
Altan Tan gibi bir Sünni dini nasıl görür? Tamamlanmış, bitmiş bir vaka olarak görür; esası ve sahtesi olan bir şey olarak görür ve böylece bitmiş olanı kendi sözde tamamlanmışlığına alet ederek başkalarının sözde eksikliğini çığırır; esas Sünniliğe, esas Aleviliğe, esas dine işaret ederek devletinin canını sıkanları yapma, yapmacık, yoldan sapmış olmakla suçlar. Neden yapar peki bunları, neden dini böyle görür? Çünkü dini böyle görmek Tan’ın işine gelir; din onun için dünyevi çıkarlarının berkitilmesinin en emin ve kolay aracıdır. Sünnilik bugün özgür değilse, ritüeller ve devlet vaazlarıyla örülü bir dindarlıksa, normatif ilkelerin hayatın gündelikliğine güzelce eriyip karıştığı bir vasattan uzaksa bu, Altan Tan ve onun gibilerin yaratıp sürdürdükleri din anlayışı/yorumu nedeniyledir. Bunun sade suya bir yorum olmaktan öte, kökleri on birinci yüzyıla kadar dayanan bir kurumsallığın üzerinde bugünlere gelmiş olduğu da unutulmamalıdır.
Halbuki din yaşamaktadır. Hem de öyle bir yaşamaktadır ki Tan gibilerin, dinin olmazsa olmazları başlığında sayıp dökebileceklerinin sabitliğini yadsır biçimde –hem de ne yadsımak! Örneğin ilk asırların Müslüman dünyasına gidecek olsaydınız Allah’ın gökte olduğu inancının −Kitap’taki referansı da gösterilerek− umumiyetle benimsenmiş olduğunu görecektiniz, daha sonra ise soyut Allah tasavvuru güçlü biçimde öne çıkmıştır ve bugün de cari olan inanç umumiyetle budur; dolayısıyla Allah’ın varlığının mahiyeti gibi oldukça kritik bir konuda dahi büyük bir değişimin vuku bulduğu aşikârdır. Kimin aklına bu değişim nedeniyle gökteki Allah inancıyla yaşamış nice nice insanı Müslümanlığın dışına atmak gelir, aklına gelse bile bunu kaç kişi söyler ve söylense doğru olur mu bu? Ama ‘eksik Müslümanlığın’, Aleviliğin alanındayız, öyle ya; burada akla gelen ilk şey hemen söylenebilir, muhatabınız din altı veya din dışı, dolayısıyla insan altı veya insan dışıdır ne de olsa! Alevi Açılımı sırasında da nece olduğumuz, ne kadarca olduğumuz tartışılıyor, hesap sormaya esas layık olan bizden hesap soruluyordu, şimdi de öyle!
Tan’ın şuradan buradan duymuş-okumuş olduğu bir-iki orta malı bilgiyi aralara serperek Alevilikle gerçek bir entelektüel ilişki kurmaya çalışmış taklidi yapması da ayrıca seyre değer! Ayrıca Altan Tan; o mısra “yürüyün dostlar, Şah’a gidelim” değil, “açılın kapılar, Şah’a gidelim”. Pir Sultan zindandaydı çünkü, sizin müteşerri din anlayışınızın dizi dizi sıralamakla iftihar ettiğini derinden bildiğimiz zindanlardan birinde işte; öylece yürüyüp gidemezdi, “açılın kapılar” dedi o yüzden ve kapılar o an bizim kapılarımız oldu; gerçek bir imanla söylenen sözdür kilitli kapıları açan çünkü, ister fizik hayatta olsun ister zihnimizin, gönlümüzün ta ortasında olsun –devlet dininin yolunu sürenler bilmez ama ikisini pek ayıramayız biz birbirinden zaten.
Aleviliğin mottolarından biri “yol bir, sürek binbir”; çok derin bilgilerin içinde bu söz yok mu çok sayın Altan; böyleyken mevcut haliyle Sünniliğe dahi giydirilemeyecek bir deli gömleğini Aleviliğin, Alevilerin üstüne giydirmeye çalışıyorsun! Güvenebileceği neredeyse hiçbir dayanağı olmayan bir geniş topluluğun “Çaldıran Ruhu” naralarından haz alıp da Öcalan’ın arkasından katar katar yürümesini mi bekliyordun! İstanbul’da yaşayan, İstanbul’dan geçen Aleviler bu ruhun üfleyicisinin adını taşıyan bir köprüden geçip duruyorlardı zaten; bir ruhunun tekrardan çağırılmadığı kalmıştı, hem de Türk-Kürt kardeşliği adına! Bu kardeşler Sünnilikten başka bir dil bilmezler mi kardeşleşebilmek için? Lafım yok, hakkınızdır, kardeşleşin ama bütün kardeşlerin birlik olup üzerine yürüdüğü Alevilerin de hakkıdır sizin kardeşliğiniz için hisli türküler döktürmemek! Bizim arkadaşlarımız, bazen en yakın arkadaşlarımız “sizde gerçekten mum söndü var mı?” diye sordu bize yıllar yıllar içinde. Siz bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz? Düşman bile değil, insan altı bir varlık olarak görülmek nasıl bir şeydir, bir lahza olsun geçti mi aklınızdan ki onca imanlı Müslümanlarsınız!
Üzücü olansa Tan’ın tavrının değilse de anlayışının bugün sol kesimler de dahil olmak üzere Türkiye toplumunun ortak duyusunu oluşturmasıdır.
Bugün Kürt hareketi, savaş teknolojisinin gelişmesi ve ABD desteğini yitirmesi nedeniyle kendi varlığını kurtarma derdine düşmüştür, bu oldukça anlaşılır bir durumdur. Aleviler genel itibarıyla Kemalizme ve Atatürk’e sempatiyle yaklaşır, aynı nedenlerle PKK’yi de Şâfiî Kürtlerin örgütü olarak görürler, bu da oldukça anlaşılır bir durumdur. “Stockholm sendromu” lafları sıkça söyleniyordu ya bir ara yine insan altılığımızı, şeref yoksunluğumuzu yüzümüze vurmak için; hayır, bunu diyenler bir halt bilmiyor. Bakın, adamakıllı bir analiz yapabilmenin ama onun da ötesinde doğru dürüst bir insan olabilmenin temel şartlarından biri, çevrenizdeki diğer insanlara da −dost olsun, düşman olsun− ortalama rasyonaliteye sahip insanlar namıyla davranmaktır. Alevilerin Atatürk’ün cumhuriyetiyle ilgili rasyonalitesi kabaca şuydu: O çok övülen Çaldıran’dan beri izole ve büyük ölçüde devletçe-(Sünni-)toplumca tanınmamış halde yaşadıkları hayattan çıkarak, Sünniliği ‘aydınlanmış’ bir Sünnilik haline getirerek zapturapt altına alma ve operasyonalleştirme derdindeki Kemalist devletin gözetiminde “yurttaş” oldular, bunun karşılığında da bir süre daha anonim kalarak (Alevi olamayarak) bedel ödediler. Kusura bakmayın ama ‘38’i bilip üzüntüsünü duymalarına rağmen insanlar belli ‘kâr-zarar’ hesapları yapıp yine de o “Atatürk Cumhuriyeti”ne tutunabilirler –Kürt hareketi şu anda daha iyisini mi yapıyor Allah aşkına! Alevilerin haline bakıp da “Bu, katil seviciliği” diyen bir insan, ezilenlerle attığını söyleyen yüreğini söküp atsın daha iyi! Ayrıca, Aleviler, kendilerine bu toplumun bir parçası olma yolunda gerçekten inandırıcılığı bulunan başka bir proje sunuldu da peşinden mi gitmediler!
‘Aleviler neylerse güzel eyler’ gibi banal bir mesaj vermeye çalışmadığımın anlaşıldığını umuyorum. Ama Türkiye’de Kemalist olmamakla övünen sosyalistlerin ezilenler arasında zımni olarak yaptıkları ve neye dayandırdıkları da tam belli olmayan ayrımı anlamıyorum. Kürtler devletle iş tutar, post-Kemalist sosyalistlerimiz “ama yazık” pozisyonu takınır. Alevilerse en iyisinden, Kemalizmden bir türlü kurtulamamış, yanlış bilinç esiri “yaşam tarzı” sahipleri olarak kodlanır. (Biliyorsunuz, din adı sadece Sünniliğe layıktır, solcular da bu konuda hemfikirdir.) Bu sosyalistlere haberim şu: İşler “yolunda” giderse, kurumsallığınızın bir kısmını ve neredeyse bütün zihniyetinizi domine etmiş olan Kürt hareketi, elleri arasındaki sol-sosyalist âlemi hiçe çevirerek Mücahit Bilici gibilerin hayalini kurduğu bir “güçlü” (!?) sağ partiye dönüşecek. O halde bir alt kültür olarak devrimci hareketin yakın zamanda ortadan kalkması güçlü bir ihtimal gibi görünüyor. Neyse ki Türkiye’nin zaten gerçek bir muhalefet hareketi var.