amacı ikili bir nitelik taşır: Kitlelere, düzenin reddedeceği somut önerilerle gitmek ya da olur da teklif kabul edilirse bunu otokrasinin eksikliklerini tamamlamaktan ziyade onları ifşa ve istismar etmek için kullanmak. Her iki durumda da Lenin’in hedefi ikili iktidarın nüvesini yaratmak ve güçler dengesinde somut bir güç olmanın temelini atmaktır.

Rejimin araçları yıkılmak için vardır, temizlenerek boyanmak için değil. Lenin’in bu konularda dilinden düşürmediği sözcüktür “bütçe”. Bütçenin iktidar demek olduğunu gayet iyi bilmektedir elbette. Kıtlık için gerekli paranın kitleler tarafından toplanması ve bunların iktidardan bağımsız şekilde harcanmasının garanti altına alınması. İşte Lenin’in ikili iktidar taktiğinin en net ifadesi! Diğer bir ifadeyle yapılması gereken, yapıcı olmak değil bozucu olmaktır. İktidardan koparılacak önemsiz tavizler görmezden gelinebilir, kritik olan iktidar sürecini ya bozmak ya da ondan bir kopuşu başlatabilmektir. Sonuç olarak her politik yapı kendi mantığını takip etmektedir ve verilecek politik mücadele, kaçınılmaz olarak, bunun temeli olan ideo-politik mantıksallığı da kapsayacaktır.

Lenin için birincil olan insanların / kitlelerin ihtiyaçları değil politik gereklerdir. Bozuculuk sürekli tahkim edilmeli ve böylelikle ikinci iktidar korunmalı ve süreç ilerlemelidir.

Lenin’in politik-teorik anti-hümanizmi Sol’daki çoğu kişi için kabul edilemez niteliktedir, hatta düşünülmesi dahi münafıklık sayılır. Fakat bu Lenin için hem tarihsel bir gerçek hem de politik bir zorunluluktur. Sonuçta insanlar tarihin her döneminde ölmektedirler; kıtlıktan, katliamdan ve bunun gibi olaylardan. Köleler geçmişte gözler önünde infaz edilirken, bugün de öldürülmektedir. Dünün ve bugünün kölelerini öldürenler efendilerdir; fakat Rusya’da olduğu gibi efendilerin de efendisi vardır. Lenin için karşıdaki iktidar hiyerarşisi baş düşmanı verir: Çar. Avrupa’nın yanı başındaki Rusya’da Çar’ın yönetimi altındaki efendiler tarafından her gün sömürülen, ezilen ve öldürülen kitleler şimdi de kıtlıktan dolayı ölmektedir. Olgular genel sömürü ilişkilerine içkin de olsa dışsal da olsa kitleler her durumda efendilerin karşısında savunmasızdır. Ezen-ezilen diyalektiği dışsal olaylarda da işlemeye devam eder; içsel çelişkiler nedeniyle veya dışsal nitelikli darbeler söz konusu olsa da ezilene yardım ederek onun bir kez daha ezilmesi için fizyolojik yeniden-üretimine katkı yapmaktan ziyade, ezilenin kendisini politik olarak yeniden-üretmesi hedeflenmelidir. Bu da hedefe iktidarı koyar; tek tek efendiler değil bu efendilerin yoğunlaşmış ifadesi olan merkezi iktidardır hedef.

Ezilenlere yapılacak maddi yardımlar politikanın ikincil veçhelerinden biridir sadece. Dışsal bir olay sonucunda yapılacakların karmaşıklığı iktidardan uzaklaştıkça artar. İktidar, vereceği yardım ya da dağıtacağı ulufe ile zaten kitleler gözündeki rakipsiz gücünü sürdürmek ister. Bunlar politik olarak karşıt pozisyonda olsalar da gerçekliği oldukça net biçimde kavramışlardır. Aynı yükümlülük devrimciler için de geçerlidir; gerçek maddi yardımlar, merkezi iktidar rakipsiz olduğu sürece, bir şekilde, iktidara yarayacaktır. Lenin’e göre, kitlelerde kıtlık nedeniyle kabarmış bir öfke olduğu net olsa da, politika-altı kalmaya mahkûm ve iktidarın göz yumduğu insani yardımlar güçlüye dayanmak anlamına gelecektir.

Devlet hâkimiyeti –kısa erimli pratik başarısızlıklar söz konusu olsa bile– sürdüğü müddetçe, devletin küçük veya ikincil yardımları karşısında bile devrimci öznelerin en büyük çabaları dahi etkisiz kalmaya mahkûmdur. Sonuç olarak, gerçekliği iktidar odakları gibi kavrayabilen devrimciler onların ellerindeki en büyük silahtan –kudretten– mahrum oldukları sürece maddi pratikleri gerçekliğe müdahalenin uzağında kalarak iktidara yarayacaktır. Gerçekten de Lenin’in belirttiği gibi, “olguya katılmak, olguya sadakatini sunmak, sözlü olarak kabul etmek ile olguyu yürürlüğe koymak farklı şeylerdir”. Hâlihazırda kitlelerin gerçek ihtiyaçlarını karşılamak, onlara istediklerini vermek, arzuladıkları değişiklikleri yapmak elinde gücü olanın yetisindedir. Yardımların politika-altı kalmamasının tek koşulu vardır: ya kudretli bir politik özne ya da yaklaşık aynı anlama gelmek üzere bizzat iktidar olmak.

Şu âna kadar Plekhanov ve Lenin aynı düzlemdeydiler. Fakat 1917 Ekim devriminden yaklaşık bir sene sonra Petrograd işçilerine yazdığı mektupta Lenin, olaya artık farklı bir düzlemden ve dolayısıyla farklı bir perspektiften bakmaktadır: İktidar düzlemi ve perspektifi. Bolşevikler iktidardadır ve birincil hedef iktidarı korumaktır. Bunun için yapılması gereken neyse yapılacaktır; Çar despotizmi zamanının aksine Lenin daha basit düşünebilecek ve bu doğrultuda hareket edebilecek bir düzlemdedir.

Kıtlığın Bolşevik iktidarı vurduğu anda Lenin bozuculuk değil yapıcılık konumunda bulur kendisini. Kıtlık dönemindeki taleplerin vurulacağı terazi, haklı olup olmamalarından ziyade, iktidarı ortadan kaldıracak sonuçlara yol açıp açamayacaklarıdır. İktidar, dikey ilişkileri kaçınılmaz kılacak ve yatay-örgütlenme artık söz konusu olamayacaktır.

Devlet gücü, herhangi bir başka iktidar gibi, kullanılacaktır. Bozuculuk artık düşmanlıktır, bozuculuk yapanlar karşı-devrimcidir. Bunun zorunlu sonucu ‘çelik bir devrimci iktidar’dır; iktidara karşı mücadelenin gerekleriyle iktidarın mücadelesinin gerekleri farklıdır. Ne sürekli devrimlerle iktidarın kurulması ve kurumsallaşması olanaksız kılınmalı ne de iktidar kapalı devre biçiminde kitlelerden bağımsız işlemelidir. Gerektiğinde ‘iaşe diktatörlüğü’, gerektiğinde ise NEP.

Son olarak belirtilmesi gereken, iktidarın halkın tümünden onay alması ya da rıza devşirmesinin mümkün olmadığı gibi gerekli de olmadığıdır. Lenin burada, Plekhanov’un aksine, politik bir müdahale yapar ve sosyalist bilincin edinimini tarihin evrimine bırakmaz, konjonktürü devrimci müdahalenin nesnesi yapar. Lenin için ‘proletarya diktatörlüğü’, öncülerin konjonktür bilinç sahibi olmayanlar üzerindeki ideo-pratiğidir. İktidar ve kitleler arasındaki bağlantı kayışı bu öncülerdir. Dışsal olayın oluşturacağı mesafe bu öncülerin nesnesidir. İktidarın kurumsallaşması öncü proleterlerin alışılmış mekânlarından çıkarak ve dürtüsel isyanın sınırlarını aşarak güçler dengesi içerisinde bu mesafeyi kapatmaya çalışmalarına bağlıdır. Lenin için bu pratik ‘genel bir devrimci görev’ olmaktan çıkmış, komünist bir görev haline gelmiştir. Proletarya diktatörlüğü sınıf savaşını sona erdirmediği için, Lenin’in müdahalesi hem teorik hem de politik olarak uygundur. Çünkü cepheleşme bitmemiştir, ezilenlerin düşmanları varlıklarını sürdürmektedir. Toplum, tarihin her dönemindeki gibi, masum olmaktan uzaktır. Kıtlıkla mücadelede gerekli ürün fazlasını, ne sebeple olursa olsun, saklayan yurttaş suçludur. Yıkmanın ve korumanın ortak politik noktası iktidardır ve kıtlıktan etkilenenlere yapılacak yardımın esas gayesi yardımseverlik değil, iktidarın kitlelerde tahkim edilmesidir.

Yazarın Diğer Yazıları

Aynı kategoriden yazılar