Ana SayfaKürsüAğız, Söz, Şeker

Ağız, Söz, Şeker

Bugün radikal bir siyasi-toplumsal dönüşümün imkânlılığı bağlamında önemle düşünülmesi gereken mevzulardan bir tanesi, günümüz insanının enginlere sığmaz akıllılığıdır. Herkes çıkarını en iyi şekilde bilmekte, onu en doğru, yani olabilecek en tehlikesiz yerde aramakta ve değişen derecelerle de olsa, mümkün olduğu kadarıyla bulup hoşnut olmaktadır. Bireyin zaferidir yaşanan. Ama çok akıllı uslu bir bireyin zaferidir bu, kendi bireyliğinin kuruluşunun olanaklılık koşulları hakkında düşünmeyecek ve düşünemeyecek bireyin zaferidir. Kendine gömülü olduğu yerden makamına yabancı görünen her şeye çatarak, hatta lanetler savurarak ferahlık bulan bireyin zaferidir. Yapay zekâya baktırdığı kahve falıyla değerli mineraller etrafında dönen savaş arasında hiçbir bağ olmadığını sanan bireyin zaferidir. Burjuva bireyin zaferidir.

Birey olmaktan çıkmak mümkün değildir elbette, mümkün olmadığı oranda istenir de değildir. Ama ne oldu bireyliğin karşı çıkan, gerektiğinde kendine bile karşı çıkabilen, cesur ve şaşırmaya, şaşırdığıyla yeri geldiğinde hemhal olmaya teşne biçimine? Ama yok, istiyoruz ki alışkanlıklarımıza kimse dokunmasın, suyu kimse bulandırmasın, günlük bildik aşımıza ağı katılmasın. Bildiğimiz yolda gidelim. Ama bakalım bir şiirlerine; bir Orta Çağ âşığının bireyliği çoğumuzunkini gölgede bırakabilecek düzeyde değil midir? Hem de bu bireyliği koruyup kollayacak bütün bir iktisadi-siyasi ağ henüz ortalıklarda yokken o vakitler.

İnsanın bugüne kadar getirdiği varlığı, aynı insanın yüzer-gezer düşüncelerinin, hislerinin, emin olamadığı hedeflerinin, iradesinin karşısına direnç gösteren bir güç, bir duvar olarak dikiliyor. İşte bu nedenle bazen, belki de önemli sonuçları olacak bir rahatsızlığın peşinden gitmiyor, ona deva bulunmasın istiyoruz. Çünkü o önemli sonuçlardan kaçınmak için hayatımızda bayağı bir şeyi değiştirmemiz gerekecek muhtemelen. Öyleyse bir yönüyle bir sorunumuz olduğunu da biliyoruz; öyle ya, çok biliyoruz zaten ve çok bildiğimizden sorunun üstünü kapatmayı tercih ediyoruz. Sorun yokmuş gibi yapıyoruz. Sorun −tabii ki ve yalnız− başkalarında.

Tarikatın neyine karşıyız?

Türkiye’deki dinselleştirmenin ivmesi herkesin malumu; ilgili projenin ayaklarından birini teşkil eden tarikatların başta kadın ve çocuk kurbanlarının anısını unutmamak gerektiği gibi böyle başka zulümlerin yaşanmaması için verilen mücadelelerin de vazgeçilmez bir önem ve kıymette olduğunu teslim etmek gerekiyor. Ancak tarikat söz konusu olduğunda, bu zulümlere mi karşı çıkıyoruz sadece, yoksa başka, belki canımızı daha da sıkan başka bir şeye daha mı? Veri tarikatlardan mı dertliyiz sadece, yoksa tarikatın kendisiyle ve bunun çağrıştırdığı diğer bütün her şeyle, bütün bir dünyayla mı derdimiz var?

Kişinin iradesini başka birine / bir şeye teslim etmesi illa mazlumluk mu getirir; bönlük, uysallık mı getirir? Burjuva bireyimiz için öyledir, tarikatın adından bile korkar hemen bu nedenle. İstendiği anda değiştirilip hiçbir mesuliyet getirmeyecek bağlılıklar arasında gönlünce köşe kapmaca oynamak daha keyiflidir. Beri yandan, yüzleri buruşturacak bir teslimiyet yalnız tarikatta mı olur, bu sorulmaz; sol mahfiller de dahil olmak üzere, farklı isimler taşıyan birçok kurumun içinde, kurbanlar yaratan teslimiyetler yok mudur? Çok uzak olmayan bir yerlerde sosyalistler düzenli aralıklarla Türkiye’de devrimin meselelerini değil de İstanbul’un özgürlük cennetlerinde yaşanan taciz-tecavüz vakalarını ele almak üzere toplanmıyorlar mı? Kuşkusuz karşılaştırmada adaletli olmak lazım, herkesin günahı da boyu ölçüsünde. 

İşin bir başka boyutu da Kemalizmle ilgili elbette. Burjuva birey/solcu, Kemalisttir. Olabilecek en nötr anlamıyla, vasat bir bireydir. Dolayısıyla dinsel olanı refleksif bir işlemle düşman, suçlu, öcü olarak damgalar. Ama bir yandan da örneğin Alevileri gerçek bir dinsel özne olarak kabul etmek istemez, aynı damgalamayı onlara yapmaz, layık görmez onlara bu damgayı daha doğrusu; Aleviliği özünde bir kültür, bir yaşam biçimi vs. olarak görür. Ve bu bakımdan da Kemalisttir, aydınlanmış Sünniliğin taşıyıcısıdır. Halbuki Kızılbaşlık da varlığını bir tarikat olarak kurmuş durumdaydı zamanında, bu akla gelmez. Kemalistler gibi sosyalistler de Alevilere onları tanımayarak ayrıcalık sunar, ne kadar sunuyorlarsa. Türkiye’nin solcusu din, tarikat vs. deyince Sünnilikten başkasını tanımaz. Bu tanımama nedeniyle değil midir ki dolambaçlı analizlere girişilerek Maraş Katliamı’ndan, Sivas Katliamı’ndan dahi Alevilerin izi silinmeye çalışılır; şehitleri Aleviler olan bir ayaklanma, Alevi ayaklanması dışında her isme layık görülür vs.

Soyut düzlemde, bir tarikatta yaşanabilecek her türlü kötülüğün başka türden teşkilatlar içinde yaşanma ihtimali vardır ve somut düzlemde bunlar yaşanmıştır da zaten. Bunların müsebbibi olanların birçoğu da oldukça akıllı, kafasını hiçbir yere kiraya vermemiş, her şeyin doğrusunu kendisi bilen, aklını kullanmaya cesaret eden kimselerdir. Bireylerdir. Dinle de alakaları yoktur.

Bugün Türkiye’de tarikatlar ve parçası oldukları dinselleştirme projesi başta Aleviler olmak üzere diğer dini grupları, ateistleri, kadınları ve çocukları tehdit etmektedir ve buna karşı savaşılması gerekir; bu bir veridir. Ama bu, tarikatın kendi başına, her zaman ve zeminde kötü bir şey ve tarikat olmayanın her zaman ve zeminde doğru veya kabul edilebilir bir şey olduğu anlamına gelmez; bu da bir veridir. Öteye beriye bakıp gözlerimizi her geri çevirdiğimizde de kendi gündelik hayatımızın kurucu sütunları önünde −kuşkusuz dini hisler taşımaksızın− başımızı eğiyorsak bu düzenle temelden bir derdimiz de yok demektir.

Bugünün bireyine/solcusuna gerekli olan bir çeşit tarikat ruhudur. Fazla akıllı olmaktan bir vazgeçişe girişmektir. Sinikliğe paydos için uğraşmaktır. Doğan Avcıoğlu memleketine dönerken Abidin Dino’ya merak buyurmamasını, Türkiye’de sosyalizmi kuracaklarını söylüyordu. Bugün bu cümleyi o anın ciddiyetiyle kaç kişi kurabilir ve aynı ciddiyetle kim durabilir arkasında? Veya parti kartını alan İKD’li bir genç kadının gözyaşları dalga geçilecek, en hafifinden artık alakasız gözükecek bir ‘70’ler hastalığı değil midir bizler için? Elbette ki kandırılmaya çok daha meyyaldir o kadın, muhtemelen kandırılmıştır da. Peki kanmayarak ne elde edilmektedir?

Ama daha önemli soru şu: Zaten kanmadığımızı nereden biliyoruz?

Kendi varlığının, düşüncelerinin, eylemlerinin olanaklılık koşullarını sorgulamaya girişmeyen herkes tutucudur ve kendinizi bir an da olsa başkalarına / başka şeylere bırakmadan bahse konu sorgulamanın başlaması pek mümkün olmaz. Gericilik yalnız bir olası dinsel konum olarak düşünülmemelidir.

Yazık ki “adalet için”

“Zîrâ bir kişi şeker dimekle ağzı tatlu olmaz,” buyuruyor Buyruk.

Saraçhane’den beridir herkesin şeker demesini ama oluşan harekete gerçek bir savaşım yürütme niteliğini kazandıracak tadın bir türlü oluşmamasını da yukarıda söylenenler bağlamında düşünmeli. Tam da teslimiyete olan bağışıklığımız, akıllara zarar evrenselciliğimiz, uysal bireyliğimiz yüzünden kaçırmadı mı muhalefet sonunda kazanabilecek bir lider bulmayı? Onu kazanırken en azından kendini kazanma ihtimalini kazanmayı? Çok okumuşundan az okumuşuna, elitinden yoksuluna dek Saraçhane’deki her bir kimsenin “niye buradasınız?” sorusuna “adalet için”, “özgürlük için”, “haklarımız için” yanıtını vermiş olması bu nedenlerden değil miydi? Hâlâ “İmamoğlu” yerine bunlar söylenmiyor mu cevap olarak? Tabii bizim gibi insanlara da böyle her gediğe oturan, her ağza uyan, ipliksi, heyulamsı laflar yakışır. Belli ki muhalefetin lideri (neyse ki bir boş-gösteren olan) Atatürk olarak kalmaya devam edecek.

***

Buyruk diyor ki: “El virüb bir pîrin eteğin tutmak gerek. Zîrâ Hakk’ı isteyen bir Hak ehliyle yoldaş olmayınca Hakk’ı bulmaz, ne kadar kim yalınuz cehd iderse menzil almaz.” Ama gururumuz bize etek tutturmaz. Böyle düşünmek isteriz daha doğrusu.

Bireyde ağız, ağızda söz, sözde şeker; tattan ise bahis yok.

Buyruk’tan yapılan alıntılar için bkz. Rıza Yıldırım, Menâkıb-ı Evliyâ (Buyruk). Tarihsel Arka Plan, Metin Analizi, Edisyon-Kritik Metin, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2020, s. 392 ve s. 413.

Yazarın Diğer Yazıları

Aynı kategoriden yazılar