V. İ. Lenin
Çeviri: Eyüp Eser
Aşağıda Lenin’in üçü devrimden önceki yıllarda, biri devrimden kısa süre sonra yazılmış kıtlık üzerine dört yazısına yer veriyoruz. Başlığı biz koyduk.
Kıtlık Yardımı ve Duma’nın Taktikleri
23 Haziran 1906
Bugünkü gazeteler Devlet Dumasının Bütçe ve İaşe Komitelerinin 21 Haziran Çarşamba günkü ortak toplantısının haberlerini yapmışlar. Toplantıda İçişleri ve Finans Bakanlarının kıtlık desteği için 50 milyon ruble tahsisi tartışıldı. “Komite, acil ihtiyaçlar için Devlet Dumasına 15 milyon ruble tahsis edilmesini, meblağın cari harcamalardan alınmasını ve Kabineden mevcut harcamaların söz konusu miktar oranında azaltılmasını tavsiye etmeyi karar altına almıştır. Kabinenin 50 milyon ruble iç borç teklifi ise reddedilmiştir.” (Rech[1], 22 Haziran)
Kıtlık yardımı kaynakları tahsisi oldukça önemli bir konudur. Her zeki yurttaş bu sorunun tüm safhalarıyla birlikte kat ettiği süreci gözünü kırpmadan takip etmelidir.
İlk adım olarak, Devlet Dumasındaki birincil sorun konusunda okuyucuya bir hatırlatmada bulunacağız: Pogrom-kışkırtıcılarının hükümetine para vermek doğru mudur ya da kıtlık yardımı konusunda Duma’nın kendisini yegâne yetkili kılmalı mıdır? Birincisi, Delege Aladyin doğru olan ikinci çözüm için konuştu. Duma komitelerinin seçimle gelmesini, Duma temsilcilerinin etkilenmiş bölgelere gitmelerini, başvuruların “bağımsız kurumlara” yapılmasını ve para ile tüm kıtlık yardım işinin bu kurumlarda merkezileştirilmesini önerdi. Gurko ve Dumovo’lara bir kopek bile yok! –dedi Aladyin, Duma’nın sol sıralarından yükselen alkışlar ve katılıyorum bağırışları arasında. Aladyin’in bu doğru pozisyonu korumadığını biliyoruz. Çok yükseklerden uçtu ama sonunda Kadet kümesine tünedi. Sosyal-Demokrat vekiller yanlışı, soruna dair fikirlerini güçlü konuşmalarla ifade etmeyerek yaptılar. Duma, önergenin Kadet formülünü, diğer işe geçmek için kabul etti.
Böylece, prensibe dair temel sorun Kadet, toprak sahibi ve liberal çizgi temelinde çözüldü. Duma bu durumda devrimin aracı olmayı reddetti. Duma halktan korktu, halka başvurmaktan dehşete düştü. Prensip olarak kıtlık yardım işini Gurko’ların ve pogrom-kışkırtıcı Bakanların ellerine bırakmayı kabul etti. Böylelikle Kadet Duması pogrom-kışkırtıcıları üzerinde halkın yardımıyla baskı kurmayı ve pogrom-kışkırtıcılarına karşı halkın yanında savaşmamayı istediğini gösterdi; pogrom-kışkırtıcılarını birazcık törpülemeyi ama kesinlikle onları makamlarından etmemeyi istedi.
Sorun ikinci safhaya girmiştir. Kadetler şimdi pogrom-kışkırtıcıları üzerinde nasıl baskı oluşturacak? Bakanlarla Duma Komitesi arasındaki pazarlıklar çoktan başladı. İçişleri ve Finans Bakanları, 21 Hazirandaki Komite toplantısında hazır bulundular. Halkla ve “bağımsız kurumlarla” bir işi olmayan, böylesi kurumlarla orta yol bulmayı reddeden bir Duma Bakanlarla pazarlıklara başlamıştır. “Saygıdeğer Bakanlara bir kopek bile yok” –sadece bir retorikten ibarettir. Saygıdeğer Bakanlarla yapılan pazarlık hâlihazırda bir olgudur. Bakanlar kredi için yetki istediler. Duma Komitesi talebi reddetti. Paranın bu yılın Bütçesinden alınmasını talep ettiler; kıtlık yardımı için gerekli miktarın elde edilmesi için bazı zararlı harcamaların kısılmasını istediler. Söz konusu taktik manevra ve kuşatma harekâtıyla Duma, Devlet Bütçesini kontrol etme hakkının bir zerresini elde etmektedir. Bütçe, halkın temsilcilerinin onayı olmaksızın kabul edildi; fakat şimdi ise, zararlı harcamaları azaltma ve gerekli harcamalar için fonları edinme amacına sahip Bütçe tashihi dolambaçlı bir yoldan garanti altına alındı.
Bu, sorunun ikinci aşamasıdır. Liberal toprak sahipleri ile liberal burjuvazinin partisi Kadetler, eski rejimin araçlarını kontrol etmek; onlar üzerinde etki yaratmak, bunları temizleyerek boyamak; Nabokovları Stolypinlerle değiştirmek istiyor. Fakat tüm bu eski, polisiye ve feodal rejimin araç ve kurumlarını kökleri halkın içinde olan kurumlar ve tüm halk tarafından özgürce seçilmiş memurlarla değiştirmek istemiyorlar. Kıtlık yardımı için gereken para nasıl elde edilecektir? Söz konusu milyonların harcanması için kime güvenilecektir? Mevcut sürecin üç ana politik gücü bu sorulara üç ana cevap verdi.
Pogrom-kışkırtıcısı polis hükümetinin cevapları: Polis-pogrom Bütçemize zarar vermemek için yeni bir kredi almak. Polis ve pogrom-kışkırtıcısı bizler harcayacağız bu parayı.
İşçi sınıfı ile politik bilinçli köylülerin cevabı: Bırakın parayı halk toplasın ve para, gerçek anlamda halk tarafından seçilmiş, yozlaşmış polisle herhangi bir ilişkisi olmayan “bağımsız kurumlar” aracılığıyla harcansın. Bu bağımsız kurumlar, devlete ve bütün “Hazineye” içkin iktidarı halka aktaracak geniş bir kitlesel hareket yaratılması için kullanılmalıdır.
Liberal toprak sahipleri ve liberal burjuvazinin (“Kadetler”) cevabı: “Bağımsız kurumlar” istemiyoruz, onlardan ödümüz kopuyor. Halk “çok ileri” gidebilir. Eski pogrom-kışkırtıcılarıyla devam etmek ve onları biraz temizleyip fırçalamak daha iyidir. Bütçelerinden kesinti yaparak zararlı harcamaları düşürmek. Liberal toprak sahiplerinin, bizlerin kontrolü altına alındıktan sonra, söz konusu paranın harcanması için pogrom-kışkırtıcılarının hükümetine güvenin.
Cevaplar son derece açıktır. Hükümetin, burjuvazinin ve proletaryanın pozisyonları da nettir.
Liberal burjuvazi (Kadetler) hükümetle halk arasında salınmaktadır. Salınanlar müphem bir pozisyondadır. İfade etmek gayet kolaydır: Zararlı harcamayı kısarak parayı mevcut Bütçeden alın! Fakat para derhal lazımdır ve söz konusu operasyon yalnızca Devlet Konseyi ve Devlet Başkanının rızalarıyla gerçekleşebilir. Böylece Kadetler yüksek bürokratlar ile gizli danışmanların gönüllü rızasını alma isteklerini sürdürmekteler. Kadetlerin hesapları neye dayanmaktadır? Gelecek Kabine’nin bileşiminde bir pazarlık olanağı.
Gerçek gerçeğe tam cepheden bakmalıyız. İkiyüzlülük boşunadır. Saklambaç oynamak gereksizdir. Kıtlık yardımı için para edinme gerekliliği Kadetler’le pogrom-kışkırtıcı hükümet, Kadetler’le gizli danışmanlar arasında süren pazarlıkta kullanılmaktadır. Sonuç olarak Kadetler pogrom-kışkırtıcılarına şunu söylemektedir: Eğer siz beyefendiler bize istediğimizi verip Yermolov yerine Muromtsev’i Başbakan olarak atarsanız, biz de önünüzden çekilir ve halkın “tehlikeli bağımsız kurumlarına” başvurmadan (hem siz pogrom-kışkırtıcılarına hem de biz toprak sahiplerine) sizlere 15, belki 50 milyon kıtlık yardımı veririz.
Duma’daki mevcut olayların gerçek önemi burada yatmaktadır. Kadet gazetesi Rech’de Bay Yeshchin’in makalesinin gerçek önemi bu noktadadır. Bu gazetenin başyazısı ufak çekincelerle bu yazıyı över ve yazar da, krediyi “Duma’nın mantıksal olarak talep edeceği tüm koşullarla birlikte” hükümetin pogrom-kışkırtıcılarına vermesi gerektiğini söyler.
Politik durum nettir. Duma’daki Sosyal-Demokrat vekillerimiz ciddi bir görevle karşı karşıyadır şimdi. İlk adımda, Bütçe ve İaşe Komitesi’nin raporu tartışmaya açıldığında, Kadetler’e ciddi saldırılarda bulunmalıdırlar. Halkın “bağımsız kurumlarını” talep etmek zorundayız. Aralarında bir sürü toprak sahibinin olduğu Kadetler’in tüm toprağa –herhangi bir tazminat ödenmeksizin– ihtiyacı olan halktan ve bütünsel özgürlükten neden korktukları konusunda köylülerin gözlerini açmak zorundadırlar. Proletarya partisinin emekçi kitlelerin tümünün sempatisini garantilemek ve böylelikle liberal toprak sahiplerinin salınımları ile ödlekliklerini açıkça ve kamusal temelde ifşa etmek için bu soruna dair karar üzerinde bir oylamada ısrar etmeliler.
İkinci olarak, Kadetler bağımsız kurumlara başvurma tasarısını reddettiklerinde Sosyal-Demokratlar ikinci tahkimatımızdan ikinci saldırıyı başlatmak zorundadırlar. Komite’nin (Bütçe ve İaşe ortak Komitesi) İçişleri ve Finans’ın saygıdeğer bakan beyefendileriyle yaptıkları pazarlıkların bütün detaylarını neden yayımlamadıkları hakkında bir açıklama talep etmeliler. Komite’de bulunan Kadetler tarafından tüm Bütçe üzerine yapılmış eleştirilerden çok daha detaylı ve kararlı eleştirilerde bulunmaya hazır olmak zorundadırlar. Kadetler’in oynadıkları ikili oyunu ve polis pogrom-kışkırtıcılarının Rusya Bütçesindeki tüm “sırlarını” ortaya seren sesler Duma kürsüsünden ancak o zaman duyulacaktır. Toprak sahipleri ve kapitalistlerin, askeri maceraların, casuslar ve jandarmalara “yardım”ın, Mançurya trajedisinin bütün yüksek-mevkili kahramanlarını[2] ödüllendirmek ve halka zulmeden hırsız memur sürüsünü korumak için onlarca, yüzlerce milyon rubleyi çarçur edenlerin bütçesidir bu. Zararlı harcamaların 15 ya da 50 milyon rublenin çok daha üzerinde olduğunu kanıtlayan sesler Duma kürsüsünden duyulacaktır.
Kadetlerin istediği tek şey hükümet üzerinde cüce bir baskı kurmaktır. Pogrom-kışkırtıcıları Sosyal-Demokratlar tarafından hesaba çekilecek ilk kişiler olacaktır; fakat Kadetler de halkla gizli danışmanlar arasındaki derin hasımlığın üzerini örtme teşebbüsleri için cevap vereceklerdir.
Kaynak:“Famine Relief and the Tactics of the Duma”. Collected Works, v. 11, 1972, Progress Publishers, Moscow. ss. 43-47.
Kıtlık ve Gerici Duma
22 Aralık 1911
Uzun olmayan bir zaman önce, geçen yılın hasadının etkisi altındaki yazar bozuntusu gazeteciler, sadece “yeni tarım politikası”nın faydalı sonuçlarını ileri sürmediler, aynı anda, işareti bunlardan alan bazı saf kişiler de tarımımızda bir değişim yaşandığını ve tüm Rusya sathında bir gelişmenin yaşandığını iddia ettiler.
Doğal olarak Sağ feodal toprak sahipleri, “Bakanlar Kurulu Başkanı’nın ayrıntılı ve tabiri caizse kapsayıcı konuşması”ndan (Delege Vishnevsiky, 9 Kasım) coşku duydular; tüm doğallığıyla yaltakçı Ekimciler bir sonraki konuya geçmek için verdikleri önergede, “başarısız hasatların sonuçlarıyla mücadele etmek için hükümetin önlemlerini zamanında aldığından” bahsettiler; ve önde gelenlerinden (kesinlikle sıradan bir ölümlü olmayan!) birisi ise, “toplumun arzuladığı iaşenin sağlanmasının aracı olarak konserve balığın sınırsız dağıtımı” üzerine derin bir söylevden haz duymaktaydı.
Aç, tifo hastası, iskorbüt sahibi insanlar ya kapmak için köpeklerle kavga ettikleri leşleri ya da Devlet Dumasında gösterilen küller ve gübreyle karıştırılmış ekmekleri yemektedirler –Ekimciler için bunların hiçbirisi yaşanmamaktadır. Bakanın sözleri bunlar için yasadır.
Peki ya Kadetler? Bu sorunda bile hükümetin meşum davranışı üzerine dolaysızca ses etmekten kaçınmak bir yana, konuşmacılarından biri Kutler aracılığıyla, “Bakanlar Kurulu Başkanı’nın kapsayıcı konuşmasından şüphe götürmez sonuçlar çıkartmaktan” (9 Kasım Oturumu) daha iyisini becerememişlerdir; ve diğer konuya geçmek için verdikleri önergeyi oluştururlarken, hükümetin pratiğini kibarca ve basitçe, “yetersizlik [!]; sistematik, eksik ve her zaman vaktinde gerçekleşmeyen” şeklinde tanımlamışlardır.
Yardım ve örgütlenmeler sorunu, Sosyal-Demokrat Vekil Yoldaş Belousov konuşmasında doğru şekilde işaret ettiği gibi, konunun sadece bir veçhesidir. Konunun dönüp dolaşıp kıtlığa geldiği her seferde kendini gösteren soru da daha az önemsiz değildir: kıtlığın sebepleri ve başarısız hasatlar karşısında alınan önlemler.
Sağ feodal toprak sahiplerinin çözümü “gayet basittir”: “aylak” mujik daha çok çalıştırıldıktan sonra “ürünleri dağıtacaktır”. Kursk’lu II. Markov’a göre, “mujiğin senenin 365 gününde sadece 55-70 gün çalışması, geriye kalan üçyüzde ise yan gelip yatması”, sırtını dayadığı ocakta ısıtması ve “hükümetten tayın talep etmesi korkunç bir şeydir”.
Milliyetçiler ve Ekimciler arasındaki yarı-feodal toprak sahipleri konuya dair daha “derin” bir görüşe sahipler. Otoriteleri övücü şarkılar söyleme görevleriyle uygun biçimde hâlâ halkı, “toprağın zayıf ve sarhoşlardan güçlü ve ayıklara geçtiğinde, rahmetli P. A. Stolypin tarafından başlatılmış reformlar tamamıyla uygulandığında ve güçlü olanın menfaati sağlandığında kıtlık sorununun radikal biçimde çözüleceğine” (9 Kasım Duma oturumunda Kelepovski’nin konuşması) ikna etmeye çalışıyorlar.
Yine de, 9 Kasım kararnamesinin kısa süre öncesinin ileri görüşlü müdafileri “büyük reform” üzerinde asılı duran ölümün nefesini hâlihazırda hissetmeye başlamışlardır. Eskiden olduğu gibi şimdi de “9 Kasım yasasının yanında” olan Saratov vekili N. Lvov, izlenimlerini “gerçeklik ile ilişkisi” yoluyla edindiğini Duma’yla paylaştı: “Devlet Dumasında dile getirdiğiniz her şey bir şekilde insanın kendi gözleriyle gördüğü gerçek ıstıraptan korkunç biçimde kopmuş görünmektedir”. “Çok dikkatli olunmalıdır ve bazılarının görmezden gelmeye eğilimli olduğu malum toplum kesiminin korunması gerekmektedir. 9 Kasım yasası sonucunda, Saratov da dâhil olmak üzere, bazı bölgelere yeni insanlar geldi, toprak fiyatları yükseldi ve fakir nüfusun sorunları aşırı derecede güçleşti… Fakir köylüler korkunç bir öfke ile suçlu arayışındadır – ve bu durum karşısında bazı önlemler alınmalıdır… Güçlüye dayanmak, hiçbir şekilde, fakir köylülerin yıkımını hızlandırmak ve sefalete terk edilmeleri anlamına gelmez” vs…
Kısaca, “gerçeklikle etkileşimle edinilen” izlenimler bu toprak sahibinin gözlerini “9 Kasım yasası lehine” açmaya başlamıştır. Stolypin’in “tarım reformu”nun sağlıklı etkilerine dair ölçülemez derinlikli şüphe tohumları bu yılın kıtlığıyla birlikte Sağcı köylülerin zihinlerine ekilmiştir. Sağcı bir köylü olan Andreiçuk tarafından hazırlanmış ve “büyük toprak sahiplerinin ellerindeki toprak miktarının sınırlanması için erken bir tarihte hükümet tarafından Devlet Dumasına verilmesi gereken” –ve tüm Sağcı köylüler hatta kırsal bölge papazlarınca bile desteklenmiş– bir tasarı köylülerin, hatta bunlar arasındaki Sağcıların, “kıtlıkla mücadelenin” nasıl yapılması gerektiğini her şeyden çok daha net ortaya koymaktadır.
Andreiçuk tarafından seslendirilmiş ve dolaysızca köylü evreninden gelen talep hem derin bir kırsal devrim ihtiyacının Sağcı köylülerin bile bilinçlerine nasıl nüfuz ettiğini hem de bunların bile kıtlık karşıtı mücadelenin “toprak için” mücadeleden ayrılamaz olduğunu ne ölçüde kabul ettiklerini göstermesinin ilave kanıtlarını (küçük toprak sahiplerine hisse temin etmek için zorunlu taşınmaz devrini Sağ ve Sol köylü vekillerinin açıklamalarını, 9 Kasım kararnamesi tartışmaları üzerine köylü vekillerinin konuşmalarını hatırlayın) gösterir.
Köylülerin toprak açlığı yatıştırılmadan, vergilerin yıkıcı baskısı hafifletilmeden, kültürel standartlar geliştirilmeden, köylülerin yasal statülerinde belirleyici değişiklikler yapılmadan, gayrimenkullere el konulmadan ve devrim olmaksızın kıtlığa karşı bir mücadele hayal dahi edilemez.
Bu bağlamda bu senenin başarısız hasadı mevcut tüm politik sistemi ve Üç Haziran Monarşisini bekleyen kıyametin yeni bir habercisidir.
Kaynak: “The Famine and the Reactionary Duma”. Collected Works, v.17,1977, Progress Publishers, Moscow. ss. 446-450.
Kıtlık
17 Mart 1912
Kıtlık, bir kez daha… Geçmişte, 1905-öncesinin eski Rusya’sında olduğu gibi. Ekin herhangi bir yerde boy vermeyebilir, fakat bu sadece Rusya’da böylesi vahim felaketlere, milyonlarca köylünün açlıktan kırılmasına yol açar. Hükümet destekçileri ile toprak sahiplerinin dahi kabul etmeye mecbur kaldıkları mevcut afet, ölçü olarak, 1891 kıtlığını geride bırakmıştır.
Otuz milyon insan müthiş sıkıntılara maruz bırakılmıştır. Köylüler parsellerini, hayvanlarını ve satılabilecek her şeylerini yok pahasına satmaktadırlar. Köylüler kızlarını bile satmaktadırlar –köleciliğin en berbat koşullarına evirtim. Ulusal felaket, atılacak kısa bir bakışla bile, sözde ‘medeni’ toplumsal düzeninizin gerçek özünü faş eder. Farklı biçimlerde, mekânlarda ve farklı ‘medeniyetler’de de olsa bu sistem eski köleliktir; ‘üstteki’ onbin’in asalaklığı, lüksü ve zenginliği amacıyla milyonlarca emekçinin köleliğidir. Bir tarafta çetin çalışma ve köleler varken diğer tarafta kölelerin kaderlerine dair mutlak umursamazlıklarıyla zenginler bulunmaktadır. Geçmişte köleler göz önünde açlıktan öldürülür, kadınlar açıkça efendilerin haremlerine alınır ve saklamaya gerek bile duyulmadan işkenceler yapılırdı. Köylüler günümüzde de –bütün hile ile kazanımlar ve medeniyetin tüm ilerlemesi eşliğinde– açlığa mahkûm olacak, kazayağı otu ve ekmek yerine toprak parçaları yemek zorunda kalacak ve iskorbütten mustarip şekilde acı içinde ölecek derecede soyulmaktadır. Aynı zamanda, başlarındaki II. Nikola’yla birlikte, Rus toprak sahipleri ve Rus kapitalistleri geniş ölçekte büyük paralar kazanmaktadır; kaldı ki başkentteki eğlence mekânlarının işletmecileri işlerin hiç bu kadar iyi olmadığını söylemektedir. Büyük şehirlerde gösterişi yapılmakta olan, uzun yıllardır görülmemiş arsız ve ölçüsüz bir lükstür.
Modern medeniyetin yanı başındaki söz konusu ortaçağ kıtlık büyülerine bütün ülkelerin içerisinde neden yalnızca Rusya’da şahit olmaktayız? Çünkü sermaye adındaki yeni vampirin Rus köylülerini soyduğu koşullarda köylülerin elleri ve ayakları feodal toprak sahipleri, feodal toprak mülkiyeti ve Çarcı otokrasi tarafından bağlanmış durumdadır. Toprak sahibi tarafından soyulmuş, yetkililerin zorbalıkları altında ezilmiş, polis kısıtlamaları ağına dolanmış kırsal müfettişler, rahipler, köy polisleri tarafından izlenen ve bunlar tarafından taciz edilmiş ve zulmedilmiş köylüler sermaye ve onun öğeleri karşısında Afrikalı barbarlar gibi savunmasızdırlar. Yirminci yüzyıl Rusya’sındaki gibi açlık yüzünden büyük sayılarla yaşamlarını yitiren insanlarla şimdilerde yalnızca barbar ülkelerde karşılaşırsınız.
Yeni tarım politikasının getirileri ile köy komünlerini terk etmiş çiftliklerin ilerlemeleri üzerine Çar hükümetinin yaptığı bir sürü böbürlenmenin ertesindeki mevcut kıtlık, şüphesizce, köylülere çok şey öğretecektir. Kıtlık milyonlarca yaşamı yok edecektir fakat aynı anda, Çar monarşisi ve toprak sahiplerine karşı verilmesi zorunlu devrimci savaşı görmekten köylüleri alıkoyan, Çara karşı duyulan geri, barbar ve kölece inancın son kalıntılarını da ortadan kaldıracaktır. Köylüler içinde bulundukları koşullardan yalnızca toprak mülkiyetini ortadan kaldırarak kurtulacaklardır. İnsanlar için az ya da çok sürdürmeye değer bir yaşamı, açlık ve umutsuz fakirlikten kurtuluşu sadece toprak sahiplerinin dayanağı olan Çar monarşisinin ortadan kaldırılması mümkün kılacaktır.
Bunu açık kılmak sınıf bilinçli her işçi ile köylünün görevidir. Kıtlıkla olan temel ilişkimiz budur. Açlık çeken köylüler için, mümkün olan her yerde, işçilerden toplanacakların örgütlenmesi ve kaynakların Duma’daki Sosyal-Demokrat üyeler vasıtasıyla sevk edilmesi –elbette bu da gerekli işlerden birisidir.
Kaynak: “Famine”. Collected Works, v.17,1977, Progress Publishers, Moscow. ss. 527-528.
Kıtlık Üzerine
Petrograd İşçilerine Bir Mektup
22 Mayıs 1918
Yoldaşlar, Putilov Fabrikası işçisi ve Parti yoldaşı olan vekillerinizden biri önceki gün beni aradı.[3] Bu yoldaş, Petrograd kıtlığı üzerine ayrıntılı ve gayet tırmalayıcı bir resim çizdi. İaşe sorununun birçok sanayi bölgesinde son derece akut bir durumda olduğunu ve kıtlığın işçiler ve genel olarak fakirlerin kapısını yumrukladığını biliyoruz.
Bununla yan yana tahıl ve diğer iaşe ürünlerinde yapılan vurguncu sefahati de gözlemliyoruz. Kıtlığın nedeni Rusya’da tahıl bulunmaması değil; aksine, sorunların en önemlisi olan ekmek sorununda emekçilerin iktidarına, işçilerin devletine, Sovyet iktidarına karşı burjuvazi ve genel olarak zenginlerin nihai ve kesin bir kavga veriyor olmalarıdır. Genel olarak burjuvazi ve zenginler, kulaklar ve kırsal zenginler de dâhil olmak üzere, tahıl tekelini engellemektedir; bunlar, başta işçiler, emekçiler ve ihtiyaç sahipleri olmak üzere, nüfusun tümüne ekmek tedarik etmek amacıyla devletin gerçekleştirdiği tahıl dağıtımını bozmaktadırlar. Burjuvazi sabit fiyat uygulamasını bozmakta, tahıl vurgunculuğu yapmakta, her birim tahıldan çok fazla kâr etmektedir; rüşvet ve yozlaşma yoluyla tahıl tekelini ihlal etmekte ve uygun dağıtımı bozmakta ve sosyalizmin temel, esas ve –her emekçinin anlayabileceği “Çalışmıyor o zaman yemek de yemeyecek”– başat prensibini uygulamaya çabalayan işçi iktidarını ortadan kaldıracak her eğilimi bilerek ve isteyerek desteklemektedir. Her işçi, her fakir ve hatta orta köylü, yaşamında yokluğun acısını çekmiş herhangi biri, emeğiyle yaşamış herkes bununla hemfikirdir. Rusya’nın onda-dokuzu bu olguya katılmaktadır. Söz konusu basit, temel ve apaçık gerçeğin arkasında sosyalizmin temeli, gücünün lağvedilemez kaynağı ve nihai zaferinin yok edilemez vaadi yatmaktadır.
Bu olguya katılmak, olguya sadakatini sunmak, sözlü olarak kabul etmek ile olguyu yürürlüğe koymak farklı şeylerdir. Zenginler, kulaklar ve vurguncuların milyonlarca birimi stokladıkları bir ülkede açlığın ıstırabında (Petrograd, kırsal olmayan birimler ve Moskova’da) kıvranan milyonlarca insanın bulunduğu bir ülkede –kendisini sosyalist bir Sovyet Cumhuriyeti olarak adlandıran bir ülkede– her bilinçli işçi ve köylünün üzerinde ciddi ve derinlemesine düşünmesini gerektiren bir şey bulunmaktadır.
“Çalışmıyor o halde yemeyecek” – bu nasıl uygulanacaktır? Uygulama için bizlere ilk adımda gereken günışığı kadar nettir; devlet tahıl tekeli, özel tahıl ticaretinin mutlak yasaklanması, tüm tahıl fazlasının sabit bir fiyat üzerinden devlete zorunlu teslimi ve kim tarafından yapılırsa yapılsın tahılın stoklanmasının ve saklanmasının mutlak biçimde yasaklanması. İkinci olarak tüm tahıl fazlasının katı kayıtlarının tutulması, bolluk bölgelerinden kıtlık bölgelerine tahılın taşınmasında hatasız bir organizasyon kurulması ve tohum, işleme ve tüketim için rezervler oluşturulması gereklidir. Son olarak işçi devleti, proletarya devleti tarafından kontrol edilen adil, uygun ekmek dağıtımı ve yurttaşlar arasında zenginler için herhangi bir imtiyaz ve avantaj sağlamayacak bir dağıtım ihtiyacı kaçınılmazdır.
Kapitalizmden komünizme geçişte ve emekçi kitleleri baskının ve sömürünün her çeşidinden kurtarmak için gerekli olan devlet gücünü (ve dahası, burjuvaziye karşı merhametsizliğinde gaddar bir iktidarı ve hükümeti karıştıranlara karşı zalim bir katılık sergileyen iktidarı) reddeden anarşist lafebelerinin kesif aptallıklarını görmek için kıtlıkla başa çıkma koşulları üzerine kısmen düşünmek bile yeterlidir.
Devrimimizin sosyalizmin gerçekleşmesine ilişkin görevlerine dolaysız, somut ve pratik olarak yaklaştığı zamanda, sorunların en önemlisi ekmek sorunuyla bağlantılı olarak çelik bir devrimci iktidar, proletarya diktatörlüğü, iaşe ürünlerinin kitlesel ve ulusal bir çerçevede toplanması, taşınması ve dağıtımı, milyonlarca insanın ihtiyaçlarının göz önüne alınması, üretimin koşulları ve sonuçlarının sadece bir yıl için değil (başarısız hasatların varlığı ile tahıl üretiminin arttırılması için gerekli toprak ıslahlarının yıllar alması vs. nedeniyle) gelecek yıllar için de hesaplanması gerekliliği apaçık hale gelir.
Romanov ve Kerenski talancı, kriminal ve en korkunç savaşlarıyla dibine kadar fakirleştirilmiş bir işçi sınıfı ve Rusya ile yabancı emperyalistlerce soyulup soğana çevrilmiş bir ülke bıraktılar. Ekmek, her birimin sıkı kaydının tutulması ve mutlak eşitlikle dağıtılmasıyla ancak yeterli olacaktır. Yalnızca makineler için akut ekmek –yakıt– sıkıntısı vardır; sıkı ve acımasız bir tüketim ve uygun bir dağıtım ekonomisi oluşturmak için her çabayı göstermediğimiz sürece demiryolları ve fabrikalar duracak, kıtlık tüm ulusa yıkım getirecektir. Bir felaketin eşiğindeyiz, facia çok yakın. Dayanılmaz bir Mayıs’ı çok daha zorlu Haziran, Temmuz ve Ağustos takip edecektir.
Devlet tahıl tekelimiz sadece yasa olarak var olmakta, fakat pratikteki her adım burjuvazi tarafından engellenmektedir. Kırsal zengin kulaklar, onyıllardır tüm köyleri soyan parazitlik, vurgunculuk ve istifçilikle kendisini zenginleştirmeyi tercih eder… Cüzdanı için gayet pratiktir ve kıtlığın bütün sorumluluğunu Sovyet iktidarına yükleyebilir. Kulakların politik müdafileri Anayasal-Demokratlar, Sağ Sosyalist-Devrimciler ve açık ve gizli biçimde tahıl tekeli ile Sovyet iktidarına karşı “çalışan” Menşevikler’in çizgisini de bu oluşturur. Omurgasızların partisi olan Sol Sosyalist-Devrimciler omurgasızlıklarını burada da sergilemektedirler: Burjuvazinin haris feryat ve yakınmalarına boyun eğmekte, tahıl tekeline karşı yaygara koparmakta, iaşe diktatörlüğünü “protesto etmekte”, burjuvazi tarafından korkutulmaya rıza göstermekte, kulaklarla mücadele etmekten çekinmekte ve sabit fiyatların yükseltilmesi, özel ticarete izin verilmesini kendilerini paralayarak tavsiye etmekteler.
Bu omurgasızlar partisi; kulakların fakir köylüleri Sovyetlere karşı kışkırtmasını, bir birim tahılı altı yerine üç rubleye satarak rüşvet verdiği yozlaştırılmış fakir köylünün vurgunculukla kendisine “pay çıkartmasını”, kulakların aldığı tahılı fahiş bir fiyatla satarak “kâr etmesini” hoş görüyle karşılamayı ve buna karşılık köylünün özel tahıl ticaretini yasaklamış Sovyetlere kara çalmayı günlük politikasına yansıtmaktadır.
Düşünme yetisine sahip herhangi biri, az biraz da olsa düşünme iradesi taşıyan biri bile bu mücadelenin hangi çizgide ilerlediğini görebilir.
Ya ileri ve sınıf-bilinçli işçiler muzaffer olacak ve fakir köylüleri etraflarında toplayacak, sert bir düzen, acımasızca gaddar bir yönetim ve özgün bir proletarya diktatörlüğü kuracak ya kulakları boyun eğmeye mecbur edecek ve ulusal düzeyde uygun bir iaşe ve yakıt dağıtımı oluşturacak; ya da kulakların yardımı ve omurgasızlar ile sersemlerin (anarşistler ve Sol-Sosyalist Devrimciler) dolaylı desteğiyle burjuvazi Sovyet iktidarını devirecek ve Finlandiya ile Ukrayna’da olduğu gibi, insanlara onaltı saat çalışma karşılığında haftada bir ons ekmek verecek, işçileri kitlesel biçimde infaz edecek ve zindanlara tıkacak bir Rus-Alman ya da Rus-Japon Kornilov iktidarı kurulacaktır.
Ya o – Ya bu.
Orta yol yoktur. Ülke dehşet bir durumdadır.
Anayasal-Demokratlar, Sağ Sosyalist Devrimciler ve Menşeviklerin bir Rus-Alman ya da Rus-Japon Kornilov’unun mu daha “hoş” olacağı, devrimi başına taç kondurulmuş bir Kornilov’un mu yoksa cumhuriyetçi bir Kornilov’un mu daha etkin biçimde ezeceği konularında mutabakata vardıklarını, politik yaşam üzerine kafa yoran herhangi biri görmemezlik edemez.
Bütün sınıf-bilinçli ve ilerici işçilerin ortaklaşmaları gereken zamandayız.
Yarım yamalak önlemlerin faydası yoktur. Mızmızlanmak bizi bir yere götürmeyecek. Ekmek ve akaryakıtı “perakende tarzında”, “herkesin kendi başının çaresine baktığı” biçimde; “bizim” fabrika, atölye temelinde garantilemeye çalışmak sadece örgütsüzlüğü yükseltecek ve vurguncuların bencil, iğrenç ve ahlaksız çalışmalarını kolaylaştıracaktır.
Yoldaşlar, Petrograd işçileri, işte bu nedenle sizlere bu mektubu yazma hakkını kendimde gördüm. Petrograd Rusya değildir. Petrograd işçileri Rusya işçilerinin küçük bir bölümüdür yalnızca. Fakat yine de işçi sınıfının ve tüm Rusya emekçilerinin en iyi, en ileri, sınıf-bilinçli, devrimci, kararlı bölüğü ve boş sloganlara, omurgasız ümitsizliğe ve burjuvazinin korkutmalarına boyun eğecek son kıtasıdır. İlerici sınıfların daha ufak ilerici müfrezelerinin herkesi peşi sıra sürüklemesi, kitleleri devrimci coşkuyla ateşlemesi ve muazzam tarihsel işler başarması, ulusların yaşamlarının kritik anlarında sıkça rastlanan bir durumdur.
Petrograd işçilerinin temsilcisi bana “Putilov Fabrikasında kırk bin işçiyiz” dedi. “Fakat işçilerin çoğunluğu ‘geçici’; proleter olmayan, güvenilmez gevşek bir toplam. Fakat şimdi geriye on beş bin işçi kalmış olsa bile bunlar kavgada sınanmış ve çelikleşmiş proleterlerdir.”
Çağrıyı yapacak, birlikte ayaklanması gereken, ülkenin kurtuluşunun elinde olduğunu anlamak zorunda olan, Ekim 1905 ile Şubat ve Ekim 1917’de gösterdiği kahramanlıktan daha azının beklenmediği, vurgunculara, kulaklara, parazitlere, bozgunculara ve rüşvetçilere, insanlarla makineler için ekmeğin toplanmasının, nakledilmesinin ve dağıtımının katı devlet düzenini ihlal edenlere karşı düzenlenecek “haçlı” seferini örgütlemesi talep edilen –hem Petrograd’da hem de tüm ülkede– devrimin öncüsü işte budur.
Hem devrim hem de ülke sadece ilerici işçilerin kitlesel çabalarıyla kurtulur. Bütün ülke sathındaki milyonlarca fakir köylüye durumu açıklayacak ve bu milyonların önderliğini üstlenebilecek sınıf-bilincine sahip, halk için savaşanları soygunculara dönüştürecek “baştan çıkmışları” aralarından atacak ve hepsini kurşuna dizecek kararlılığa sahip on binlerce ilerici ve çelikleşmiş proletere ihtiyacımız var. Haçlı seferinin tüm zorluklarına örgütlü bir biçimde dayanacak ve düzenin kurumsallaşması, Sovyet iktidarının yerel organlarının güçlenmesi ve yerellerdeki her birim tahıl ve yakıtın üzerinde kontrol sağlanması için devrimi ülkenin her köşesine taşıyacak kadar kararlı ve adanmış proleterlere ihtiyacımız var.
Tüm bunları yapabilmek, alışılmış mekânları terk etmeden, haçlı seferine katılmadan ya da kendisini sadece ahmak Romanov canavarına veya aptal ve palavracı Kerenski’ye karşı dürtüsel başkaldırıyla sınırlandırmaktan daha zordur. Ulusal çerçevedeki kesintisiz ve direşken örgütsel çalışmada gösterilecek kahramanlık, başkaldırıda ortaya konacak kahramanlıktan çok daha zor hem de aynı zamanda çok daha üstündür. Fakat işçi sınıfı partileri ve bizzat işçi sınıfı, gücünü, tehlikeyle her zaman cesur, dosdoğru ve açıkça yüzleşmekten, tehlikeyi çekinmeden kabullenmekten ve “kendi” kampımız ile sömürücülerin kampı arasındaki güç dengelerini sade biçimde ölçüp biçmekten almaktadır. Devrim ilerlemekte, gelişmekte ve büyümektedir. Karşı karşıya kaldığımız görevler de büyümektedir. Mücadele genişlemekte ve derinleşmektedir. Düzgün bir ekmek ve yakıt dağıtımı, bunların daha büyük miktarlarda tedariki ve işçiler tarafından ulusal-temelde bunların sıkıca kayıt altına alınması ve kontrolü – sosyalizmin gerçek ve başat başlangıç koşulu işte bunlardır. Artık bu, “genel devrimci” bir görev olmaktan çıkmış bir komünist görev, emekçiler ile fakirlerin kapitalizm karşısındaki nihai savaşa girmesini gerektirecek bir görev haline gelmiştir.
Ve bu savaş kişinin tüm kuvvetini vermeye değer bir savaştır; zorluklar büyüktür ama uğruna kavga verdiğimiz baskı ve sömürünün ortadan kaldırılması amacı da büyüktür.
İnsanların açlık çektikleri, işsizliğin giderek daha felaket bir hal aldığı koşullarda, fazladan bir birim tahıl saklayan, devleti bir birim yakıttan mahrum bırakan herhangi biri açık-ara suçludur.
Böylesi bir dönemde ve gerçekten komünist bir toplum için her bir birim tahıl ve yakıt, aptalların zihinlerini bulandıran ve onlara yeryüzündeki köleliğin ödülü olarak cennet krallığı vaat eden papazların kutsalları karşısında gerçek anlamda kutsaldır. Ve bu hakiki kutsalı papazların “kutsallıklarının” her kalıntısından kurtarmak için onu pratik olarak mülk edinmek, uygun dağıtımını pratikte sağlamak ve istisnasız biçimde tümünü toplamak zorundayız; her bir artık tahıl tanesi dükkânlara getirilmeli, tüm ülke stoklanmış ya da depolanmış artık tahıllardan arındırılmalıdır: yakıt üretimini arttırmak, yakıt ekonomisini en üst düzeye çıkartmak ve dağıtım ile tüketiminde en etkin seviyeye ulaşmak için gereken her çabadan istifade edebilmek için işçinin katı disiplinine ihtiyacımız vardır.
Çalışma yoğunluğunu on katına çıkartmak, muhasebe ve kontrol konularında Sovyet iktidarının yerel organlarına yardımcı olmak ve silahlı kuvvetler eliyle vurgunculuğun, yolsuzluğun ve sünepeliğin kökünün kurutulması için tahıl ve yakıt üretim, ikmal ve dağıtım merkezlerine ilerici işçilerin yapacağı kitlesel bir “haçlı seferi”ne ihtiyacımız vardır. Bu yeni bir görev değildir. Uygun bir ifadeyle tarih ortaya yeni görevler çıkartmamakta yalnızca devrimin çapı, zorlukları ve dünya-tarihsel hedefinin büyüklüğünün büyümesi gibi, eski görevlerin boyut ve çaplarını büyütmektedir.
Ekim Devriminin –Sovyet devriminin– en muazzam ve yok edilemez kazanımlarından biri fakirlerin, kır emekçi kitlelerinin, emekçilerin devletinin kurucusu olarak ilerici işçinin “halka gitmiş” olmasıdır.
Petrograd ile diğer proleter merkezler en iyi binlerce işçisini kırsal alanlara göndermiş durumdadır. Kaledinler ve Dutoy’larla savaşan asker ve iaşe müfrezeleri yeni değildir. Eli kulağındaki felaket ve durumun akutluğu bizleri öncenin on katını yapmaya zorlamaktadır.
İşçinin, fakirin ilerici öncüsü olması onun bir aziz olduğu anlamına gelmez. İnsanlara yol göstermenin yanında küçük-burjuva çözülme hastalığını da kapmıştır. En örgütlü, sınıf bilinci en yüksek, en disiplinli ve azimli işçi müfrezeleri ne kadar az; bu müfrezeler ne kadar çok yozlaşırlarsa geçmişin küçük-girişimci dürtüleri geleceğin proleter-komünist bilinci üzerinde daha çok muzaffer olacaktır.
Komünist devrime başlamış işçi sınıfı toprak sahibi ve kapitalistlerin, sömürücüler ile parazitlerin toplumları ile iğrenç bencillik ve azınlığın kişisel kazançları ve çoğunluğun sefaletine dayalı toplumundan miras alınan zayıflıklar ve ahlaksızlıkları bir anda üzerinden atamaz.
Fakat ahlaksızlık ile zayıflıklarıyla eski dünya ancak deneyimle her zamankinden daha fazla aydınlanmış ve mücadelenin zorluklarıyla her zamankinden daha fazla sertleşmiş işçi müfrezelerinden daha çoğunun düşmanın karşısına dikilmesiyle mağlup edilebilir.
Rusya’daki bugünkü durum tamı tamına budur. Bölünmüş olarak ve kendi başımıza ne kıtlıkla ne de işsizlikle mücadele edebiliriz. Bu büyük ülkenin her köşesine ilerici işçilerin açacakları kitlesel bir “haçlı seferi”ne ihtiyaç var. Sınıf bilincine sahip ve komünizme sınırsızca adanmış proleter çelik müfrezelerin on katına ihtiyacımız var. Ancak bundan sonra kıtlık ve işsizlik karşısında muzaffer olabiliriz. Ancak o zaman devrimi sosyalizmin gerçek uvertürü kılabilir ve emperyalist akbabalar karşısındaki muzaffer savunma savaşını verebilecek bir pozisyona sahip olabiliriz.
Kaynak: “A Letter to the Workers of Petrograd”. Collected Works, v.27, 1974, Progress Publishers, Moscow. ss. 391-398.
[1] Rech (Söylev) – Kadetlerin merkezi yayın organı günlük gazete; Şubat 1906’dan itibaren St.Petersburg’da yayımlanmıştır. 26 Ekim (8 Kasım) 1917’de Devrimci Askeri Komite tarafından kapatılmıştır.
[2] 1904-05 Rusya-Japonya savaşında Rusya ordusunun yenilgisinden sorumlu Çar generalleri.
[3] “Kıtlık Üzerine (Petrograd İşçilerine Bir Mektup)”, Putilov (sonra Kirov) Fabrikasının satın alma komisyonu başkanı A.V. Ivanov ile yapılan bir konuşma sonrasında Lenin tarafından yazılmıştır. Lenin Putilov işçi temsilcisinin söylediklerine dikkat ettikten sonra ona Putilov işçilerine aktarmak üzere Hükümetin, “ülkenin iaşe durumunu çözmek için kararlı önlemler aldığını” söylemiş ve Putilov işçilerine teslim edilmek üzere kararnamenin bir kopyasını vermiştir. Kararname İaşe Komiserine kıtlıkla savaşmak için istisnai yetkiler vermiştir. A.D. Tsyurupa’ya yazdığı bir mektupta Lenin Ivanov’la olan konuşmasından bahsetmiş ve “Ona fikrimi söyledim: kırsal burjuvaziye karşı bir kampanya için “Petrograd işçileri bir grev çizgisi, güvenilir bir işçi ordusu kurmadığı sürece kıtlık ve devrimin yok olması kaçınılmazdır (Lenin Miscellany XVIII, s. 163). Lenin İaşe Halk Komiserliğine Petrograd işçi müfrezelerine her türlü desteğin verilmesini söylemiştir. 1918 Haziran’ında 400 kişilik ilk iaşe müfrezesini aktif hale getirmiştir.